Son dönemde sıkça kullanılan “Kimseye bir şey borçlu değilim” düşüncesi, sağlıklı sınır koymakla sorumluluktan kaçmak arasındaki çizgiyi tartışmaya açıyor. Türkinform muhabiri Almila Kerküklü’ye özel açıklamalarda bulunan Uzman Psikolog Hayriye Hasret Güneş, kişinin kendi ihtiyaçlarını korurken karşı tarafın duygularını göz ardı etmemesi gerektiğini vurguladı. Güneş, sınır koymak ile bencillik arasındaki farkın sözlerden çok davranışlarda ortaya çıktığını belirtti.
“KİMSEYE BİR ŞEY BORÇLU DEĞİLİM” DEMEK HER ZAMAN ÖZGÜRLÜK MÜ?
Kişisel sınırlar, bireyin kendi ihtiyaçlarını fark etmesi, istemediği durumlarda hayır diyebilmesi ve başkalarının beklentileri karşısında kendi kararlarını koruyabilmesi açısından önem taşıyor.
Ancak Güneş'e göre aynı cümle, farklı ilişkilerde ve koşullarda birbirinden tamamen farklı anlamlar kazanabiliyor.
“Bazen yıllarca herkesi memnun etmeye çalışmış bir insanın özgürleşme cümlesidir bu. Bazen de kırdığı kalplerin, tutulmayan sözlerin ve yarım bırakılan ilişkilerin ardından sorumluluktan kaçmak için sığındığı bir cümle…”
Güneş, sağlıklı sınır koymanın kişinin kendi ihtiyaçlarını savunurken karşı tarafın varlığını da dikkate almasını gerektirdiğini belirtti.
Sağlıklı bir sınır, “Benim de ihtiyaçlarım var” düşüncesini temel alırken, bencil bir yaklaşım diğer kişinin ihtiyaçlarını sürekli önemsizleştirebiliyor.
Bu nedenle her geri çekilme sağlıklı bir sınır anlamına gelmediği gibi, her hayır cevabı da bencillik olarak değerlendirilemiyor.
“KENDİMİ KORUYORUM” DİYEREK ORTADAN KAYBOLMAK DOĞRU MU?
İlişkilerde yaşanan anlaşmazlıklarda taraflardan birinin konuşmaya ara vermek istemesi doğal bir ihtiyaç olabilir. Ancak bu durumun sürekli iletişimden kaçma yöntemine dönüşmesi, ilişkide çözülmemiş sorunların birikmesine yol açabiliyor.
Güneş, sağlıklı sınır koymak ile sorumluluktan uzaklaşmak arasındaki farkı somut bir örnekle açıkladı.
“Şu an bu konuşmayı sürdürecek durumda değilim, sakinleşince konuşalım” demek bir sınırdır.
Buna karşılık her anlaşmazlıkta günlerce ortadan kaybolmak ve ardından “Kendimi koruyorum, açıklama yapmak zorunda değilim” demek, ele alınması gereken sorunları sürekli ertelemenin bir yoluna dönüşebiliyor.
Buradaki belirleyici nokta, kişinin konuşmaya ara vermesi değil; sorunu çözmek için geri dönüp dönmediği.
Uzman Psikolog Güneş'e göre davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığı, ne kadar tekrarlandığı ve kişinin ilişkisindeki sorumlulukları nasıl ele aldığı önem taşıyor.

KİMSEYE HİÇBİR ŞEY BORÇLU DEĞİL MİYİZ?
Güneş'in değerlendirmelerinde öne çıkan bir diğer konu ise bireysel özgürlük ile ilişkisel sorumluluk arasındaki denge oldu.
Bir insanın istemediği ilişkiyi sürdürmek, bütün zamanını başkalarına ayırmak veya kendi ihtiyaçlarından sürekli vazgeçmek zorunda olmadığını belirten Güneş, özgürlüğün kişinin üstlendiği bütün sorumlulukları ortadan kaldırmadığını vurguladı.
“Kimseye bedenimizi, sevgimizi, bütün zamanımızı veya istemediğimiz bir ilişkiyi sürdürmeyi borçlu değiliz. Ancak verdiğimiz sözlerin, üstlendiğimiz rollerin ve davranışlarımızın sonuçları vardır.”
Arkadaşlık, evlilik, ebeveynlik ve ortak yaşam gibi ilişkiler, karşılıklı sorumlulukları da beraberinde getiriyor.
