Yoğun gündem maddeleri arasında pek gündeme gelmedi ama dünyanın gizli gücü BlackRock CEO’su Larry Fink Davos’ta çok ama çok önemli bir açıklama yaptı.
BlackRock CEO’su Larry Fink “küresel elitler halkın güvenini kaybediyor” dedi. Bu cümle gazetelerde bir alıntı gibi durabilir. Ama doğru okunduğunda, bu bir tespit değil; bir tür alarm. Çünkü bunu söyleyen kişi akademisyen değil, muhalif değil, meydanlarda slogan atan birisi hiç değil: Bu söz, küresel düzenin en büyük “kasasından” geliyor.
Ve o kasanın adı BlackRock
Dünyanın sermaye akışını yöneten dev fonların merkezindeki isim, “güven kaybı” diyorsa ortada basit bir iletişim kazası yoktur. Ortada yeni dünya düzeninde kallavi bir rejim krizi vardır. Sadece hükümetlerin değil, sistemin kendisinin krizi.
Fink’in asıl dediği şudur:
Bu düzen, eskisi gibi yürümeyecek.
Peki güven kaybı: halkın öfkesi mi, elitlerin korkusu mu?
Bu “güven kaybı” meselesini çoğu kişi tek boyutlu okuyabilir: Halk elitlere kızıyor. Doğru. Ama eksik.
Asıl mesele şu: Halkın öfkesi artık siyaseti dönüştürüyor ve o dönüşüm piyasayı kontrol edilemez hale getiriyor.
Bugün elitlerin korkusu, “bizi sevmiyorlar” korkusu değil. Elitlerin asıl korkusu şu:
Bu öfke, iktidara Trump gibi liderleri taşıyor.
Trump gibi liderler gelince de dünya kuralsızlaşıyor.
Dünya kuralsızlaştığında para bile güvenli liman bulamıyor.
Bunu daha açık söyleyelim: Finans riskle yaşar. Ama belirsizlikte bitkisel hayata girer.
Trump’ın küresel sistemde yarattığı şey “sertlik” değil sadece; öngörülemezlik. Ve sermaye için en pahalı şey işte bu “öngörülmezlik” ve “güvensizliktir.”
Trump: bir kişi değil, bir model…
Trump’ın temsil ettiği şey, sadece Amerika’nın iç siyaseti değil. Trump bir “isim” değil; bir “model”:
• Kurum değil lider konuşur, lider karar verir
• Strateji değil refleks yönetir
• İttifak değil maliyet hesabı belirler
• Diplomasi değil şantaj dili işler
• Uzun vadeli plan değil günlük kriz üretimi esastır
Küresel düzen, 1945 sonrası Amerikan hegemonyasıyla şekillendi ama daha önemlisi şuna dayanıyordu:
Amerika öngörülebilirdi.
Şimdi sorun şu:
Eğer Amerika bile öngörülemezleşirse, geriye “stabil” hiçbir şey kalmaz.
Bu yüzden Fink’in cümlesi bir “elit pişmanlığı” değil, bir “düzen endişesi”dir.
Trump’ın Grönland’ı göz göre göre NATO müttefiki Danimarka’nın elinden alma girişimi yaşlı ve hantal Avrupa'yı adeta silkeledi. Tüm AB liderleri ve Kanada’dan çeşitli tepkiler yükselirken Fransız lider Macron teşhisi koydu:
“Kanun tanımayan bir dünyaya gidiyoruz”
Tam da bu atmosferde Fransa Cumhurbaşkanı Macron Davos’ta çok çarpıcı bir cümle kurdu:
“Kanun tanımayan bir dünyaya doğru ilerliyoruz.”
Bu cümle aslında aynı hikâyenin başka bir versiyonuydu.
Macron, Trump’ın gümrük vergisi tehditleri ve ticaret savaşları üzerinden konuşurken, “dünya düzeninin yapılarının öldürüldüğünü” söylüyor. Yani aslında şunu anlatıyor:
“Kurallar çözülüyor, kurumlar çözülüyor, anlaşmalar çözülüyor.”
