2011 yılında Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada dikkat çeken ifadeler ortaya çıktı. Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan Enver Altaylı, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. Altaylı, Kozinoğlu'nun ölümüyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını savunurken, dosyadaki dijital materyaller ve mektuplara ilişkin önemli itirazlarda bulundu.
FETHULLAH GÜLEN'E GÖNDERDİĞİ İDDİA EDİLEN MEKTUBA CEVAP VERDİ
Savcılık, Altaylı'ya Fethullah Gülen'e gönderildiği öne sürülen ve Kozinoğlu hakkında ağır ifadeler içerdiği belirtilen mektupları sordu. Altaylı'ya, "Muhterem Efendim..." ifadesiyle başlayan ve Kozinoğlu için "Bu adam hizmet elemanlarını hedef gösteriyor. Bu kişinin etkisizleştirilmesi gerekir" sözlerinin kullanıldığı belirtilen mektup yöneltildi. Altaylı ise suçlamayı kabul etmedi. Savcılıkta bu iddiaya ilişkin, "Ben böyle bir mektup yazmadım. Varsayalım ki yazdım..." yanıtını verdi. Savcılığın "Kaşif Kozinoğlu'nu tanıyor musunuz?" sorusuna ise Altaylı, "Kaşif Kozinoğlu'nu tanımıyorum" dedi. Altaylı daha sonra hazırladığı 20 sayfalık yazılı beyanını dosyaya sundu. Bu savunmada da söz konusu mektupları kendisinin yazmadığını ve Kozinoğlu'nun ölümüyle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını ileri sürdü.
"KOZİNOĞLU'NUN ÖLÜMÜYLE HİÇBİR İLGİM YOK"
Altaylı, savunmasında hakkında yapılan yayınlara da tepki gösterdi. İfadesi alınmadan kamuoyunda fail gibi gösterildiğini öne süren Altaylı, suçlamaların bu şekilde değerlendirilmesine karşı çıktı. Savunmasında Aydınlık gazetesi ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'e yönelik eleştirilerde de bulunduğu aktarıldı. Altaylı'nın 20 sayfalık beyanında en dikkat çeken başlıklardan biri ise "etkisiz hale getirme" ifadesi oldu. Altaylı, kendisine ait olmadığını savunduğu metinde, Başbakan'ın MİT Müsteşarı nezdinde girişimde bulunarak Kozinoğlu'nun "etkisiz hale getirilmesini" ve 20 görevli hakkındaki izlemenin durdurulmasını sağlayabileceğinin belirtildiğini aktardı. Ancak Altaylı, burada kullanılan ifadenin bir infaz anlamına gelmediğini savundu. Söz konusu ifadeyle kurum içindeki yetkinin sona erdirilmesine yönelik "idari bir girişimi" tarif ettiğini öne sürdü.
DİJİTAL DELİLLERE "MÜDAHALEYE" İTİRAZ ETTİ
Altaylı'nın savunmasında dijital materyallere ilişkin itirazlar da geniş yer tuttu. Altaylı, cihazlarına el konulduğu tarihte adli kopyalarının alınmadığını, ilk kopyalama işleminin ise haftalar sonra yapıldığını ileri sürdü. Bu nedenle dijital delillerin nasıl muhafaza edildiğinin açıklığa kavuşturulmasını istedi. Altaylı ayrıca gözaltına alınmasından 35 gün sonra telefonunun hafızasına giren bir mesajın aleyhinde kullanıldığını iddia etti. Savunmasında, "El koyma sonrasına ait internet erişimleri ve veri değişiklikleri bulunduğunu" ileri süren Altaylı, mektupların bulunduğu dijital materyaller üzerinde yapılan uzman incelemelerinde de müdahale izleri ve delil bütünlüğü açısından sorunlar tespit edildiğini savundu.
Savunmada, 20 MİT mensubu ile 7 generalin takip edildiği yönündeki iddialara da yer verildi. Altaylı, bu iddiaların ilgili kurumlara sorulduğunu, MİT ve Genelkurmay tarafından verilen yanıtlarda ise söz konusu takiplerle ilgili kayıtlara rastlanmadığının bildirildiğini aktardı. Kozinoğlu'nun Özbekistan'daki Gülen okullarını kapattırdığı yönündeki iddiaya da değinen Altaylı, Kozinoğlu'nun kendi yazılı savunmasına işaret etti. Altaylı, Kozinoğlu'nun ülkeye gittiği dönemde söz konusu okulların zaten kapalı olduğunu belirttiğini aktardı.
SAVCILARIN İFADELERİNDE "1 DAKİKA" ÇELİŞKİSİ
Dosyanın bir diğer dikkat çeken bölümünü ise dönemin cezaevi savcısı Necip Doğan ile Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören'in ifadeleri oluşturdu. Soruşturmada, acil durum butonuna basılmasından 9 dakika 49 saniye sonra yapılan müdahalenin tutanağa neden "1 dakika" şeklinde geçirildiği soruldu. Tutanakta imzası bulunan dönemin Cezaevi Savcısı Necip Doğan, imzanın kendisine ait olduğunu kabul etti ancak belgeyi nerede imzaladığını hatırlamadığını söyledi. Doğan, "Soruşturma savcısı ben değildim. İmzaladığım belge muhtemelen başsavcıdan gelmiştir, bu sebeple sorgulamadan imzalayıp göndermişimdir" dedi. Doğan ayrıca olay yerinin korunması için cezaevi müdürüne talimat verdiğini ancak bu talimatın yerine getirilmediğini savundu.
DİĞER SAVCI: "BU TUTANAĞI İLK DEFA DUYUYORUM"
Dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ise Necip Doğan'ın anlatımlarını reddetti. İşgören, Doğan tarafından düzenlendiği belirtilen hatalı görüntü inceleme tutanağından haberdar olmadığını belirterek, "Bu tutanağı ilk defa duyuyorum" dedi. İşgören ayrıca ambulansın olay yerine 13 dakikada ulaşmasını makul bulduğunu savundu. Doğan ile ilişkisinin ise geçmişteki görevlendirmelerle sınırlı olduğunu ve yaklaşık 13 yıldır görüşmediklerini söyledi. Güncel soruşturma kapsamında Ali İşgören ve Necip Doğan daha sonra "suç örgütüne üye olma" suçlamasıyla tutuklandı. Kozinoğlu'nun koğuş arkadaşları Hasan Atilla Uğur ve Hasan Ataman Yıldırım hakkında ise ev hapsi şeklinde adli kontrol kararı verildi.
Enver Altaylı'nın Kozinoğlu soruşturması kapsamında ifadesine başvurulması kararı ise sağlık durumu nedeniyle ertelendi. 21 Eylül 2026 tarihli güncel bilgilere göre Altaylı'nın Sincan Cezaevi'nden İstanbul'a sevki doktor raporu doğrultusunda durduruldu ve ifadesinin sağlık durumunun düzelmesi halinde alınacağı bildirildi. Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma ise devam ediyor. Dosyada daha önce verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştı.




