Küresel ekonomi; artan enerji fiyatları, uluslararası taşıma koridorlarındaki tıkanmalar ve günden güne yükselen korumacılık eğilimleriyle zorlu bir sınavdan geçiyor. Uzman isim Mustafa Mente, dünya ticaretini tehdit eden en büyük çıkmazları, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) uyguladığı tarife politikalarını, Çin'in üretimdeki devasa kapasite fazlasını ve tüm bu gelişmelerin Türkiye'nin ihracatına yönelik olası etkilerini detaylı bir şekilde değerlendirdi.
KÜRESEL EKONOMİNİN İKİ BÜYÜK ÇIKMAZI: ENERJİ VE LOJİSTİK
Küresel ekonominin önündeki en büyük iki engelin enerji fiyatlarındaki artış ve uluslararası taşıma koridorlarındaki tıkanmalar olduğuna dikkat çeken Mustafa Mente, krizin temel dinamiklerini açıkladı. Geçtiğimiz mart ayında ABD ve İsrail'in İran'a yönelik hamleleriyle petrol arzında sorunlar ortaya çıktığını ve fiyatların artış trendine girdiğini belirten Mente, Rusya-Ukrayna savaşının da küresel rafineri kapasitesini azalttığını ifade etti. Bu durumun rafine edilmiş ürünler üzerinde büyük bir baskı yarattığını vurgulayan uzman isim; Asya, Latin Amerika ve Afrika başta olmak üzere tüm dünyada artan ısınma, taşıma ve gıda maliyetlerinin enflasyonu tetikleyerek sosyal huzursuzluklara zemin hazırladığını kaydetti.

ALTERNATİF YOLLAR DA JEOPOLİTİK RİSKLERİN HEDEFİNDE
Uluslararası su yollarındaki kritik geçiş noktalarında yaşanan sorunların küresel tedarik zincirini derinden sarstığını belirten Mente, Kızıldeniz'in ve Yemen meselesi nedeniyle Babülmendep Boğazı'nın kapalı olmasının ticareti felç ettiğini dile getirdi. Mevcut taşıma alanlarına alternatifler yaratılmaya çalışıldığını aktaran Mente, jeopolitik krizler çözülmeden bulunan bu alternatiflerin de saldırıya uğradığını söyledi. Mente, Hürmüz Boğazı'ndan çıkamayan petrolün Suudi Arabistan tarafından doğu-batı eksenli bir boru hattıyla Kızıldeniz'e aktarıldığını ancak bu alternatif hattın da vurularak doğrudan jeopolitik risk alanına dönüştüğünü örnek gösterdi.
ABD'NİN TEHLİKELİ TARİFE OYUNU VE ASYA'NIN ENERJİ KRİZİ
ABD'nin akut hale gelen dış ticaret açığını kapatmak için tehlikeli bir tarife oyunu oynadığını ifade eden Mente, bu politikanın arkasında Harvard'da matematik doktorası yapmış yetkin isimlerin bulunduğunu ve uygulanan matematiksel modelin küresel ticareti derinden etkilediğini belirtti. Mente, uluslararası serbest ticaret anlaşmalarının artık geçerliliğini yitirdiğini ve ülkelerin ticari bağımlılıklarını reddederek giderek daha korumacı bir yapıya büründüğünü savundu. ABD'nin enerji alanında kendi kendine yeten net bir ihracatçı konumuna gelmesiyle Orta Doğu'ya olan ilgisinin azaldığına dikkat çeken uzman isim, Orta Doğu petrolünün ve gazının artık Çin, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Vietnam gibi devasa Asya pazarlarına yöneldiğini aktardı. Yemek pişirmek için kullanılan gazın ABD için bir sorun teşkil etmediğini ancak milyarlarca insanın yaşadığı Asya ülkeleri için bunun hayati bir mesele olduğunun altını çizdi.

ÇİN'İN KAPASİTE FAZLASI VE ARTAN KORUMACILIK EĞİLİMİ
Küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin bu denli yükselmesinin ardındaki temel sebebin Çin'in kapasite fazlası olduğunu belirten Mente, Çin'in kendi içindeki emlak krizini çözmek amacıyla piyasaya sürdüğü 5 trilyon dolara yakın kredi büyümesinin sanayide tüm dünyayı altüst ettiğini vurguladı. Otomotivden makineye, kimyasal ürünlerden gemi inşasına, pillerden güneş panellerine kadar her alanda devasa kapasiteler yaratıldığını kaydeden Mente, bu durumun Türkiye, Brezilya, Şili, Malezya ve Meksika gibi G20 üyesi veya o segmente yakın gelişmekte olan piyasalarda korumacılık eğilimlerini hızla artırdığını ifade etti.
DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ DEVRE DIŞI: BEDELİ TÜKETİCİ ÖDÜYOR
Türkiye'de 2011 yılında başlayan korumacılık adımlarının son yıllarda daha da hızlandığını ve birçok üründe vergilerin arttığını hatırlatan Mente, dünyada da benzer bir tablonun hakim olduğunu söyledi. Küresel ticareti düzenleyen ve sorunları çözmek için mekanizmalar geliştiren Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) artık devre dışı kaldığını belirten uzman isim, ülkelerin kurallara uymadığını ve kimsenin kimseye güvenmediğini dile getirdi. Herkesin kendi sanayisini korumaya odaklandığı bu ortamda maliyetlerin her geçen gün arttığını belirten Mente, günün sonunda faturayı daha pahalı ürünler tüketmek zorunda kalan tüketicilerin ödediğini vurguladı.
AVRUPA'DAKİ DURGUNLUK TÜRKİYE'NİN İHRACATINI AŞAĞI ÇEKİYOR
Türkiye'nin dış ticaretinin yaklaşık yarısını Avrupa Birliği ve MENA bölgesiyle gerçekleştirdiğini belirten Mente, otomotiv, tekstil ve makine gibi kritik sektörlerdeki üretim kapasitesinin doğrudan Avrupa'nın talebine göre şekillendiğini ifade etti. "Almanya bir ürünü almadığında bunu hemen Arjantin'e gönderirim demek o kadar kolay değil" diyen uzman isim, Türkiye'nin en büyük rekabet avantajının 4 saatlik uçuş mesafesindeki pazarlara yönelik sunduğu zengin ürün gamı olduğunu hatırlattı. Almanya ve Fransa gibi sanayileşmiş Avrupa ülkelerinde yaşanan ekonomik durgunluğun Türkiye'yi de doğrudan etkileyerek aşağı çektiğini belirten Mente, ihracat rotasını kısa sürede değiştirmenin zamana yayılan zorlu bir süreç olduğunun altını çizdi.

ÇİN KRİZİNE KARŞI SENKRONİZE ÇÖZÜM ŞART
Dünya ekonomisini sarsan Çin meselesinde tek bir ülkenin tek başına çözüm üretmesinin neredeyse imkansız olduğuna dikkat çeken Mente, ya küresel çapta çok daha büyük ve senkronize bir çözüm hareketinin başlatılması gerektiğini ya da tüm dünyanın Çin gerçeğiyle yüzleşerek sistemini bu yeni duruma uyumlandırmak zorunda kalacağını belirterek değerlendirmelerini noktaladı.




