Dolandırıcılığın Sözde Failleri

Son yıllarda adliyelerde sıkça karşılaşılan bir manzara var:
Bir yanda mahkemelerdeki dolandırıcılık dosyaları, diğer yanda ise “Ben kimseyi kandırmadım” diyen sanıklar…

İşin gerçeklik boyutunu irdelediğinizde bu cümlenin doğru olduğu dosya sayısı ise fazla.

Çünkü her dosyada aynı soru karşımıza çıkıyor:
Sanık kim? Şerik kim? Yardım eden kim?
Ve daha önemlisi: üniversite kitaplarından öğrendiğimiz bu ayrımlar gerçekten yapılıyor mu?

Ceza hukukunda “sanık” dediğimiz kişi, suçun asıl hareketini yapan, yani suçun tanımında yer alan fiili bizzat işleyen kişidir. Dolandırıcılık suçu özelinde konuşursak; yalan söyleyen, aldatıcı senaryoyu kuran, mağdurla konuşan, güven sağlayıp parasını göndermesini sağlayan kişidir sanık. Suç sanığın hareketiyle doğar.

Ama bir de “şeriklik” vardır. Şerik, suçu bizzat işlemeyen; fakat suça yardım eden, teşvik eden ya da kolaylaştıran kişidir. Ceza Hukuku burada önemli bir ayrım yaparak der ki; herkes sanık değildir ve herkes aynı derecede sorumlu değildir.

Ne var ki özellikle banka hesabının kullanılması konularında bu ayrım, uygulamada bu kadar gün yüzüne çıkamıyor.

Hesabı kullanılanlar, neredeyse otomatik olarak “müşterek sanık” olarak değerlendiriliyor. Oysa bir kişinin banka hesabının suçta kullanılması, onu doğrudan sanık yapmadığı suçun kanunda yazan tanımından da açıkça anlaşılıyor . Çünkü dolandırıcılık suçunun özü, hileli davranıştır. Banka hesabı ise bu hilenin aracı olabilir ama hilenin kendisi değildir.

Hesap sahibi, mağduru aldattı mı? Hesap sahibi mağdura yalan söyledi mi? Hesap sahibi hileli davranışlarda bulundu mu? İşte bu soruların sorulmadığı ve hesabı kullanılan sanığın hesabından parayı kimin çektiği, paranın mobil uygulamayı hesap sahibi adına kullanan kişi tarafından kimin hesabına veya hangi kripto para hesabına gönderildiği araştırılmadan yapılan yargılamalar neticesinde verilen cezalar aslında “dolandırıcılığın sözde faillerine” veriliyor.

Ceza yargılamasının karakteri Ceza Hukukunun temel prensipleri sayesinde oluşturulmuştur. Bu prensiplere bakacak olursak bunlardan en önemlisi “kusur sorumluluğu” dur. Yani kişi, kendi kusuru kadar cezalandırılır. Başkasının fiilinden dolayı, sırf sonuçtan faydalanıldı ya da araç sağlandı diye, sanık gibi cezalandırmak; terk edilmiş olan “objektif sorumluluk” anlayışına geri dönmek demektir.

Şeriklik dediğimiz kavram da tam burada devreye girer. Yardım eden kişi, ancak kasten ve bilerek suça katkı sunmuşsa sorumludur. Üstelik bu sorumluluk, sanığın yaptığıyla birebir aynı değildir. Hukuk, bu yüzden yardım eden için daha düşük ceza öngörmektedir.

Uygulamada “Bu hesap olmasaydı suç işlenemezdi” düşüncesinin akıllardan çıkmadığı hissedilmektedir. Bu düşünce ile oluşan kanaat de yardım edenlerin de sanık gibi cezalandırılabilmesine yol açmaktadır. Oysa bir suçta bir şeyin “gerekli” olması, onu “sanık” yapmaz. Aksi hâlde, suça giden yolu açan herkes asıl suçlu olurdu.

Tüm bunlardan daha da düşündürücü olanı da bazı insanların gerçekten suçun işleneceğini bilmiyor oluşu. Ekonominin insanları geçim sıkıntısına sürüklemeye devam ettiği bu ortamda kolay para vaadiyle ve kandırılarak insanlar hesaplarını kullandırıyorlar. Acı olan da bu yolla asıl suçluların kendilerini gizliyor olmaları.

İşte bu noktada adalet ve güven duygusu zedeleniyor.

Hileli hareketlerle mağduriyet yaratan sanık bu yolla kendisini gizlerken, adli kolluk eksikliğinin hissedildiği ülkemizde suçla ilgisi olmayan hatta suça karıştığını dahi bilmeyen kişiler büyük cezalar alıyorlar.

Ve bu dolandırıcılığın sözde failleri, suçlu olmadıkları halde, ıslah edilmek üzere cezaevlerine konuluyorlar.

Bugün toplumda artan huzursuzluğun nedeni de budur. İnsanlar “Ben dolandırıcılık yapmadım ama dolandırıcı gibi cezalandırıldım” dediğinde, mesele sadece bireysel bir mağduriyet olmaktan çıkıyor.

Eğer bilmeden suça sürüklenenle, bilerek suç işleyen arasında net bir çizgi çekemezsek ileriki yıllarda karşılaşacağımız senaryo daha tehlikeli bir hal alacaktır.

Adalet, kavramları doğru yerde kullandığımızda tecelli eder.

Hakkaniyet de somut olaya göre şekillenir.

Her dosya kapağının altında bir insan hayatı yaşar.

İnsanların yaşamaya devam edebilmesi için hepimiz hakkaniyetle hareket etmeli ve adalet için savaşmalıyız…

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*