Ermenistan'ın dış politikada yeni rotası: Türkiye ile normalleşme

Türkiye ile Ermenistan arasında son dönemde atılan vize kolaylığı gibi adımlar yalnızca ikili ilişkilerin değil, bölgesel dengelerin de yeniden tanımlandığını gösteriyor.

Diplomatik, hizmet ve hususi pasaport hamilleri için vize sürecinin kolaylaştırılması ve 1 Ocak 2026 itibarıyla ücretsiz e-vize uygulamasına geçilmesi, uzun süredir donmuş bir dosyada sert jeopolitik gerçeklerin dayattığı bir siyasetin başlandığına işaret ediyor. Normalleşmenin “ön koşulsuz” ve “tam normalleşme” hedefiyle sürdürülmesine dair verilen mesajlar ise, Erivan’ın da Ankara’nın da artık bu süreci geri döndürülemez bir çizgiye taşımak istediğini ortaya koyuyor.

Bu noktada asıl belirleyici unsur, Ermenistan’ın Karabağ savaşında yaşadığı stratejik yalnızlık oldu. 2020 sonrasında Erivan, ne Batı’dan ne de geleneksel güvenlik ortağı olarak gördüğü Rusya’dan beklediği ölçüde bir destek alabildi. Bu durum, Ermenistan’ın dış politika reflekslerinde köklü bir kırılmaya yol açtı. Büyük güçlerin jeopolitik hesapları içinde ikincil bir dosya haline gelmek, Erivan açısından acı ama öğretici bir deneyim yarattı. Sonuçta Ermenistan, güvenliğini ve geleceğini uzak başkentlerin belirsiz ve gayriresmi vaatlerinde değil, komşularıyla kuracağı dengeli ilişkilerde aramaya yöneldi.

Ermenistan’daki ekonomik tablo da bu zorunlu değişimi körükledi. Kapalı sınırlar, sınırlı ticaret hacmi, dışa bağımlı enerji yapısı ve kırılgan finansal dengeler, Ermenistan ekonomisini uzun süredir ayakta tutan unsurlar olmaktan çıkmış durumda. Türkiye ile sınırın kapalı olması, Erivan için yalnızca sembolik bir siyasi tercih değil, doğrudan refah kaybı anlamına geliyor. Türkiye, Erivan için dünyaya açılan bir kapı niteliğinde. Bu nedenle Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, Ermenistan açısından neredeyse kaçınılmaz bir ekonomik zorunluluk.

Türkiye, son yıllarda savunma sanayii, lojistik altyapı, enerji hatları ve bölgesel ticaret ağlarıyla Güney Kafkasya’nın ve Orta Koridorun en güçlü aktörlerinden biri haline geldi. Savunma sanayiinde yakalanan ivme, yalnızca askeri kapasiteyi değil, diplomatik etki alanını da genişletti. Ermenistan açısından bakıldığında, Türkiye ile normalleşme süreci bir komşuyla sorunları azaltmak sınırları açmak değil, aynı zamanda bölgesel ticaret ve ulaştırma ağlarına eklemlenmek anlamına geliyor. Ermenistan’ın paralel biçimde diğer normalleşme süreçlerine hız vermesi de tesadüf değil. Azerbaycan ile barış anlaşmasına yönelik adımlar, İran ve Gürcistan ile dengeli ilişki arayışları, Erivan’ın yeni dönemde “çatışma üzerinden kimlik” siyasetinden uzaklaşmaya çalıştığını gösteriyor. Ancak bu dönüşümün iç siyasette ciddi bir maliyeti var. Karabağ yenilgisinin ardından siyasi meşruiyeti zedelenen Paşinyan yönetimi, kamuoyunu konsolide edebilmek için daha popülist bir siyaset tarzı benimsiyor. Bu noktada artık sosyal medyayı yoğun kullanan, dış politikadaki her yumuşamayı “barış vizyonu” olarak sunan yeni bir politika ortaya çıktı. Paşinyan yönetimi aslında Erivan içindeki kırılgan siyaseti kendi lehine ayakta tutmaya çalışıyor.

Buna karşın, Ermenistan’daki diaspora çevrelerinin ve özellikle ABD merkezli grupların normalleşme sürecine yönelik tepkileri, sürecin ne kadar sancılı ilerlediğini de gösteriyor. Türkiye karşıtlığı üzerinden sözde Ermeni Soykırımını hatırlatan tarihsel söylemler, Paşinyan hükümetinin manevra alanını daraltmaya çalışsa da, Erivan’ın artık eski konfor alanına dönme lüksü bulunmuyor. Aynı zamanda Ermenistan içinde güçlenen kilise odaklı muhalefet de Paşinyan'ı zor durumda bırakıyor. Karabağ’da büyük güçlerden destek görmeyen bir Ermenistan için, komşularla kavgalı bir dış politika artık sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda.