Gündem

6 Şubat Depreminin 3. yılında Şener Üşümezsoy'dan çarpıcı açıklama: "İstanbul'da deprem olmayacak"

Türk yer bilimci ve deprem bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İstanbul’da yıllardır pompalanan “büyük deprem” söyleminin bilimsel olmaktan çıktığını savundu. Deprem korkusunun, inşaat sektörü ve medya eliyle bir pazarlama aracına dönüştürüldüğünü söyleyen Üşümezsoy, “İstanbul depremi tartışması benim için 1999’da kapandı” dedi.

Türkiye’de deprem tartışmaları her büyük sarsıntının ardından yeniden alevlenirken, Türk yer bilimci ve deprem bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy bu tartışmaya alışılmışın dışında bir yerden yaklaşıyor. Depremin tek bir tarih ya da tek bir şehir üzerinden ele alınmasının gerçeği perdelediğini savunan Üşümezsoy, bu çarpıcı değerlendirmeleri Türkinform muhabiri Sema Ersoy’a anlattı. Üşümezsoy’a göre bugün deprem başlığı altında konuşulanların önemli bir kısmı bilimden çok siyaset, medya ve inşaat sektörüyle ilgili.

“BU MESELE 6 ŞUBAT DEĞİL, DAHA GENEL”

Depremi tek bir tarih ya da tek bir şehir üzerinden ele almanın yanlış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, 6 Şubat depremlerinin ayrı bir gerçeklik olduğunu, ancak İstanbul tartışmasının bambaşka bir zeminde yürütüldüğünü ifade etti. “Ben depremi bugün olan ve olacak olan üzerinden değerlendiriyorum. İstanbul özelinde konuşulanlar bilimden çok siyasetin ve sektörün dilidir” dedi.

“BUNU BİLİM Mİ AÇIKLIYOR, SİYASET Mİ?”

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, milyonlarca insanın hâlâ riskli yapılarda yaşamasının deprem gerçeğinden bağımsız düşünülemeyeceğini, ancak bu tablonun yalnızca bilimsel uyarılarla açıklanamayacağını söylüyor. Tam da bu noktada tartışmayı siyasal zemine taşıyor:

“Hala milyonlarca insanın riskli yapılarda yaşıyor olmasını bilim mi açıklıyor, siyaset mi?”

Bu sorunun cevabının da açık olduğunu savunan Üşümezsoy’a göre, “Bilim insanları ne derse desin, sonuçta uygulanan şey siyasetin tercihidir.”

İSTANBUL ÇELİŞKİSİ: ‘DEPREM DENİLDİ, NÜFUS KATLANDI’

İstanbul için yıllardır “büyük deprem olacak” denildiğini hatırlatan Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, buna rağmen kentin nüfusunun 8 milyondan 20 milyona çıkmasına dikkat çekti. “Eğer gerçekten yıkıcı bir deprem kaçınılmaz olsaydı, bu kent bu kadar büyür müydü?” diye soran Üşümezsoy, yeşil alanların, ormanların ve kıyıların sistematik biçimde inşaata açıldığını söyledi.

DEPREM KORKUSU NASIL BİR SEKTÖRE DÖNÜŞTÜ?

Deprem söyleminin zamanla toplumu uyaran bir bilimsel çerçeveden çıkarak, inşaat sektörünün pazarlama diline dönüştüğünü savunan Üşümezsoy, “depreme karşı önlem” gerekçesiyle İstanbul’un betonla kuşatıldığını belirtti.
“Sağlam bina söylemiyle gökdelenler dikildi. Uydu haritalarına bakın, İstanbul’un çevresi kulelerle doldu” ifadelerini kullandı.

“AKILLI İNŞAATÇI, GERÇEKTEN DEPREM BEKLENEN YERE BÖYLE YAPMAZ”

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, büyük deprem riski olduğu iddia edilen alanlarda yüksek yoğunluklu yapılaşmanın kendi içinde bir çelişki olduğunu söyledi. Üşümezsoy, “Akıllı bir inşaatçı, gerçekten yıkıcı bir deprem beklenen yerde bu kadar yoğun yapılaşmaya gitmez” dedi.

“İSTANBUL DEPREMİ TARTIŞMASI BENİM İÇİN 1999’DA BİTTİ”

En dikkat çeken çıkış ise İstanbul depremine dair oldu. Üşümezsoy, 1999 Marmara Depremi’nin ardından bu tartışmanın bilimsel olarak kapandığını savundu. “1999’dan sonra İstanbul’da büyük bir deprem beklenmiyor. Küçük sarsıntılar olabilir ama bu sürekli pompalanan senaryoların bilimsel karşılığı yok” ifadelerini kullandı.

“MEDYADA MANŞET UĞRUNA KORKU ÜRETİLİYOR”

Şener Üşümezsoy, medyanın da bu sistemin parçası hâline geldiğini öne sürdü. İnşaat sektörünün reklam gücünün haber dilini şekillendirdiğini savunan Üşümezsoy, “Manşet çıkmıyorsa haber okunmuyor. Bu yüzden sözlerimiz kesilip biçiliyor” dedi. Yazılı beyanat ve kısa açıklamalara bu nedenle mesafeli olduğunu söyleyen Üşümezsoy, “Yarım saat konuşuyorum, üç cümle çekilip manşet yapılıyor. Bu gazetecilik değil, toplumu yanlış yönlendirmektir” ifadelerini kullandı.

“DEPREM ARTIK BİR KORKU REFLEKSİ”

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’a göre bugün gelinen noktada deprem, bilimsel bir riskten çok, medya ve inşaat sektörü eliyle üretilen bir korku refleksine dönüşmüş durumda. “Deprem üzerinden korku üretmek artık bir medya refleksi haline geldi” diyen Üşümezsoy, asıl sorulması gereken sorunun 20 yıldır neden aynı döngünün tekrarlandığı olduğunu vurguluyor.