“Artık kimse yarını garanti edemiyor.”
Bu noktada Avrupa’nın ruh halini anlamak gerekiyor: Avrupa, Amerikan şemsiyesinin altında büyüdü. Şimdi o şemsiyenin sapını tutan el titriyor. Hatta bazen şemsiyeyi kapatmakla tehdit ediyor. Daha da ötesi şemsiyenin AB’nin içinde açılma ihtimali de her geçen gün büyüyor…
Ve Avrupa biliyor: Başlarındaki şemsiye kapanır ve şemsiye AB’nin içinde açılırsa, sadece yağmurda ıslanmakla kalmayacaklar hem de AB’nin içerisinde bir daha asla çıkaramayacakları güdümlü bir füzeyi içlerinde tutmuş olacaklar.
BlackRock: “para yöneten şirket” değil, güç yöneten mekanizma
Gelelim meselenin en kritik kısmına.
BlackRock bir yatırım şirketi değil sadece. BlackRock modern dünyada şu anlama geliyor:
• Devletler borçlanırken BlackRock piyasayı okur
• Şirketler yatırım yaparken BlackRock sinyal verir
• Piyasalar paniğe kapılırken BlackRock’ın pozisyonu yön tayin eder
• Küresel sermaye güven ararken BlackRock’ın “güvenli” gördüğü yerler güçlenir
Kısacası BlackRock, çağımızın “görünmez güç mimarisi”dir.
O yüzden Larry Fink’in sözünü, klasik bir “elit eleştirisi” gibi okumak safdillik olur. Bu cümle bir tür iç rapor gibi okunmalı:
“Sistemin sosyal zemini çöküyor.
Bu çöküş popülizmi büyütüyor.
Popülizm Trump’ı güçlendiriyor.
Trump küresel düzeni öngörülemez hale getiriyor.
Öngörülemezlik büyürse sermaye de güvende olamaz.”
Küresel elitlerin asıl kaybı ise sadece itibar değil, hem de kontrol olacaktır.
Küresel hegemon, milli elitler,n güvenini kaybedince ne olur? Veya küresel hegomon milli elitleri ciddiye almazyıp istediği gibi hareket ederse dünya nasıl bir sürece sürüklenir?
Küresel hegemonun ve milli elitlerin sadece itibarları zedelenmez. Kontrol kapasiteleri ciddi oranda düşer. Bu ise bir süre sonra halkın gözünde milli elitlerin değer kaybını beraberinde getirir.
Çünkü halkın rızası çekilince, siyaset “teknokratların yönetimi” olmaktan çıkar. Siyaset, öfkenin ve kimliklerin savaşına dönüşür.
Ve bu savaşın dünyasında:
• merkez partiler erir
• uzlaşma küçülür
• kurumlar zayıflar
• “radikal kararlar” normalleşir
Bir gün sabah kalkarsın; gümrük vergileri artmış, ittifaklar tartışmaya açılmış, yaptırımlar gelmiş, şirketlerin tedarik zinciri kopmuş, borsa çakılmış.
Ve kimse şaşırmaz.
Çünkü artık yeni normal budur.
Trump çağında dünya: “Pazarlıkla yönetilen jeopolitik”
Trump düzeni şu mesajı yayıyor:
“Kural yok, pazarlık var.”
Bu yaklaşım bir ülkeyi kısa vadede “sert” gösterebilir. Ama uzun vadede sistemin kolonlarını çürütür. Çünkü uluslararası düzen pazarlıkla değil, öngörülebilirlikle ayakta durur.
Bugün Çin’in yükselişi, Rusya’nın meydan okuması, Ortadoğu’nun kırılganlığı konuşuluyor. Hepsi doğru. Ama asıl yıkıcı dinamik başka:
Klasik Batı ve Orta Avrupa Çin ve Hindistan’a yönelebilir. ABD kısa vadede kazanıyor gibi gözükse de orta ve uzun vadede kesinlikle kaybeden olacaktır. Zira Amerikan düzeni müteffikler arasındaki öngörülebilirlilik ve güvene dayalıydı. Şimdi ise güçlünün zayıfı ezdiği, her şeyin alınıp satılabileceği bir sorunsalla karşı karşıyayız.
