Anayasa Mahkemesi (AYM), Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin itirazı üzerine Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesindeki "süresiz olarak" ibaresini oy çokluğuyla iptal ederek aile hukukunda yeni bir dönemin kapısını araladı. Meclis'e yeni düzenleme için 9 aylık bir süre tanınırken, Adalet Bakanı Akın Gürlek "Bir tarafı ömür boyu adil olmayan bir yükümlülük altında mağdur etmeyen yeni yasal düzenlemeyi Meclis'e sunacağız" açıklamasıyla sürecin takvimini duyurdu. Kararın hukuki boyutu, geçmişi ve toplumsal yansımaları konusunda en net ve ayrıntılı analizleri Avukat Ferhat Can Atıcı, TÜRKINFORM muhabiri Sema Ersoy'a değerlendirdi.

1765958326788 Son Haber Muhabir Psd 13 (1)

"AYM NAFAKAYI ORTADAN KALDIRMADI, DOĞRU ANLAŞILMALI"

Kamuoyunda oluşabilecek yanlış algılara dikkat çeken Avukat Ferhat Can Atıcı, kararın hukuki çerçevesini netleştirerek bu hamlenin nafaka kurumunu tamamen ortadan kaldırmadığını, aksine sistemi daha öngörülebilir kılmak adına bir çağrı olduğunu belirterek şunları kaydetti:

"Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” talep edilebilmesine ilişkin ibare hakkında verdiği iptal kararı, aile hukukunda uzun süredir devam eden tartışmalar bakımından önemli bir dönüm noktasıdır. Ancak bu kararın kamuoyunda doğru anlaşılması gerekir. Anayasa Mahkemesi, yoksulluk nafakasını ortadan kaldırmış değildir. İptal edilen husus, nafakanın her somut olayda süresiz biçimde bağlanmasına imkân tanıyan kanuni düzenlemedir. Dolayısıyla mesele, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek eşin korunup korunmayacağı değil; bu korumanın hangi ölçütlerle, hangi süreyle ve hangi hakkaniyet dengesi içinde sağlanacağı meselesidir."

"AYNI İBARE HAKKINDA FARKLI BİR SONUCA ULAŞILMASI TOPLUMSAL BEKLENTİLERİN YANSIMASIDIR"

Kararın geçmişine ve AYM'nin değişen içtihadına değinen Atıcı, 2012 yılındaki reddetme gerekçelerini hatırlatarak bugünkü değişimi şöyle özetledi:

"Bu noktada kararın hukuki geçmişine de bakmak gerekir. Anayasa Mahkemesi, daha önce aynı düzenleme bakımından yapılan iptal başvurusunda “süresiz olarak” ibaresini Anayasa’ya aykırı görmemişti. O dönem Mahkeme, süresiz nafakanın her durumda ömür boyu nafaka anlamına gelmediğini, kanunda nafakanın kaldırılması veya sona ermesine ilişkin imkanların bulunduğunu yoksulluk nafakasının sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağlantılı olduğunu kabul etmişti. Bugün gelinen noktada ise aynı ibare hakkında farklı bir sonuca ulaşılması, aile hukukundaki bu meselenin yalnızca kanun metni üzerinden değil, yıllar içinde oluşan uygulama, toplumsal beklentiler ve hakkaniyet arayışı üzerinden de yeniden değerlendirildiğini göstermektedir."

