Rusya'daki vakalara ilişkin paniğe gerek olmadığını belirten Pries, uluslararası iş birliğinin ve şeffaflığın önemine dikkat çekerek, “Güvenin düşük olduğu dönemlerde bilgi eksikliği, neredeyse hastalığa neden olan patojenin kendisi kadar zarar verici olabilir.” ifadelerini kullandı.
Berlin'de düzenlenen Dünya Sağlık Zirvesi 2026'da Turkinform Medya'ya konuşan Prof. Dr. Axel Pries, sağlığın artık yalnızca tıbbi bir mesele olarak değerlendirilemeyeceğini, uluslararası ilişkiler, ekonomik kalkınma ve güvenlik açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı.
Sağlık diplomasisinin siyasi gerilimlerin arttığı dönemlerde ülkeler arasında iletişim kanallarını açık tutabileceğini ifade eden Pries, Küresel Güney ülkelerinin uluslararası sağlık politikalarının belirlenmesinde eşit ortaklar olarak yer alması gerektiğini belirtti.
RUSYA'DAKİ VEBA VAKALARI KÜRESEL SAĞLIK AÇISINDAN NE KADAR TEHLİKELİ?
Turkinform Medya'dan Zehra Aligül'ün, Rusya'da son dönemde bildirilen veba vakalarının küresel sağlık güvenliği açısından oluşturduğu tehdit ve Rusya ile Batılı ülkeler arasındaki jeopolitik gerilimlerin sağlık iş birliğine etkisine ilişkin sorusunu yanıtlayan Pries, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) ilk değerlendirmesine dikkat çekti.
Pries, şu ifadeleri kullandı:
Bir hekim olarak öncelikle gerçekten bildiklerimize bağlı kalmamız gerektiğini düşünüyorum.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ilk değerlendirmesinde riski Rusya genelinde düşük, Avrupa açısından ise çok düşük olarak sınıflandırdı.
Dolayısıyla paniğe kapılmak için bir neden yok. Ancak bu durum kesinlikle dikkatli ve tetikte olmayı gerektiriyor.
Veba hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı. İyi haber şu ki erken teşhis edildiğinde antibiyotiklerle etkili biçimde tedavi edilebiliyor.
"BİLGİ EKSİKLİĞİ PATOJENİN KENDİSİ KADAR ZARAR VERİCİ OLABİLİR"
Rusya'daki vakaların uluslararası sağlık sistemindeki şeffaflık ve iş birliği ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten Pries, hastalıkların izlenmesinde erken ve eksiksiz bilgi paylaşımının önemini vurguladı.
Pries, açıklamasını şöyle sürdürdü:
Bu vakanın bize asıl gösterdiği şey, şeffaflığın ve çok taraflı iş birliğinin ne kadar hayati olduğudur.
Hastalık sürveyansı, yani hastalıkların sistematik biçimde izlenmesi, ancak ülkelerin vakaları erken, açık ve eksiksiz biçimde bildirmesi hâlinde etkili olabilir.
Uluslararası Sağlık Tüzüğü kapsamında DSÖ, söz konusu bildirimleri doğrulamak amacıyla Rus yetkililerle iletişime geçti. Sistemin işlemesi gereken biçim de tam olarak budur.
Güvenin düşük olduğu dönemlerde bilgi eksikliği, neredeyse hastalığa neden olan patojenin kendisi kadar zarar verici olabilir.
Özellikle içinde bulunduğumuz dönemde bilimsel ve teknik iletişim kanallarını siyasi çatışmalardan korumalıyız.
Patojenler sınırları veya ittifakları önemsemez.
Erken teşhis ve verilerin açık biçimde paylaşılması, hangi tarafta olursa olsun herkesi korur.
"SAĞLIK HER ZAMAN SİYASİ BİR MESELE OLMUŞTUR"
Sağlığın uluslararası ilişkilerin stratejik bir boyutu hâline gelmesi ve sağlık diplomasisinin gelecekteki uluslararası düzen üzerindeki rolüne ilişkin soruyu yanıtlayan Pries, pandeminin sağlık krizlerinin çok boyutlu sonuçlarını ortaya koyduğunu belirtti.
Pries, şu değerlendirmelerde bulundu:
Sağlık her zaman siyasi bir mesele olmuştur ve bunu görmezden gelmek mümkün değildir. Pandemi, bir sağlık krizinin ne kadar hızlı biçimde ekonomik, toplumsal ve güvenlik krizine dönüşebileceğini hepimize gösterdi. Bulaşıcı hastalıklar, antimikrobiyal direnç, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri ve bulaşıcı olmayan hastalıklar, siyasi sistemleri ne olursa olsun bütün ülkeleri etkilemektedir.
