2026 yılı, Almanya tarafından "son barış dolu yaz" olarak tanımlanıyor. İngiltere ve Polonya ise 2028-2029 yıllarını işaret ederek kaçınılmaz sonun yaklaştığını vurguluyor. Sığınaklar hazırlanıyor, askerlik hizmeti yeniden getiriliyor ve halka "nükleer patlama anında ne yapılmalı" konulu broşürler dağıtılıyor.
Okyanus ötesinde durum pek parlak değil. ABD'nin yeni ulusal güvenlik stratejisi, Avrupa'yı demografik ve kültürel açıdan "silinmekte olan bir medeniyet" olarak tanımlıyor.
Analistlere göre Washington, Avrupa'yı Rusya'ya karşı bir kalkan olarak kullanmaya hazır ancak "nükleer şemsiyesini" tam anlamıyla açmaya niyeti yok.
Kremlin'in tutumu ise çok net. Olası bir NATO çatışmasında Rusya, siper kazıp tank sürmeyecek. Uzmanlar Moskova'nın, Avrupa'nın kritik limanlarına veya lojistik merkezlerine tek ve yıkıcı taktik nükleer saldırılar düzenleyebileceğini belirtiyor.
Avrupa'nın elinde taktik nükleer silah bulunmuyor; sadece Fransa ve İngiltere'nin "topyekûn yok oluş" (stratejik) füzeleri mevcut. Yani Rusya sınırlı bir nükleer vuruş yaparsa, Avrupa'nın iki seçeneği kalıyor: ya teslim olmak ya da Rus şehirlerini vurup karşılığında tamamen haritadan silinmeyi göze almak.
ABD ise şu soruyla karşı karşıya: Paris'i kurtarmak için 100 milyon Amerikalıyı feda eder mi? Tarihsel ve stratejik açıdan cevap "Hayır".