Dünya

Fazliddin Madiev'den Türkiye-Özbekistan ilişkilerine dair çarpıcı yorumlar

Fazliddin Madiev, Türk dünyasının iki önemli aktörü olan Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişkileri, siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla TÜRKINFORM’a değerlendirdi.

Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik politikası Türk dünyasının bir parçası olan Özbekistan’da nasıl algılanıyor?

Bu soruyu Fazliddin Madiev’e yönelttik. Madiev, Özbekistan’ın bağımsızlık sonrası Türk dünyası algısını tarihsel bir perspektifle ele alarak şu değerlendirmelerde bulundu:

Özbekistan’da Türk dünyası anlayışı bağımsızlıktan sonra devletimiz ve milletimizin düşünce şekline ahenkli bir adımlarla gelen siyasi görüştü. Bu konuda 1991-98 yıllarına kadar olan siyasi doktrinde pozitif gelişmeler olduğunu net görebiliriz (Zamanı geldiğinde şunu da belirtmem gerekir ki, Özbekistan’da Turgut Özal ve Süleyman Demirel sevgisi halen yaşamaktadır). Hatta o dönemde “Türkistan tek (yegâne) evimiz” mottosu ile komşu Türk Cumhuriyetlerle bağdaştırılmış politikamız da yürürlüğe girmiş, ama birazdan hem dış ve iç siyasi çekişmeler yüzünden bu doktrin anılmaz hale geldi. Böylece, Özbekistan’ın Türk Dünyası birliğine olan siyasi bakışı kenara bırakıldı ve kapalı siyaseti tercih etti. Buna sebep olarak, Özbekistan ve Türkiye Cumhuriyetleri arasında o dönemde gelişen muhalif kesim ve İslami hücrelerden dolayı ortaya çıkan negatif siyasi tıkanıklığı da saymamız mümkündür. Böylece, Özbekistan – Türkiye siyasetinde yirmi senelik uzun bir devir boşa gitmiş oldu.

Ama… 2016 yılında yeni seçilmiş olan Cumhurbaşkanımız Şevket Mirziyoyev, hem iç hem dış siyasette o kadar hızlı atılım ve açılım yaptı ki, bu durumu ifade etmek isteyen gazeteciler “Cumhurbaşkanımızın arkasından koşarak yetişemiyoruz” demekteydiler. İşte bu hızlı siyasetin en başta gelen ve belirgin neticelerinden biri, Türk dünyasına yönelik siyasetin sağlam temellere oturtulması ve en başta Türkiye Cumhuriyeti ile neredeyse durmuş olan ilişkileri yeniden ve artık hiç kopmayacak bir şekilde bağlamaktan geçti. Hep bastırıla gelinmiş milletimizin bakış açısı, yeni Cumhurbaşkanımız Mirziyoyev tarafından sert bir şekilde bozguna uğratılarak, Türkiye’ye olan özlem giderilmiş, milletimizin endişeli düşüncesi hemen ortadan kalkmıştır. O günlerdeki açılımlar halı henüz milletimizin hatırasında heyecan verici duyguları yaşatmaktadır.

Sonuç itibariyle, Özbekistan Türk dünyasının büyük bir parçası olarak beklenen yerini buldu, endişeli düşünceler ortadan kalktı, ulu bir kervanın merakla beklenen yerinde kendisi için ayrılmış bölümün sağlam bir parçası olarak yerleşti. Dolayısıyla, artık Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik politikasında Özbekistan’da endişe “yok” denenecek kadar az ve Türkiye ile olan ilişkilerde halkımızda, “artık bir olalım, diri olalım” anlayışı iyice yerleşmiştir. Bu da yıllar önce bir ümitsizliğe kapanmış olan milletimizin ve devletimizin en büyük elde eden algısıdır. Bu sağlam algının yaratıcısı da Sayın Cumhurbaşkanımızdır.

Türkiye ile Özbekistan arasında geliştirilen ekonomik ve iş gücü iş birlikleri, Türk dünyasında daha entegre bir pazarın oluşmasına zemin hazırlayabilir mi?