Dolayısıyla bunu şöyle ifade edebilirim: Sağlık, hiçbir zaman yalnızca bir maliyet unsuru veya hayırseverlik konusu olarak görülmemelidir. Sağlık, istikrar ve ekonomik kalkınma açısından stratejik bir yatırım alanıdır.
Ne yazık ki uluslararası sağlık tartışmaları, giderek artan ölçüde siyasi gerilimlerin etkisi altında kalmaktadır. Sağlık diplomasisi, diğer diplomatik kanalların baskı altında olduğu dönemlerde iş birliğini canlı tutabilmesi bakımından uluslararası ilişkilerde önemli bir role sahiptir.
Bu yaklaşım, bu yılki Dünya Sağlık Zirvesi'nin “Krizden Dayanıklılığa: Sağlık İçin Yenilikçilik” (From Crisis to Resilience: Innovating for Health) temasının da temelini oluşturmaktadır.
Dayanıklılık, izolasyon ve karşıtlık üzerinden inşa edilemez. Siyasi ilişkilerin zorlaştığı dönemlerde dahi iş birliğini gerektirir.
"SAĞLIK DİPLOMASİSİ ÇATIŞAN ÜLKELER ARASINDA KÖPRÜ OLABİLİR"
Jeopolitik rekabetin, bölgesel çatışmaların ve büyük güçler arasındaki güven kaybının arttığı uluslararası sistemde sağlık diplomasisinin rolünü değerlendiren Pries, sağlık alanındaki ortak çıkarların siyasi anlaşmazlıklara rağmen iş birliği imkânı sunduğunu ifade etti.
Pries, şöyle konuştu:
Evet, sağlık diplomasisinin siyasi çıkarları çatışan ülkeler arasında hâlâ bir köprü işlevi görebileceğine kesinlikle inanıyorum.
Her insan sağlıklı olmak ve hastalandığında tedavi görmek ister. Bu ortak arzu, bölgesel, kültürel ve siyasi farklılıklardan bağımsız olarak bütün dünya insanlarını birleştirir. Hükümetler gerçekten kendi toplumlarının çıkarları doğrultusunda hareket ediyorsa sağlığın iyileştirilmesi hedefinde ortak bir noktada buluşurlar.
Dolayısıyla jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde sağlık, ülkelerin açık biçimde ortak çıkarlara sahip olduğu az sayıdaki alanlardan biridir.
Sağlık diplomasisi, diğer alanlardaki diplomasinin yerini alamaz. Ancak siyasi gerilim dönemlerinde bile diyaloğun sürdürülmesini ve iletişim kanallarının açık kalmasını sağlayabilir.
Ortak çıkarlar temelinde sağlık alanındaki iş birliğinin siyasi çatışmaların bir mücadele alanına dönüşmesini önlemek, ilgili bütün ülkelerin toplumlarına fayda sağlar. Bu fayda yalnızca sağlıkla sınırlı değildir; ekonomik kalkınma ve refah açısından da önem taşır.
Tarih bize bu konuda önemli örnekler sunmaktadır. Soğuk Savaş döneminde birbirlerine derin biçimde karşı olan ülkeler, çiçek hastalığının ortadan kaldırılması için birlikte çalışmıştır. Bu örnek bugün de bize cesaret vermelidir.
"BİLİM ORTAK BİR DİLDİR"
Geleneksel diplomatik kanalların zayıfladığı dönemlerde bilimsel iş birliğinin önemine işaret eden Pries, araştırmacılar arasındaki iletişimin siyasi gerilimlere rağmen devam edebildiğini vurguladı.
Pries, sözlerini şöyle sürdürdü:
Peki, geleneksel diplomatik kanallar baskı altındayken iş birliği nasıl devam edebilir?
Hayatım boyunca bir bilim insanı olarak çalıştım ve bilimin ortak bir dil olduğunu bizzat deneyimledim. Hükümetlerin birbirleriyle neredeyse hiç konuşmadığı dönemlerde bile araştırmacılar sınırların ötesinde birlikte çalışmayı sürdürebiliyor.
Bunu, dünya genelindeki önde gelen bilimsel kurumları bir araya getiren Dünya Sağlık Zirvesi Akademik İttifakı'nda (WHS Academic Alliance) da görüyoruz.
Ayrıca siyasetin, bilimin, sivil toplumun ve özel sektörün sağlık alanında ilerleme sağlamak amacıyla eşit koşullarda bir araya gelip görüş alışverişinde bulunabileceği platformlara ihtiyacımız var.
Dünya Sağlık Zirvesi'nin varlık amacı da tam olarak budur.
Bu iletişim kanalları siyasi çatışmaları çözmeyebilir. Ancak koşullar iyileşene kadar güvenin ve somut iş birliğinin korunmasını sağlar. Parçalanmış bir dünya düzeninde bunun bile son derece önemli olduğunu düşünüyorum.
