ABD Venezuela'ya saldırdı, görünmez silah 'yapay zeka' devreye girdi!

Yapay zeka artık yalnızca teknolojik bir ilgi alanı değil, doğrudan siyasi algı mühendisliğinin merkezinde duran bir araç haline geldi. Özellikle Venezuela’ya yönelik ABD operasyonu sonrasında sosyal medyada dolaşıma sokulan içerikler bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri oldu.

Dans videolarına uyarlanmış sahneler, mizah kisvesi altında servis edilen montajlar ve gerçeklik hissi güçlü yapay zeka görüntüleri, öyle ki milyonları kandırabilecek bu tür içerikler dezenformasyonun en büyük ayağını oluşturuyor.

Bu içeriklerin ortak bir dili var: Nicolas Maduro’nun mağdur, köşeye sıkışmış ve savunmada gösterilmesi ve Donald Trump’ın güçlü, kararlı ve oyunu kuran aktör olarak resmedilmesi. Buradaki mesele, kimin haklı olduğundan çok, kimin nasıl algılandığı. Yapay zeka görüntüleri, klasik propaganda araçlarından farklı olarak izleyicinin savunma refleksini düşürüyor ve inanç düzeyini etkiliyor. Çünkü bu içerikler haber formatında değil; eğlence, ironi ve viral kültür üzerinden yayılıyor. İzleyen kişi çoğu zaman bir siyasi mesaj aldığının farkına bile varmıyor. Örneğin, Maduro'nun tutuklandığı esnada herhangi bir yara aldığı gündeme gelmedi. Bu sebeple aşağıdaki fotoğrafta ortadaki resimde Maduro'nun üzerindeki kan gerçekçi değil. Ancak bunun gerçekçi olmadığını bilse dahi kullanıcı, ister istemez bu fotoğrafta Maduro'nun perişanlığından etkileniyor ve algısı buna göre şekilleniyor.

Bir başka yapay zeka ürününde ise Maduro'nun tutuklandığı bir videonun operasyon görüntüleri gerçekmiş gibi servis ediliyor. X üzerinden paylaşılan gönderide, oldukça gerçekçi ve detaylı görüntüler eklenmiş. Bu videoya inanılmasa dahi, kapsamlı bir operasyon düzenlendiği algısı insanların zihnine yerleştirilebilir. Bu videonun paylaşılmasındaki olay ise, bunun okuyucunun zihnine yerleşebilme ihtimali.

Bu durum, uluslararası ilişkilere bakışımızı da köklü biçimde değiştiriyor. Geleneksel olarak devletlerin söylemlerini resmi açıklamalar, diplomatik belgeler ve liderlerin demeçleri üzerinden okurduk. Bugün ise küresel kamuoyu, liderlerin dans eden avatarları, abartılı mimikleri ve kurgu sahneleri üzerinden pozisyon alıyor. Gerçek ile kurgu arasındaki sınır bulanıklaştıkça, algı gerçeğin önüne geçiyor. Güç, artık sadece askeri kapasite ya da ekonomik büyüklükle değil, dijital anlatıyı kimin kontrol ettiğiyle de ölçülüyor. Bu durum özellikle İsrail’in TikTok ve YouTube ile yaptığı anlaşmalarla da karşımıza çıktı. Bu noktada algıyı yönetebilmek için büyük medya şirketlerinin sağladığı imkanları kullanma ihtiyacı hasıl oldu. Çünkü bireyler kitlelere dönüşebilir ve kitleler de daha kolay kontrol edilebilir.

Bu durum aslında yeni bir oluşumun unsuru değil, sadece araçlar değişti. 11 Eylül saldırılarından sonra Amerikan sinemasında inşa edilen imajlar bunun temelini oluşturuyor diyebiliriz. Hollywood filmlerinde ve Batı sinemasında “tehdit” figürü uzun yıllar boyunca belirli coğrafyalarla ve kimliklerle özdeşleştirildi. Sarıklı, cübbeli, Arapça konuşan karakterler çoğu zaman irrasyonel, şiddete meyilli ve ekranda intihar bombacısı profilleriyle sunuldu. Bu temsiller birer birer filmlerle değil, onlarca yıl boyunca tekrar edilerek küresel bir bilinçaltı oluşturdu. Sonuçta Orta Doğu, karmaşık siyasi ve tarihsel gerçekliğinden koparılarak tek boyutlu bir güvenlik sorunu olarak algılanmaya başlandı.

Bugün yapay zeka görüntüleriyle yapılan da özünde aynı şey. Fark şu ki, sinema salonları yerine sosyal medya kullanılıyor ve bu süreç çok daha hızlı işliyor. Bir ülkenin lideri birkaç saat içinde ya kahramana ya da karikatüre dönüştürülebiliyor. Bu da dış politikayı yalnızca devletler arası bir oyun olmaktan çıkarıp kitlelerin duygularına hitap eden bir gösteriye çeviriyor. Örneğin Beyaz Saray, Maduro'nun tutuklandığı görseli paylaşarak 'Bilmiyorsanız, artık biliyorsunuz' diyerek kartal emojisi eklediği bir metin yazdı. Bu durum Beyaz Saray'ın sosyal medya araçlarını etkili bir biçimde kullanarak algıyı yönetebildiği bir sahneyi gözler önüne seriyor.

Algı üzerinden kurulan bu yeni düzen, sorgulama ihtiyacını zayıflatıyor. Bu durumda insan edilgen ve kontrol edilebilir bir yapıya dönüştürülmek isteniyor. Görüntü ikna ediciyse, bağlam önemsizleşiyor. Oysa uluslararası ilişkiler tam da bağlam üzerine kurulu bir alan. Tarih, çıkarlar, güç dengeleri ve yapısal faktörler… Artık hepsi birkaç saniyelik viral videolara sığdırılarak karşıya ne düşünülmesi gerektiğinin söylendiği bir araca dönüşüyor.

Şu noktaya değinmek gerekir ki, yapay zeka çağında kritik mesele sadece teknolojiyi kimin kullandığı değil izleyicinin ne kadar bilinçli olduğu. Dün filmlerle inşa edilen düşman imgeleri, bugün algoritmalarla yeniden üretiliyor. Eğer bu süreci yalnızca eğlenceli bir dijital akım olarak görürsek, yarın hangi liderin güçlü, hangi ülkenin haklı olduğuna başkalarının bizim yerimize karar vermesine de sessizce razı olmuş oluruz. Bu noktada dijital okuryazalığın geliştirilmesi, kitlelerin sosyal medyayı sadece bir haber ve bilgi aracı olarak görmemesi gerekiyor.

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*