3 416954

"NAFAKA SOSYAL BİR GÜVENDEDİR, KADINLAR KORUNMALI"

Boşanma sonrasında özellikle ekonomik açıdan zayıf konuma düşen kadınların korunması gerektiğinin altını çizen Atıcı, kurumun sosyal devlet niteliğine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:

"Yoksulluk nafakası, aile hukukunda yalnızca mali bir yükümlülük olarak görülemez. Bu kurumun temelinde, evlilik birliğinden doğan dayanışmanın boşanma sonrasında belirli ölçüde devam etmesi, sosyal hukuk devleti ilkesinin korunması ve boşanma nedeniyle ekonomik olarak zayıf konuma düşen eşin desteklenmesi amacı vardır. Özellikle evlilik süresince çalışma hayatından uzak kalmış, çocukların bakımını üstlenmiş, eğitim ve mesleki gelişim imkânlarından mahrum kalmış eş bakımından nafaka, çoğu zaman hayati bir güvence niteliğindedir. Bu nedenle yapılacak yeni düzenlemede nafaka alacaklısının, özellikle de ekonomik olarak dezavantajlı konumda kalan kadınların korunması mutlaka gözetilmelidir."

Yasa dışı bahise dev darbe: 193 milyar liralık para trafiği ortaya çıkarıldı
Yasa dışı bahise dev darbe: 193 milyar liralık para trafiği ortaya çıkarıldı
İçeriği Görüntüle

"BEŞ AYLIK EVLİLİKLE YIRMİ YILLIK EVLİLİK AYNI HUKUKİ SONUCA BAĞLANAMAZ"

Süresiz nafakanın somut olaylarda yarattığı hakkaniyet sorunlarına değinen ve hakimlerin elini rahatlatacak esnek bir model öneren hukukçu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bununla birlikte hukuk düzeni, taraflardan yalnızca birinin menfaatini değil, taraflar arasındaki adil dengeyi de korumakla yükümlüdür. Uygulamada çok kısa süren evliliklerden sonra dahi, somut olayın özellikleri yeterince dikkate alınmadan süresiz nafaka yükümlülüğü doğması, bazı dosyalarda hakkaniyet duygusunu zedeleyen sonuçlara yol açabilmektedir. Nafaka borçlusunun gelir durumu, yaşı, çalışma gücü, yeniden aile kurup kurmadığı, ekonomik yükümlülükleri ve mevcut yaşam koşulları da hukuk tarafından dikkate alınması gereken unsurlardır. Sosyal dayanışma amacıyla getirilen bir kurumun, bazı olaylarda ölçüsüz ve belirsiz bir külfete dönüşmemesi gerekir.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını, nafaka kurumunun ortadan kaldırılması şeklinde değil; yoksulluk nafakasının daha öngörülebilir, ölçülü, denetlenebilir ve somut olayın şartlarına uygun biçimde yeniden düzenlenmesi yönünde bir çağrı olarak değerlendirmek gerekir. Kanun koyucuya düşen görev, nafaka alacaklısını korumasız bırakmadan, nafaka borçlusunu da belirsiz ve süresiz bir yükümlülük altında bırakmayacak dengeli bir sistem kurmaktır.

Kanaatimce yeni düzenlemede evlilik süresi, tarafların yaşı, eğitim durumu, mesleği, gelir seviyesi, çalışma imkânı, sağlık durumu, çocukların bakım yükü, evlilik içinde tarafların üstlendiği roller, boşanmadaki kusur durumu ve nafaka alacaklısının yeniden iş gücüne katılabilme ihtimali gibi kriterler açıkça dikkate alınmalıdır. Beş ay sürmüş bir evlilik ile yirmi yıl sürmüş, taraflardan birinin bütün hayatını aile düzenine göre şekillendirdiği bir evliliğin aynı hukuki sonuca bağlanması hakkaniyetli değildir. Bu nedenle kanun, hakime somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapma imkânı tanımalı; ancak bu takdir yetkisinin sınırlarını da açık ve öngörülebilir şekilde belirlemelidir."