KÜRESEL GÜNEY ÜLKELERİ İÇİN EŞİT TEMSİL ÇAĞRISI
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki sağlık eşitsizliklerinin giderilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunan Pries, Küresel Güney ülkelerinin uluslararası sağlık politikalarının oluşturulmasında daha güçlü bir konuma sahip olması gerektiğini belirtti.
Pries, şunları söyledi:
Sağlık diplomasisinin Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasındaki giderek büyüyen eşitsizlikleri nasıl giderebileceği, çağımızın en temel sorularından biridir. Açıkçası bu konuda hâlâ katetmemiz gereken uzun bir yol var.
Küresel sağlık sistemi, ancak en zayıf halkası kadar güçlüdür.
Dünyanın geniş bölgelerinde insanlar ilaçlara, teknolojiye veya işlevsel sağlık kuruluşlarına erişemiyorsa bu yalnızca bir adaletsizlik değildir. Aynı zamanda hepimiz için bir risk oluşturur.
Peki, sözde “Küresel Güney” olarak adlandırılan ülkelerin daha güçlü bir söz hakkına sahip olması gerekiyor mu?
Kesinlikle evet.
Küresel sağlık mimarisinin veya ekosisteminin yeniden yapılandırılmasına yönelik devam eden süreçte bu konu merkezi bir öneme sahiptir. Örneğin Accra Reset süreci bunun önemli örneklerinden biridir.
Sağlık politikaları ve yaklaşımları, ilgili ülkeler ve toplumlar yalnızca hedef alınarak, yani onlar için değil; onların katılımıyla, yani onlarla birlikte tasarlanmalıdır.
Bu nedenle Küresel Güney'deki bütün ülkeler, önceliklerin belirlenmesinde eşit ortaklar olarak yer almalıdır.
"KUZEY-GÜNEY AYRIŞMASI İLERLEMEYİ ZORLAŞTIRIYOR"
Uluslararası sağlık müzakerelerinde ülkeler arasındaki ayrışmaların ortak çözüm geliştirilmesini zorlaştırdığına dikkat çeken Pries, bütün tarafların hak ve çıkarlarının adil biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Pries, şu değerlendirmeleri yaptı:
Bu süreçte, tartışmaları ve karşıtlıkları sürdürme eğiliminde olan kalıplaşmış genellemelerden ve kategorilerden kaçınmalıyız.
Nitekim Patojenlere Erişim ve Fayda Paylaşımı Eki (Pathogen Access and Benefit-Sharing Annex – PABS Annex) üzerine yürütülen mevcut müzakerelerde, Kuzey-Güney ayrışmasının ilerleme sağlanmasını zorlaştırdığını görüyoruz.
Bunun yerine, ilgili bütün tarafların çıkarlarının ve haklarının adil ve şeffaf biçimde değerlendirilmesine dayanan çözümler aramak çok daha doğru olacaktır.
Bu yaklaşım, Dünya Sağlık Zirvesi'nin temel yol gösterici ilkelerinden biridir. Aynı zamanda Nairobi'de yakın zamanda düzenlenen Dünya Sağlık Zirvesi Bölgesel Toplantısı'nda da güçlü biçimde ortaya konulan bir vizyondur.
GELİR EŞİTSİZLİĞİ 2100 YILINA KADAR EN BÜYÜK SAĞLIK TEHDİTLERİNDEN BİRİ
Sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizliklerin yalnızca ülkeler arasında değil, ülkelerin kendi içlerinde de önemli bir sorun oluşturduğunu belirten Pries, Ekim 2026'da yayımlanan Lancet Komisyonu raporuna dikkat çekti.
Pries, sözlerini şöyle tamamladı:
Ayrıca derin eşitsizliklerin başlı başına önemli bir sağlık riski olduğunu unutmamalıyız.
Ülkeler arasında sağlık hizmetlerine, ürünlerine ve teknolojilerine erişim bakımından kabul edilemez dengesizlikler bulunmaktadır. Ancak aynı olgu ülkelerin kendi içlerinde, hatta dünya genelindeki büyük şehirlerde de görülmektedir.
Bu, giderek büyüyen bir sorundur.
Ekim 2026'da yayımlanan The Lancet 21. Yüzyılda Sağlığa Yönelik Küresel Tehditler Komisyonu raporu, gelir eşitsizliğini 2100 yılına kadar insanlığın karşı karşıya kalacağı en büyük felaket boyutundaki sağlık tehditlerinden biri olarak tanımlamaktadır.
Bu durum bize sağlığın, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın her bireyin temel hakkı olduğunu ve devletlerin vatandaşlarına bu hakkı sağlama yükümlülüğü taşıdığını hatırlatmaktadır.





