Komşumuz Suriye !

Suriye’de neler oldu…
Şöyle bir geçmişe hep birlikte göz atalım…
Suriye’de meydana gelen olaylar 2011 yılında başladı…
Başlayan bu olaylara hâlâ ne yazık ki “iç savaş” diyenler var…
Kusura bakmasınlar ama bu tanım hiç de gerçekçi bir tanım değil…
Çünkü Suriye’de olan biten, kendiliğinden gelişmiş bir halk hareketi kesinlikle değil…
Düğmesine Washington’da basılmış, sahası Ortadoğu olan ve içinde büyük bölme planların bulunduğu büyük bir operasyondur…

Peki bu operasyon nasıl başladı..
bir ona bakalım hep beraber…
Lütfen hatırlayalım…
ABD eski Başkanı Obama’nın talimatıyla süreç başlatılmıştı..
CIA, Mossad ve benzeri yapılar sahaya inmiş, dünyanın dört bir yanından toplanan silahlı gruplar, otobüs otobüs Suriye’ye taşınmış, kimine “özgürlük savaşçısı” denmiş, kimine radikal, kimine ise terörist damgası vurulmuştu…ama hepsi aynı senaryonun figüranıydı…

Sonra ne oldu? CIA tarafından DEAŞ sahneye sürüldü…Önce kuruldu, sonra “bakın ne büyük tehdit” denildi…
ABD de bu tehdidi bahane ederek Fırat’ın doğusuna yerleşti…
Bunu bahane ederek askeri üsler kurdu, sahayı parselleyip kontrol altına aldı…
Bu sırada da yeni bir vitrin hazırlandı: SDG.

Şimdi açık konuşalım…
SDG diye sunulan yapı, PKK’nın makyajlanmış hâlidir…
İsim değişti, birkaç küçük ekleme yapıldı, dosya yeniden ambalajlandı…
Hepsi bu…
DEAŞ’a petrol kuyuları bıraktırıldı…finans akışı görmezden gelindi…İş bitince DEAŞ sahneden çekildi, yerine SDG/PKK yerleştirildi…

ABD bütçesinden milyonlarca dolar aktı. Örtülü destekler verildi. Binlerce TIR dolusu silah bölgeye indirildi…
Bu yapı Türkiye’ye karşı eğitildi, donatıldı…
Amaç neydi? Suriye’yi bölmek, kuzeyde PKK kontrolünde bir yapı kurmak. Yani açık açık söyleyelim: bir devletçik denemesi yapıldı…

O dönem Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, bu oyunu erken fark etmişti…
Suriye Parlamentosu’nda SDG/PKK’ya dönüp…..”ABD’ye güveniyorsunuz ama sizi korumayacaklar…
Kullanacaklar…
Günü gelince sizi dolarlarla pazarlık konusu yapacaklar.” Demişti…
Adam boş konuşmadı…
Zaman, söylediklerini tek tek doğruladı…

Tabi bunada Türkiye’nin de özeleştiri yapması gereken bir dönem var…
2011’de Ankara, Esad’ın birkaç ayda gideceğini düşündü…Ama Bu yanlış hesap Türkiye’ye çok pahalıya patladı…
Oysa 2011 öncesinde Türkiye–Suriye ilişkileri gayet iyiydi…Sınırların kaldırılması konuşuluyordu…
Ekonomik işbirliği hızla artıyordu…
1998 Adana Mutabakatı çerçevesinde terörle mücadelede tam uyum vardı…
Yakalanan PKK’lılar Türkiye’ye teslim ediliyordu…
Güvenlik toplantıları sorunsuz geçiyordu…

ABD operasyonu devreye girince bu tablo bir gecede dağıldı…Türkiye milyonlarca sığınmacıyla karşı karşıya kaldı...
Ekonomik kayıpları söylemiyorum bile…

ABD ısrar etti. Hedefi netti..bölgede İsrail’i güvence altına alacak ikinci bir yapı oluşturmak…Ama Türkiye bu noktada frene bastı…”Buna izin vermem” dedi…

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla sahaya indi…
Lafla değil, fiilen konuştu…Fırat’ın doğusunda bir özerk yapı kurulmasını kırmızı çizgi ilan etti ve bu çizgiyi askerle, tankla, iradeyle savundu…

ABD, Türkiye’nin kararlılığını görünce geri adım atmak zorunda kaldı…
Halep’ten Haseke’ye uzanan süreçte SDG’nin aslında ne kadar boş bir yapı olduğu ortaya çıktı…ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi çıkıp “SDG ile ortaklık bitti” dedi. Bu bir itiraftı resmen…

Şimdi sormak lazım:
Türkiye kararlı durmasaydı, “gerekirse müdahale ederim” demeseydi, asker sınırda teyakkuzda olmasaydı ABD SDG’yi ortada bırakır mıydı?
Tabiki bırakmazdı…
Şimdilik buraya kadar görünen bu…
İzlemeye devam…
Vesselam….

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*