2 145803

"YARGI ZATEN FİİLEN BİR ÖLÇÜLÜLÜK ARAYIŞI İÇİNDEYDİ"

Mevcut mahkeme pratiklerinde hakimlerin zaten süreli veya toptan ödeme yönünde kararlar ürettiğini belirten ve yeni yasanın bu fiili durumu sistematik hale getirmesi gerektiğini ifade eden Atıcı şöyle devam etti:

"Burada asıl mesele, nafakanın varlığı ya da yokluğu üzerinden keskin bir tartışma yürütmek değildir. Asıl mesele, boşanma sonrasında ekonomik olarak zayıf durumda kalan eşin insan onuruna uygun biçimde korunması ile nafaka borçlusunun ölçüsüz, belirsiz ve ömür boyu devam eden bir yük altında bırakılmaması arasındaki dengenin kurulmasıdır. Nafaka, boşanma sonrası bir sosyal koruma aracıdır; ancak bu koruma her olayda otomatik, süresiz ve değişmez bir yükümlülük şeklinde uygulanmamalıdır. Değişen ekonomik ve sosyal koşullara göre uyarlanabilen, belirli kriterlere bağlı, gerektiğinde süreli, gerektiğinde ise somut olayın ağırlığına göre daha uzun süreli uygulanabilecek esnek fakat hukuki güvenliği sağlayan bir model benimsenmelidir.

Nitekim uygulamada da kısa süreli evlilikler bakımından yoksulluk nafakasının otomatik ve her durumda süresiz biçimde bağlandığını söylemek isabetli değildir. Son yıllarda özellikle Mahkeme kararlarında, evliliğin çok kısa sürmesi, tarafların yaşı, çalışma imkânı, ekonomik ve sosyal durumları ile hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirilerek, irat şeklinde süresiz nafaka yerine toptan veya süreyle sınırlı nafaka yönünde kararlar verilebildiği görülmektedir. Başka bir ifadeyle yargısal uygulama, çok kısa süreli evlilikler bakımından zaten somut olayın özelliklerine göre ölçülülük arayışı içindeydi. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını, uygulamada hiç bulunmayan yeni bir yaklaşım yaratmaktan ziyade, kısa süreli evliliklerde fiilen ortaya çıkan hakkaniyet ve ölçülülük arayışının kanun düzeyinde daha açık, öngörülebilir ve sistematik biçimde düzenlenmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır."

"YENİ DÜZENLEME KADINLARIN EKONOMİK GÜVENLİĞİNİ ZAYIFLATMAMALIDIR"

Atıcı, yasama organının yeni modeli kurgularken toplumsal gerçeklikleri göz ardı etmemesi gerektiği uyarısıyla sözlerini şöyle tamamladı:

"Güncel AYM kararı, kadınların ekonomik güvenliğini zayıflatacak bir düzenleme yapılmasına gerekçe oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Aksine, yasama organı bu süreçte hem sosyal devlet ilkesini hem de hakkaniyet ve ölçülülük ilkelerini birlikte gözetmelidir. Kadınların çalışma hayatına katılım oranı, ev içi emek, çocuk bakım yükü ve boşanma sonrası ekonomik kırılganlık gibi toplumsal gerçekler göz ardı edilerek yapılacak bir düzenleme, yeni mağduriyetler doğurabilir. Aynı şekilde, nafaka borçlusunun da somut olaydan bağımsız biçimde süresiz ve belirsiz bir yükümlülük altında bırakılması hukuk güvenliğiyle bağdaşmaz.

Türkiye’nin ihtiyacı olan sistem; nafaka alacaklısını korumasız bırakan değil, nafaka borçlusunu da süresiz ve belirsiz bir yükümlülüğe mahkûm etmeyen, somut olayın özelliklerine göre adil sonuca ulaşmayı hedefleyen bir nafaka sistemidir. Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki yaklaşımından farklı bir noktaya gelmiş olması da, bu konunun artık daha açık, daha ölçülü ve daha öngörülebilir bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Yasama organı, önündeki süreyi toplumsal hassasiyetleri dikkate alan, kadın-erkek eşitliğini zedelemeyen, aile hukukunun koruyucu niteliğini muhafaza eden ve taraflar arasında adil dengeyi sağlayan bir düzenleme yapmak için titizlikle değerlendirmelidir."

MEVCUT SİSTEMDE NAFAKA NASIL TANIMLANIYOR?

