Küresel ekonomi, artan borç yükü ve yükselen finansman maliyetlerinin baskısıyla karşı karşıya. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre dünya genelindeki kamu borcunun 2025 yılında gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı yaklaşık yüzde 94’e ulaştı. Mevcut eğilimin devam etmesi halinde bu oranın 2029’da yüzde 100’ü aşabileceği öngörülüyor.
Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından yayımlanan Eylül 2026 tarihli Küresel Borç İzleme raporuna göre ise kamu, şirket ve hanehalkı borçlarının toplamı 2026’nın ilk yarısında 365 trilyon doları geçti. Bu miktar, dünya genelindeki yıllık ekonomik üretimin yaklaşık yüzde 305’ine karşılık geliyor.
Yükselen tahvil faizleri, bütçe açıkları ve finansal piyasalardaki kırılganlıklar, küresel borç sorununu yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.

IMF’DEN KÜRESEL FİNANSAL RİSK UYARISI
IMF’nin 13 Ekim’de yayımladığı Küresel Finansal İstikrar Raporu’nda, dünya finans piyasalarının ekonomik şoklara karşı dayanıklılığını koruduğu ancak sistemik risklerin yüksek seviyelerde bulunduğu belirtildi.
Raporda üç temel risk alanına dikkat çekildi. Yapay zekâ yatırımlarının beklenen getiriyi sağlayamaması durumunda teknoloji şirketlerinin değerlemelerinde sert düşüşler yaşanabileceği ifade edildi. Enflasyon ve kamu maliyesine ilişkin endişelerin devlet tahvili getirilerini hızla yükseltebileceği, finans kuruluşlarını hedef alan siber saldırıların da finansal istikrar açısından risk oluşturduğu vurgulandı.
KÜRESEL BORÇ 20 YILDA 365 TRİLYON DOLARI AŞTI
Küresel borç verileri, son 20 yılda yaşanan artışın boyutunu ortaya koyuyor. 2005 yılında yaklaşık 130 trilyon dolar seviyesinde bulunan toplam borç, 2026’nın ilk yarısında 365 trilyon doların üzerine çıktı.
Aynı dönemde küresel borcun dünya ekonomik üretimine oranı yaklaşık yüzde 240’tan yüzde 305’e yükseldi.
Borç artışında 2008 küresel finans krizinin ardından uygulanan politikalar, COVID-19 salgını dönemindeki kamu harcamaları ve son yıllarda savunma, enerji güvenliği ile altyapı yatırımları için artan finansman ihtiyacı etkili oldu.

YÜKSELEN TAHVİL FAİZLERİ BORÇLANMAYI ZORLAŞTIRIYOR
Küresel borç tartışmasının önemli başlıkları arasında ABD ve Avrupa’nın büyük ekonomileri yer alıyor. Yüksek kamu borçları, bütçe açıkları ve artan tahvil ihraçları, yatırımcıların uzun vadeli devlet tahvilleri için talep ettiği getirilerin yükselmesine neden oluyor.
Tahvil faizlerindeki artış, hükümetlerin yeni borçlanma maliyetlerini artırırken mevcut borçların çevrilmesini de zorlaştırabiliyor. Finansman giderlerinin yükselmesi, kamu bütçelerinde diğer harcama kalemleri üzerindeki baskıyı artırabiliyor.
Avrupa Komisyonunun Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis, euro bölgesinde şu an için yeni bir kamu borcu krizine işaret eden bulgular bulunmadığını belirtti. Dombrovskis, artan borçlanma maliyetleri karşısında hükümetlerin mali disipline önem vermesi gerektiğini söyledi.
KÜRESEL EKONOMİDE BORÇ BASKISI GÜNDEMDEKİ YERİNİ KORUYOR
IMF’nin kamu borcuna ilişkin tahminleri ile IIF’nin küresel toplam borç verileri, dünya ekonomisinde finansman ihtiyacının büyüklüğünü ortaya koyuyor. Kamu borcunun yanı sıra şirketlerin ve hanehalklarının yükümlülüklerindeki artış da küresel ekonomik görünüm açısından yakından izleniyor.
Yükselen faizler, kamu harcamalarındaki artış ve finansal piyasalarda ortaya çıkabilecek şoklar, borçların sürdürülebilirliğini önümüzdeki dönemin önemli ekonomi başlıklarından biri haline getiriyor.