Bu soruya yanıt veren Fazliddin Madiev, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geçmişine dikkat çekerek değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:

Türkiye ve Özbekistan arasında aslında başta hatırladığımız gibi 1990 yıllarından başlamak üzere ekonomik ilerlemeler gelişimi söz konusuydu ve birkaç alanda (özellikle tekstil) işbirlikleri çoktan başlamıştı. Ama iki memleket ortasındaki siyasi anlaşmazlıklardan dolayı ortaya çıkan iş alanları da zarar görmeye başladı ve Türkiye yatırımıyla çalışmakta olan sektörler bir bir kapatıldı. Ama bu kapatılmaların sebebi olarak “maskeli ideoloji” taşıyan gruplar da işaret edilmektedir. Yani bu iki kardeş devlet arasındaki ekonomik gelişme topyekûn kapanmış olmasa bile bir şekilde büyüme de göstermemiştir.

Bu iki devlet ortasındaki ikili ticaret hacmi 3 milyar doların üzerine çıkmış olup, orta vadede 5 milyar, uzun vadede ise 10 milyar dolara çıkarılması hedeflenmektedir. Yatırımlar tekstil, taahhüt, inşaat malzemeleri, gıda, otelcilik, plastik, ilaç ve başka sektörlerde yoğunlaşmaktadır. Türkiye, Özbekistan’ın en büyük 4. ticaret ortağı konumuna ulaşmıştır. Bu şu demek oluyor ki, eğer işler kontrollü bir şekilde ilerlerse derin ve daha entegre olan bir pazarın oluşması söz konusudur. Bu anlamda, Türkiye’de tecrübe ve inovasyon temelleri daha sağlam, Özbekistan’da ise hammadde ve iş gücü daha elverişlidir. Bence bu iki kolun birleştirilmesi sağlam bir temele oturursa dünya çapında ve rekabete dayanıklı olan ekonomi zemini gelişmesi beklenebilir. Yani asıl hedef bu olmalıdır.

Önümüzdeki 10 yıl için baktığınızda Türkiye–Özbekistan ilişkilerinin ve genel olarak Türk dünyasının hangi yönde ilerlemesini bekliyorsunuz?

Bu soruya yanıtında Fazliddin Madiev, yalnızca ekonomik değil stratejik alanlara da vurgu yaptı:

Elbette ki, en başta ekonomi ve siyasi anlamdaki gelişmeler ilerlemesi ve ikili güven kaygısı giderilmesi lazım. Ki şimdi bu konular bu iki kardeş devlet arasında en başta gelen konulardır. Şahsi görüşüm Türkiye-Özbekistan arasında eğitim, spor, medeniyet, turizm ve başka alanlarda da işbirlikleri güvenli bir şekilde ilerlemesi lazım. Öncelikle eğitim konusunda entegre olan bir platform yapılandırılması gerekli diye düşünüyorum.

Benim görüşüm, gelecek 10 sene içinde ikili gelişmeler daha da sağlam yapıya sahip olurken, öncelikle müdafaa hem de orduların integre bir hale getirilmesi amaçlanacaktır. Bu görüşüm Türk dünyası içinde geçerlidir. Çünkü dünyada gelişiyor olan başıboş olaylar bizim bu konudaki düşüncelerimizin aynı maksat yolunda birikmesini temenni edecektir. Zaten Türk dünyasının en başta gelen temel amacı da bu olmalıdır. Gelecek için bu sefer hata yapma şansımız yok diye biliyorum.

Türkiye’de en az üç yıl yaşayan Özbek vatandaşlarına otomatik çalışma izni verilmesi kararı Özbek kamuoyunda nasıl karşılandı? Bu düzenlemenin en büyük kazanımı sizce ne olacak?

