Çocukların sosyal medya kullanımına yönelik yaş sınırı tartışılırken, düzenlemenin dijital dünyadaki tehlikeleri ne ölçüde önleyebileceği de merak ediliyor. Peki, çocukları dijital risklerden korumak için yaş sınırı yeterli mi, yoksa daha kapsamlı önlemlere mi ihtiyaç var?

Türkinform muhabiri Pelin Zengin sordu, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık yanıtladı.

YAŞ SINIRI TEK BAŞINA YETERLİ Mİ?

15 yaş altındaki çocuklara yönelik sosyal medya kısıtlamasını dijital güvenlik açısından önemli bir adım olarak değerlendiren Prof. Dr. Ali Murat Kırık, düzenlemenin tek başına bütün riskleri ortadan kaldıracağı görüşünde değil. Kırık, konuya ilişkin yaklaşımını şu sözlerle anlattı:

“Ben bu düzenlemeyi çocukların dijital güvenliği açısından önemli bir adım olarak görüyorum ancak tek başına yaş sınırının çocukları bütün dijital tehlikelerden koruyabileceğini de düşünmüyorum.”

Google’ın yeni modeli hala kapalı: “Asıl mesele zeka değil, yetki”
Google’ın yeni modeli hala kapalı: “Asıl mesele zeka değil, yetki”
İçeriği Görüntüle

Siber zorbalık, çevrim içi istismar, dolandırıcılık, zararlı içerikler ve kişisel verilerin kötüye kullanılması, Kırık’ın çocukların dijital ortamda karşılaşabileceği tehlikeler arasında sıraladığı risklerden bazıları. Yaş sınırının bunların bir bölümünü azaltabileceğini belirten Kırık, farklı hesaplar ve platformlar üzerinden erişimin sürmesi ihtimaline dikkat çekiyor.

Bu noktada asıl meselenin yalnızca internete erişimi engellemek olmadığını vurgulayan Kırık, çocukların karşılaştıkları riskleri tanıması ve bunlarla nasıl başa çıkacağını öğrenmesi gerektiğini düşünüyor. Değerlendirmesini şu sözlerle özetliyor:

“Asıl mesele çocukların internete erişip erişmemesinden çok, bu ortamda neyle karşılaştıkları ve karşılaştıkları risklerle nasıl başa çıkabildikleridir.”

Çocukları Dijital Dünyanın Tuzaklarından Yaş Sınırı Kurtarabilecek Miiiii

E-DEVLET ÜZERİNDEN YAŞ DOĞRULAMASI YETERLİ OLACAK MI?

Yaş doğrulamasının e-Devlet üzerinden yapılması, çocukların doğum tarihlerini farklı göstererek hesap açmasını zorlaştırabilir. Ancak Kırık’a göre teknik doğrulama sistemleri, kısıtlamayı aşmaya yönelik bütün girişimleri önleyemeyebilir.

VPN kullanımı, başka bir kişiye ait hesaplarla platformlara erişim ve alternatif uygulamalara yönelme ihtimali, uygulamanın karşılaşabileceği güçlükler arasında. Bu nedenle yaş doğrulamasının denetimi güçlendirmesi mümkün olsa da tek başına kusursuz bir koruma sağlaması beklenmemeli.

KIRIK: PLATFORMLARIN SORUMLULUĞU DAHA FAZLA ÖNE ÇIKIYOR

Dijital güvenlik tartışmasının bir diğer boyutunu sosyal medya şirketlerinin çocuklara sunduğu ortam oluşturuyor. Kırık, yalnızca hesap açma yaşına odaklanılmasının platformların tasarımından ve içerik önerilerinden kaynaklanan riskleri geri plana itebileceği görüşünde.

Çocukları uzun süre ekran başında tutan algoritmalar, sonsuz kaydırma tasarımları ve sürekli içerik öneren sistemler, bu değerlendirmede öne çıkan başlıklar arasında. Kırık’a göre söz konusu sistemler varlığını sürdürürken yaş sınırını tek başına yeterli bir önlem olarak görmek mümkün değil. Çocuğun ekranda geçirdiği sürenin yanı sıra karşısına hangi içeriklerin çıkarıldığı da önem taşıyor.

Bu nedenle 15-18 yaş grubuna sunulacak hizmetlerin nasıl farklılaştırılacağı sorusu da gündeme geliyor. Kırık, platformların bu modeli uygulamada ne ölçüde hayata geçireceğinin izlenmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“Mesela süreden ziyade çocuğun önüne gösterilen içerikler mühim. Bakalım 15-18 yaş arası ayrıştırılmış hizmet modelini tam olarak uygulayacak mı bu platformlar?”

Çocukların dijital güvenliği için zararlı içeriklerle mücadele edilmesi, kişisel verilerin korunması ve daha güvenli tasarımların geliştirilmesi gerektiğini belirten Kırık, düzenlemenin etkisinin platformların bu sorumlulukları ne ölçüde yerine getireceğiyle de bağlantılı olduğunu vurguluyor.

Çocukları Dijital Dünyanın Tuzaklarından Yaş Sınırı Kurtarabilecek Miiii

DİJİTAL RİSKLER YALNIZCA SOSYAL MEDYADA DEĞİL

Kırık’ın dikkat çektiği bir diğer nokta, çocukların karşılaşabileceği tehlikelerin Instagram, TikTok ve YouTube gibi sosyal medya platformlarıyla sınırlı olmaması. Çevrim içi oyunlar, mesajlaşma uygulamaları, video paylaşım siteleri ve dijital topluluklar da siber zorbalık, dolandırıcılık ve istismar gibi risklerin ortaya çıkabileceği alanlar arasında yer alıyor.

Bu nedenle yalnızca belirli platformlara erişimi sınırlandırmanın bütün tehlikeleri ortadan kaldırmayacağına işaret eden Kırık, çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları riskleri tanımasının önemini vurguluyor. Şüpheli durumlarda yardım istemek ve internette karşılaşılan her bilgiyi güvenilir kabul etmemek de bu yaklaşımın önemli parçaları.

ÇOCUKLARIN KORUNMASI YALNIZCA AİLELERE BIRAKILAMAZ

Dijital güvenlikte ailelerin çocuklarıyla açık iletişim kurması ve onların yaşadıkları sorunları rahatça paylaşabilecekleri bir ortam oluşturması gerektiğini belirten Kırık, okullarda dijital okuryazarlık ve siber güvenlik eğitimlerinin yaygınlaştırılmasını da önemli buluyor.

Ancak sorumluluğun yalnızca ebeveynlere yüklenemeyeceğini düşünüyor. Platformların güvenli tasarım geliştirmesi, algoritmaların denetlenmesi ve ihlallere karşı etkili yaptırımlar uygulanması da çocukların korunması için gerekli adımlar arasında. Bu çerçevede teknoloji şirketleri ve kamu kurumlarının da sorumluluk üstlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

“YAŞ SINIRI GEREKLİ BİR BAŞLANGIÇ”

Çocukları dijital dünyanın tehlikelerinden korumak için yaş sınırının yanı sıra dijital eğitim, teknik güvenlik, etkili denetim ve aile desteğinin de gerekli olduğunu vurgulayan Kırık, ebeveynlerin çocuklarına davranışlarıyla örnek olması gerektiğini belirtti. Değerlendirmesini ise şu sözlerle tamamladı:

“Açık söylemek gerekirse benim kanaatim, yaş sınırının gerekli bir başlangıç olduğu ancak tek başına yeterli bir çözüm olmadığı yönünde.”

Muhabir: Pelin Zengin