Trump neden küresel elitleri bu kadar rahatsız ediyor?
Trump, klasik Amerikan başkan profilinden farklı olarak sisteme şu üç yönden meydan okur:
1) İttifakları müzakere edilebilir ticari anlaşma gibi görmesi
NATO, AB-ABD ilişkileri, güvenlik taahhütleri… Bunlar küresel düzenin sigortalarıdır. Trump ise bu sigortaları “pazarlık konusu” yapar. Bu yaklaşım, uluslararası sistemde şu sonucu doğurur:
• Müttefikler ABD’ye daha az güvenir
• Rakipler fırsat görür
• Küresel düzen “Amerikan garantisi” olmadan sallanmaya başlar
2) Ticaret savaşları ve korumacılık refleksi
Trump çizgisi, serbest ticaret ideolojisinin karşısına “ülkeye geri dönüş” mantığını koyar. Bu durum büyük sermaye için şu anlama gelir:
• Küresel tedarik zincirleri baskı altına girer
• Şirketler planlama yapamaz
• Piyasalar siyasal kararlarla aniden sarsılır
Küresel ekonomi, “verimlilik” yerine “güvenlik ve millilik” kriterleriyle şekillenmeye başlar.
Bu ise;
- daha korumacı ekonomi
- daha sert sınır politikaları
- daha ulusalcı dış politika
- “önce ben” yaklaşımını öne çıkarır.
3) Kurumsal devlet yerine kişiselleşmiş iktidar tarzı
Trump’ın öngörülemezliğinin temel nedeni sadece agresif söylemi değil; kurumsal filtreleri zayıflatan bir liderlik biçimidir.
Bu tarz, sermaye için çok büyük bir sorun yaratır:
Çünkü sermaye “kurumlarla” çalışmak ister, “kişiliklerle” değil.
Bir kişinin duygu durumuna, gündemine, anlık tepkisine bağlı sistem; yatırımcı için “yüksek volatilite” demektir.
Batı’nın kendi içinden çıkan kuralsızlık
İşte Macron’un Davos’taki “kanun tanımayan dünya” uyarısı da, Fink’in “elitler güven kaybediyor” tespiti de aynı yere çıkıyor:
Sistem hem içeriden hem yukarıdan çözülüyor.
Elitler sadece halkı kaybetme riski ile karşı karşıya oldukları için değil, fren mekanizmasını kaybettikleri için panikteler.
Burada asıl mesele ise şudur: Bu güven kaybı, Trump gibi liderleri büyütüyor.
Ve Trump gibi liderler büyüdükçe dünya, her yeni sabaha “kuralsız” uyanıyor.
Larry Fink’in cümlesi bu yüzden önemlidir. Çünkü bu cümle şunu itiraf ediyor:
Küresel hegemom güvenilmez ve öngörülemez hale gelirse sermaye kendisini korumaya alır. Ve BlackRock gibi karanlık yüzeyi de bulunan küresel sermayenin kendisini korumaya alması, küresel hegemonu ve onu temsil eden Trump’ı korumasız hale getirebilir.
Zira, eğer BlackRock gibi bir yapı bile yarından emin değilse, artık kimse yarınına güvenmesin.
Türkiye açısından durum nedir?
Küresel güvensizlik ortamı her ülke gibi Türkiye’yi de muhakkak ki etkileyecektir. Özellikle de Grönlad meselesi dıolayısıyla ABD-AB ilişkilerinin bir çöküşe gitmesi ve hatta ABD’nin NATO’yu terketme ihtimali bölgesinde güçlü, öngörülebilir ve liderlik kabiliyeti yüksek bir Türkiye’yi hem AB nezdinde, Hem Trump liderliğindeki Amerika nezdinde ve hem de bölgesinde liderliğine güvenilir bir ortak ve öngörülebilir bir partner olarak güvensiz dünyada güvenilir bir Türkiye ön plana çıkacaktır.
*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*