Anlaşmayı Kıbrıs Türk halkının varlığını yok sayan tek taraflı bir girişim olarak niteleyen Başbakan Üstel, bu tür hamlelerin Doğu Akdeniz'deki kutuplaşmayı derinleştirdiğini ve kalıcı çözümün ancak iki devletli egemen eşitlik temelinde mümkün olduğunu vurguladı.
"GERÇEKLERDEN KOPUK TEK TARAFLI BİR ADIM"
KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Fransa ile GKRY arasında imzalanan Kuvvetler Statüsü Anlaşması'nın (SOFA) uluslararası hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu ifade etti. Adanın mevcut gerçeklerini ve Kıbrıs Türk halkının varlığını yok sayan bu girişimin, bölgedeki barış ve istikrar arayışlarına hiçbir katkı sağlamayacağını belirtti. Üstel, anlaşmayı "tarihi, hukuki ve siyasi gerçeklerden kopuk, son derece yanlış bir adım" olarak nitelendirdi.

"ADA ASKERİ REKABETİN MERKEZİ HALİNE GETİRİLİYOR"
GKRY lideri Hristodulidis döneminde Rum yönetiminin dış politikada sistematik bir şekilde yabancı askeri unsurları adaya çekmeye odaklandığını vurgulayan Üstel, bu politikaların sadece Kıbrıs'ı değil, tüm Doğu Akdeniz'in güvenliğini riske attığını ifade etti. Üstel, "Ada'yı diyalog zemini olmaktan çıkarıp askeri rekabetin parçası haline getiren bu anlayış, gerilimi tırmandırmaktan başka bir sonuç doğurmaz" dedi.
"KALICI ÇÖZÜM İÇİN EGEĞEMEN EŞİTLİK"
BM nezdinde yürütülen diplomatik çabaların yoğunlaştığı bir dönemde atılan bu adıma dikkat çeken Başbakan Üstel, şu noktaların altını çizdi:
-
İstikrar Vurgusu: Bölgedeki istikrarın ve kalıcı barışın yolu, iki halkın egemen eşitliğinin ve iki devletin eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesinden geçer.
-
Egemen Haklar: Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve çıkarlarını hedef alan hiçbir girişimin amacına ulaşamayacağı bilinmelidir.
-
Hukuka Davet: Üstel, uluslararası toplumu Kıbrıs'taki iki devletli gerçekliğe saygı duymaya ve iş birliğini teşvik eden politikalar izlemeye davet etti.
DOĞU AKDENİZ'DE KUTUPLAŞMA RİSKİ
GKRY'nin Fransa ve İsrail ile geliştirdiği askeri iş birliklerinin adayı bir "yabancı askeri personel konuşlanma merkezi" haline getirdiğini belirten Üstel, bu girişimlerin bölgesel kutuplaşmayı derinleştirdiğini ve Rum yönetiminin kendi güvenliğini bile zafiyete uğratabileceğini kaydetti.






