Manisa'nın Turgutlu ilçesinde bir lisede meydana gelen okul saldırısı, gençleri şiddete yönelten psikolojik etkenleri ve okul güvenliği konusunu yeniden gündeme taşıdı. Toplumda sarsıntı yaratan bu olayın ardından Uzman Klinik Psikolog Abdullah Alparslan; "Amerikanvari" okul saldırılarının arka planındaki psikolojik süreçleri, dijital travmaların çocuklar üzerindeki etkilerini ve kriz anlarında ailelerin dikkat etmesi gereken kırmızı çizgileri değerlendirdi.
ŞİDDET BİR ANDA ORTAYA ÇIKMIYOR, BİRİKTİRİLİYOR
Şiddetin aniden ortaya çıkan bir davranış olmaktan ziyade; aşağılanma, dışlanma ve değersizlik hislerinin birikimiyle oluştuğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Abdullah Alparslan, failin yaşadığı "bana bunu yaptılar" çaresizliğinin zamanla kontrol sahibi olma ve intikam alma arzusuna dönüştüğünü belirtti. Yeterince ilgi ve değer gördüğü, şefkatli bir aile ortamında büyüyen çocukların bu noktaya gelmesinin mümkün olmadığını ifade eden Alparslan, çocuğu sadece sorun çıkardığında fark etmenin geç kalınmış bir adım olduğunu vurguladı. Uzman isim; okul ile aile arasında gerçek bir erken uyarı sistemi kurulmasının ve tehdit söylemleri, dışlanma, silah merakı ile intikam fantezileri gibi değişimlerin öğretmenler ve rehberlik servisiyle birlikte değerlendirilmesinin hayati önem taşıdığını kaydetti.
ERGENLERDE PATOLOJİK KİMLİK İNŞASI VE ŞİDDET
Özellikle 18 yaş altı gençlerin şiddet olaylarına daha sık karışmasının temelinde, ergenlik dönemindeki kimlik arayışının yattığı belirtiliyor. Bu dönemde görülme, kabul edilme ve bir gruba ait olma ihtiyacının yoğunlaştığını aktaran Alparslan, bu ihtiyaçların sağlıklı ilişkiler ve başarı deneyimleriyle karşılanamaması durumunda gencin varlığını hissettirmek için şiddet, güç gösterisi veya korku yaratma yoluna gidebileceğini ifade etti. Şiddetin yalnızca öfke dışavurumu olmaktan çıkıp gencin kendini toplumda görünür kıldığı patolojik bir kimlik aracına dönüştüğünü belirten uzman; gençleri spora, sanata, akademik üretime ve sosyal sorumluluk projelerine yönlendirmenin en temel koruyucu unsur olduğunun altını çizdi.

DİJİTAL TRAVMA VE PSİŞİK BULAŞMA TEHLİKESİ
Sosyal medyanın şiddeti yeniden üreten yapısına da değinen Alparslan, dijital çağda kriz görüntülerinin defalarca karşımıza çıkmasının zihinlerde "tehlike hâlâ devam ediyor" algısı yaratarak ikincil travmalara yol açtığını söyledi. Kaygının belirsizlikten beslendiğini hatırlatan uzman, ebeveynlerin ekran süresini kısıtlamanın ötesinde çocuklara neyin gerçek neyin söylenti olduğunu anlatarak zihinsel bir sınır çizmeleri gerektiğini vurguladı. Alparslan ayrıca, dolaşıma sokulan şiddet görüntülerinin, zaten kırılgan ve öfkeli olan gençler üzerinde psişik bir bulaşma yaratarak zihinlerindeki şiddet fantezilerini somut eylemlere dönüştürme potansiyeli taşıdığı konusunda uyarılarda bulundu.
YETİŞKİNLER KENDİ KAYGISINI ÇOCUĞA YANSITMAMALI
Toplumsal infial yaratan olayların ardından yetişkinlerin kendi kaygılarını yönetmelerinin çocuk psikolojisini korumada ilk adım olduğu ifade ediliyor. Kriz anlarında sürekli haber takip eden ve "artık hiçbir yer güvenli değil" gibi söylemlerde bulunan yetişkinlerin, bu tehlike mesajını beden dili ve davranışlarıyla da çocuklara aktardığını belirten Alparslan, ailelerin öncelikle kendi duygularını düzenlemeleri ve güvenilir kaynaklardan sınırlı bilgi alarak haber akışından bir süre uzaklaşmaları gerektiğini dile getirdi. Çocuğun kaygısını kendi kaygımızla büyütmemek, çocuğa yeniden güven duyabileceği psikolojik bir alan açmak için kritik bir eşik olarak gösterildi.
TRAVMA SONRASI 'KIRMIZI ÇİZGİLERE' DİKKAT
Olayın ardından ilk günlerde ortaya çıkan korku, irkilme, uyku bozukluğu, ağlama ve içe kapanma gibi akut stres tepkilerinin, ruhsal sistemin "tehlike sürüyor" varsayımıyla verdiği normal tepkiler olduğu belirtildi. Ancak Alparslan, asıl tehlikenin bu alarm halinin zaman içinde sönümlenmemesi durumunda başladığını söyledi. Çocuğun yaşamının giderek travma etrafında şekillenmesi, kabuslar, olayı hatırlatan şeylerden kaçınma, duygusal uyuşma, okula gitmeyi reddetme ve bu belirtilerin bir aydan uzun sürmesi TSSB'ye (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) işaret eden kırmızı çizgiler olarak tanımlandı. Çocukların travmayı her zaman doğrudan anlatmayabileceğini, bunun oyunlarına veya bedensel yakınmalarına yerleşebileceğini belirten uzman, "Bana bir şey yok" demenin her zaman gerçekten iyi olunduğu anlamına gelmediğini hatırlatarak gerekli durumlarda profesyonel değerlendirme alınması gerektiğini sözlerine ekledi.