Bu noktada önemli olan, başkasının beklentileri nedeniyle baskı altında hissetmek ile kişinin kendi isteğiyle kabul ettiği bir sorumluluğu yerine getirmesi arasındaki farkı görebilmek.
Çünkü “Hayır deme hakkım var” düşüncesi, verilen sözlerin veya davranışların sonuçlarının tamamen yok sayılabileceği anlamına gelmiyor.
SUÇLULUK DUYGUSU İLE SORUMLULUK BİLİNCİNİ KARIŞTIRMAYIN
İlişkilerde sınır koymayı zorlaştıran etkenlerden biri de suçluluk duygusu.
Güneş, özellikle sevilmek ve kabul görmek için sürekli başkalarına uyum sağlamayı öğrenen kişilerin, herhangi bir yanlış yapmadıkları durumlarda bile hayır dedikleri için suçluluk hissedebileceğini belirtti.
Ancak uzman değerlendirmesine göre suçluluk duygusu ile sorumluluk bilinci aynı anlama gelmiyor.
Suçluluk duygusu bazen kişinin kendi hakkını korumasına engel olabilirken, sorumluluk bilinci davranışlarının karşısındaki insan üzerindeki etkisini değerlendirmesine yardımcı oluyor.
Güneş, kişinin kendisine şu soruları yöneltmesinin önemine dikkat çekti:
“Sözümü tuttum mu? Karşımdakine ne yaşattım? Payıma düşeni nasıl düzeltebilirim?”
Geçmiş ilişkilerin ve bağlanma örüntülerinin de sınır koyma davranışlarını etkileyebileceğini ifade eden Güneş, terk edilmekten korkan bir kişinin hayır demekte zorlanabileceğini, yakınlığı baskı olarak algılayan bir kişinin ise anlaşmazlıklar karşısında uzaklaşmayı tercih edebileceğini anlattı.
Ancak bu eğilimlerin farkına varılması, her davranışı haklı çıkarmak için değil, ilişkilerde daha bilinçli ve sağlıklı seçimler yapabilmek için önem taşıyor.
SINIR MI KOYUYORSUNUZ, SORUMLULUKTAN MI KAÇIYORSUNUZ?
Uzman Psikolog Hayriye Hasret Güneş, sağlıklı sınır koymanın kişinin kendisini sürekli açıklamak veya başkalarının bütün beklentilerini karşılamak zorunda hissetmesi anlamına gelmediğini belirtti.
Birinin sınır koyduğumuz için üzülmesi ya da rahatsız olması, o sınırın yanlış olduğunu göstermiyor. Özellikle uzun süre herkesin taleplerini karşılamaya çalışan bir kişinin ilk kez hayır demesi, çevresinde tepkiyle karşılanabiliyor.
Ancak sınır koyarken karşı tarafı aşağılamamak, cezalandırmamak ve mümkün olduğunca açık davranmak önem taşıyor.
Güneş, sağlıklı sınır ile sorumluluktan kaçma davranışını ayırt edebilmek için kişinin kendisine kritik bir soru sorması gerektiğini vurguladı:
“Bu sınır, ihtiyacımı açıkça ifade etmeme mi yardımcı oluyor; yoksa yüzleşmek istemediğim bir sorumluluktan uzaklaşmamı mı sağlıyor?”
Bu sorunun cevabı her zaman kişinin duymak istediği şey olmayabiliyor. Bazen dinlenmeye, mesafe koymaya ve hayır demeye ihtiyaç duyulurken bazen de özür dilemek, verilen sözü yerine getirmek veya zor bir konuşmayı sürdürmek gerekebiliyor.
Güneş'e göre sağlıklı ilişkilerin temelinde, kişinin hem kendi ihtiyaçlarını koruyabilmesi hem de davranışlarının karşı tarafta oluşturduğu etkileri kabul edebilmesi bulunuyor.
Çünkü ilişkisel olgunluk yalnızca “Bunu istemiyorum” diyebilmekten değil, gerektiğinde “Seni incittiğimi görüyorum” diyebilmekten de geçiyor.
Sonuç olarak kendini korumak ile başkasına karşı sorumluluk taşımak birbirine zıt kavramlar değil. Asıl mesele, kendi sınırlarını savunurken karşısındaki insanın haklarını ve duygularını yok saymamak.