Türkiye'de farklı amaçlara hizmet eden birkaç nafaka türü bulunuyor. Bunlar:

Tedbir Nafakası: Boşanma davası sürerken, ekonomik olarak zayıf tarafın ve çocukların mağdur olmamasını sağlamak amacıyla geçici bir önlem olarak uygulanıyor ve boşanma kesinleşince sona eriyor.

Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşe, karşı tarafa göre daha az kusurlu olması ve diğer eşin ödeme gücünün bulunması şartıyla bağlanıyor. Kanunlarda bu nafaka türü için herhangi bir yıl sınırı bulunmuyor ancak bu durum ömür boyu süreceği anlamına gelmiyor. Nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi durumunda kendiliğinden; fiilen evli gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması, düzenli gelir elde edilmesi, haysiyetsiz yaşam iddiasının ispatı veya nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü kaybetmesi gibi durumlarda mahkeme kararıyla nafakaya son verilebiliyor.

İştirak Nafakası: Velayeti alan ebeveyne çocuk yetişkin olana dek (genellikle 18 yaşına kadar) çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve yaşam giderlerine katkı sağlanması amacıyla ödeniyor. Çocuk 18 yaşına geldikten sonra eğitimi devam ediyorsa yardım nafakası gündeme geliyor.

Thumbs B C Ceaa89E050736Ee824A842D91024F1D9

MASADAKİ YENİ TASLAK MODELİNDE SÜRE SINIRLARI NASIL OLACAK?

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in, boşanma davalarının ortalama 10 yıl sürmesinin tarafların yeni bir hayat kurmasını engellediği yönündeki tespitinin ardından, AK Parti'nin üzerinde çalıştığı yeni yasal taslakta evlilik süresinin esas alınması planlanıyor.

Yeni modele göre nafaka ödemelerinde kademeli bir takvim uygulanması gündemde. Bu kapsamda, 3 yıl süren evliliklerde 5 yıl boyunca nafaka ödenmesi öngörülürken, evlilik süresi 5 yıl olanlar için bu sürenin 7 yıl olması planlanıyor. Evliliği 10 yıl sürmüş çiftlerde ise nafaka ödeme yükümlülüğünün 12 yıl ile sınırlandırılması düşünülüyor.

Belirlenen bu sürelerin sonunda nafaka yükümlülüğü tamamen sona erecek. Nafakanın kesilmesiyle maddi zorluk yaşayabilecek kadınlar için ise devlet destekli sosyal yardım mekanizmalarının devreye alınması ve mağduriyetlerin sosyal yardımlarla giderilmesi amaçlanıyor. Ayrıca davaların uzamasına neden olan unsurların ayrıştırılarak ayrı davalar kapsamında ele alınması ve çekişmeli boşanma süreçlerinin daha hızlı sonuçlandırılması da yeni düzenlemenin hedefleri arasında yer alıyor.

AYM BENZER BAŞVURULARI GEÇMİŞTE REDDETMİŞTİ

Benzer bir başvuru 2012 yılında Kestel Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından da yapılmış, anayasanın 2., 10. ve 40. maddelerine aykırılık iddiası gündeme getirilmişti. Ancak Anayasa Mahkemesi, “süresiz nafaka” düzenlemesinin iptali istemini aynı yıl reddetmişti. Gerekçede, "İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur" vurgusu yapılmıştı.

Aynı kuralda yer alan “süresiz olarak” ibaresi 2015’te bir kez daha Ankara 5. Aile Mahkemesi’nce Anayasa Mahkemesi önüne getirilmiş; ancak "Mahkemece işin esasına girerek verilmiş bir kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren 10 yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla başvuru yapılamaz" hükmü gereği esasa girilmeden reddedilmişti. Son kararla birlikte Yüksek Mahkeme, geçmişteki yaklaşımını değiştirerek aile hukukunda köklü bir reformun yolunu açmış oldu.

Muhabir: SEMA ERSOY