Bilim ve Teknoloji

Bilinçaltı ve şiddet ilişkisi: Kalıcı çözüm nedir?

Bilinçaltı Eğitmeni Helin Özkan, bilinçaltı ve şiddet hakkında bağlantılar kurdu. Bilincin ürettiği şiddet döngüsünden bahsetti.

Özkan, şiddetin bireysel bir öfke patlamasından ibaret olmadığı, çocukluk döneminde şekillenen korkular, öğrenilmiş davranışlar ve kişilik özellikleriyle yakından ilişkili olduğu belirtiyor. Özkan şu şekilde konuştu; “Uzmanlara göre özellikle erken yaşlarda tanıklık edilen aile içi şiddet, ilerleyen yıllarda bireyin sorun çözme biçimini doğrudan etkiliyor ve şiddeti “doğal” bir tepki haline getirebiliyor.

Şiddet davranışının arkasında çoğu zaman iletişim kuramama, ikna edememe ve kontrol kaybı korkusu bulunuyor. Kişi, kendini tehdit altında hissettiğinde ya da yetersiz kaldığını düşündüğünde, elinde başka bir yol olmadığını varsayarak şiddete yöneliyor. Bu durum, karşısındaki kişi savunmasızsa — özellikle kadınlar ve çocuklar söz konusuysa — daha da görünür hale geliyor.”

KİŞİLİK 0–6 YAŞ ARASINDA ŞEKİLLENİYOR

Özkan, şöyle devam etti: “Uzmanlar, bireyin kişilik yapısının büyük ölçüde 0–6 yaş arasında oluştuğuna dikkat çekiyor. Bu dönemde alınan kararlar ve yaşanan deneyimler, yetişkinlikteki davranış kalıplarını yönetiyor. Aile içinde şiddete maruz kalan ya da annesinin şiddet gördüğüne tanıklık ederek büyüyen erkek çocuk, bu durumu olağan bir ilişki biçimi olarak algılayabiliyor. Yetişkinlikte ise benzer davranışları tekrarlaması kaçınılmaz hale gelebiliyor.

Çocuklukta oluşan reddedilme korkusu ve değersizlik hissi, ilerleyen yıllarda bastırılmadığında şiddet eğilimini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor. Özellikle narsistik kişilik özellikleri taşıyan bireylerde, bu korkuların daha yoğun yaşandığı ifade ediliyor.”

OTORİTE KAYBI KORKUSU ŞİDDETİ TETİKLİYOR

Özkan, yapılan araştırmaların, narsistik eğilimleri olan bireylerin yaklaşık yüzde 40’ının, otoritesini kaybetme korkusuyla şiddete başvurduğunu ortaya koyduğunu aktardı. “Şiddet vakalarının büyük bölümünde, kadının erkeğe “hayır” demesiyle sürecin tetiklendiği görülüyor. Bu durum, kendisini güçlü ve kontrol sahibi hissetmeye ihtiyaç duyan bireylerde ciddi bir tehdit algısı üretiyor.

Uzmanlara göre bu tip davranışların temelinde yoğun bir yetersizlik ve değersizlik duygusu yatıyor. Dışarıdan güçlü ve baskın görünen bu kişiler, iç dünyalarında derin bir güvensizlik taşıyor ve bunu şiddet yoluyla telafi etmeye çalışıyor” diye konuştu.

BİLİNÇALTINDA KORKU YERİNE SEVGİ

Özkan, şiddetle mücadelede kalıcı çözümün, sorunun kaynağına inmekten geçtiğini vurguluyor. “Uzmanlar, şiddetin temelinde korku duygusunun yer aldığını ve insan davranışlarının iki ana duygudan beslendiğini ifade ediyor: ‘Sevgi ve korku’ diyen Özkan; “Bilinçaltında korkunun hâkim olduğu bireylerde, tehdit algısı arttıkça şiddet eğilimi de güçleniyor” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Bilinçaltı çalışmalarında korku duygusunun yerini sevginin alması sağlandığında, bireyin davranış biçiminin köklü şekilde değişebildiği belirtiliyor. Bu dönüşüm gerçekleştiğinde, kişinin şiddete başvurma ihtiyacının ortadan kalktığı ve sorunlarla daha sağlıklı yollarla baş etmeye başladığı ifade ediliyor.

Şiddetin temelinde korku, öğrenilmiş davranışlar ve otorite kaybı endişesi yer alırken kalıcı çözümün bilinçaltında korku yerine sevgi duygusunun yerleştirilmesiyle mümkün olabileceği vurgulanıyor.