Bu soruya ilişkin değerlendirmesinde Madiev, kamuoyundaki beklentilere ve belirsizliklere dikkat çekti:

Benim kanaatimce, aslında bu daha önceden karar verilmesi ve gerekli olan bir olaydı. Ama maalesef kayıp yıllarımızın neticesi olarak, bu tür kararlar yeni yeni alınmaya başladı. Çünkü bu karar alınmadan önce illegal duruma düşmüş olan kaliteli ve vasıflı işçiler Özbekistan’a geri gönderilen işçiler Avrupa ya da Rusya’ya gittiler. Dolayısıyla bir taraflı kayba sebep olundu. O yüzden bu tür konularda daha hassas olmak yararlı olacaktır diye düşünüyorum.

Özbek kamuoyu bu karar hakkında daha net bilgiye sahip değil, mesele, buraya kadar orada illegal kalmış ve iş yerinde vasıflı bir işçi haline gelenler için kolaylıklar sağlanır mı? Ya da bunun talepleri nasıl olacak? Ve buna benze sorulara cevap verilmesi lazım.

Bugüne kadar Türkiye’de çalışan Özbek göçmenlerin karşılaştığı en büyük hukuki veya idari sorunlar nelerdi? Yeni sistem bu sorunları ne ölçüde ortadan kaldırabilir?

Bu soruya yanıt verirken Madiev, sahadaki pratik sorunlara işaret etti:

Bu konuda Türkiye’de idari ve hukuki sorunlar var. Bunlardan en başta geleni Özbek göçmenleri için ikamet izni alınmasının zorlaştırıldığını sayabiliriz. Bu durum onların çalışma ve yaşama hareketlerini kısıtlamaktadır. Dolayısıyla illegal çalışmaya mecbur kalmaktadırlar. Bu da onları hak ve hukuksuz duruma itmeye sebep olmakta. Yeni sistem yürürlüğe girdikten sonra belki bunun neticeleri ortaya çıkar ama şu an için bir şey demek doğru olmaz diye düşünüyorum. Ama Özbek göçmenlerin karşılaşıyor olduğu hukuki sorunlar hakkında araştırma yapılırsa daha önemli olan sorunlarda ortaya çıkması ihtimalini ihmal etmemiz lazım. Bu konuda araştırmalar yapılması lazım.

Özbek göçmenler açısından bakıldığında Türkiye hala en cazip ülkelerden biri mi, yoksa Avrupa ve Körfez ülkeleriyle rekabet artıyor mu?

Bu soruyla birlikte Fazliddin Madiev, değerlendirmesini daha geniş bir perspektifle tamamladı:

Evet, Özbekistanlılar için Türkiye her daim cazip gelen bir ülke durumundadır. Sanırım bu bakış açısı kolay kolay değişmez. Son zamanlarda Özbekistan’dan Türkiye’ye turizm amaçlı teşriflerin faiz oranı da hatırı sayılır derecede yükselmektedir. Ama Türkiye Özbekistanlılar için çalışmaya gitme sırasında o kadar cazip bir ülke diyemeyiz. Çünkü Özbekistan ekonomisi de hemen hemen Türkiye ekonomisi ile aynı dereceye gelmektedir. Bunun yanı sıra, son zamanlarda Özbekler çalışmak için daha çok Avrupa, ABD, Körfez ülkeleri, Güney Kore ve Japonya gibi ülkeleri tercih etmektedirler. Bunun sebebi Özbekistan hükümeti bu devletlerle çok iyi gelişmeler yürütmekte ve onlarla Özbekistanlı gençlerin çalışması için anlaşmalar yapmaktadır.

Sırası gelmişken şunu da demek isterim ki, her memleket kendi ekonomisini ve kültürünü sağlam hem de güçlü yapmayı arzu ederse, kendi gençlerini ve çalışma gücünü kendi memleketi içerisinde tutabilmesi lazım. Bu başta biraz zor olabilir ama doğru strateji ve taktik uygulanırsa memleket iktisadı sağlam temellere oturacak, üretim artacak ve refah gücü de yükselecektir. Ben bunun daha doğru olduğunu savunanlardanım. Dünya’da bu stratejiyi kullanarak yükselen ülkeler de az değildir.