Türkiye ve Mısır arasında on yılı aşkın süredir devam eden diplomatik soğukluğun ardından başlayan normalleşme süreci, son dönemde gerçekleştirilen ortak askeri gövde gösterileriyle stratejik bir ittifaka dönüşüyor. İki ülkenin Doğu Akdeniz'de gerçekleştirdiği "Dostluk Denizi" deniz tatbikatının ardından, son olarak Haziran 2026'da kapsamlı F-16 ortak hava harekatı eğitimlerine başlaması, Tel Aviv hattında alarm zillerinin çalmasına neden oldu.

İsrail’in önde gelen medya mecraları Haaretz ve Ynet, iki bölgesel gücün askeri ve siyasi yakınlaşmasını manşetlerine taşıyarak, bu yeni denklemin İsrail'in denizlerdeki ve enerji hatlarındaki mutlak üstünlüğünü ciddi şekilde riske attığını yazdı.

Putin, ASEAN Zirvesi'nde Bakan Fidan'ı ağırladı: "Türkiye ile ilişkilerimiz artık dostane bir niteliğe ulaştı"
Putin, ASEAN Zirvesi'nde Bakan Fidan'ı ağırladı: "Türkiye ile ilişkilerimiz artık dostane bir niteliğe ulaştı"
İçeriği Görüntüle

AKDENİZ VE SEMALARDA ORTAK GÖVDE GÖSTERİSİ

Türkiye ile Mısır, Eylül 2025'te Aksaz Deniz Üssü ev sahipliğinde 13 yıl aradan sonra ilk kez düzenlenen "Dostluk Denizi-2025 (Bahr El Sadaka)" ortak deniz tatbikatıyla askeri iş birliğinin ilk güçlü sinyalini vermişti. Fırkateynler, denizaltılar, İHA ve SİHA'ların katıldığı bu deniz gövde gösterisinden sonra, Haziran 2026 itibarıyla iki ülkenin hava kuvvetleri Mısır askeri üslerinde konuşlanarak benzeri görülmemiş bir ortak F-16 savaş uçağı tatbikatı başlattı.

Yaklaşık yirmi yıldır ilk kez bu ölçekte yan yana gelen iki dev hava gücü; çok rollü sorti planlamaları, hava savunma penetrasyonu ve deniz önleme operasyonları gibi kritik taktik aşamaları birlikte test ediyor. Bu durum, iki ülkenin savunma doktrinlerinin "sembolik bir iş birliğinin" çok ötesine geçerek operasyonel bir uyuma ulaştığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

İSRAİL BASININDA STRATEJİK TEDİRGİNLİK

Yaşanan bu askeri yakınlaşma, Tel Aviv'deki güvenlik analistleri ve köşe yazarları tarafından yakından takip ediliyor. Haaretz ve Ynet gibi İsrail'in ana akım mecralarında yer alan bölgesel güvenlik analizlerinde, Ankara-Kahire ekseninin yeniden kurulmasının İsrail için en kötü senaryolardan biri olduğu vurgulanıyor.

Askeri analistler, Doğu Akdeniz'deki enerji hatları ve deniz yetki alanları üzerinde uzun süredir devam eden İsrail-Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi ittifakına dayalı statükonun, Türkiye ve Mısır'ın ortak hareket etmesi durumunda tamamen sürdürülemez hale geleceğini savunuyor. Gazze, Libya ve Kızıldeniz gibi kriz bölgelerinin tam merkezinde yer alan bu iki ülkenin askeri olarak entegre olması, İsrail'in bölgedeki hareket alanını ciddi ölçüde sınırlıyor.

ENERJİ VE DENİZ YOLLARINDA YENİ DENKLEM

İsrail medyasındaki köşe yazarlarının en çok dikkat çektiği konu ise Leviathan ve Tamar gibi stratejik doğal gaz sahalarının güvenliği ile bu gazın Avrupa’ya taşınmasını öngören enerji koridorları oldu. Türkiye ve Mısır’ın deniz sınırları ile münhasır ekonomik bölge (MEB) konularında ortak bir zeminde buluşma ihtimali, İsrail'in Doğu Akdeniz'deki tek taraflı enerji projelerini ve denizlerdeki serbest geçiş üstünlüğünü doğrudan tehdit ediyor.

Analizlerde, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin, Orta Doğu genelinde gerilimin tırmandığı bu hassas dönemde Doğu Akdeniz'deki güç dengesinin tamamen aleyhine dönmesinden ötürü derin bir stratejik endişe ve tedirginlik yaşadığı açıkça belirtiliyor.

KAHİRE'NİN REELPOLİTİK MESAJI VE WASHINGTON SESSİZLİĞİ

Uluslararası jeopolitik analizlerde ise dikkat çeken bir diğer unsur, Mısır'ın bölgedeki bağımsız duruşu oldu. Kahire yönetiminin, bir yandan Türkiye ile F-16 tatbikatı icra ederken diğer yandan bölgenin geleneksel arabulucusu Umman ile eş zamanlı komando eğitimleri yapması, Mısır'ın kendisini Batı merkezli veya İsrail eksenli ittifaklara hapsetmeyeceğinin en net ilanı olarak yorumlanıyor.

ABD yönetiminin, iki büyük müttefikinin (Türkiye ve Mısır) Washington'ın bölgesel stratejilerinden bağımsız olarak bu derece yakınlaşması karşısında sessiz kalması da İsrail güvenlik bürokrasisinde "yalnızlaşma" endişelerini körüklüyor. Analistler, Ankara ve Kahire'nin "yeni normal" olarak adlandırdığı bu ortaklık döneminin, Doğu Akdeniz'in haritasını yeniden şekillendireceği konusunda hemfikir.

Kaynak: HABER MERKEZİ