Rüzgâr Değil, İrade Kazandırır

“Karamsar rüzgârdan şikâyet eder.

İyimser değişmesini bekler.

Gerçekçi ise yelkenlerini ona göre ayarlar.”

Bu kısa ama derin söz, insanın hayata bakışını anlattığı kadar, milletlerin kaderini belirleyen zihniyeti de ortaya koyar. Çünkü tarih; şartlardan yakınanların değil, şartları okuyup ona göre hareket edenlerin yazdığı bir büyük yürüyüştür. Türk milletinin tarih sahnesindeki yeri de tam olarak bu anlayışla şekillenmiştir.

Karamsar olan, rüzgârı suçlar. Zorlukları bahane eder, engelleri büyütür, sorumluluğu şartlara yükler. Bu bakış açısı, bireyi de toplumu da içten içe çürütür. Karamsarlık; mücadeleyi başlamadan kaybetmektir. Oysa Türk milleti, tarih boyunca en sert rüzgârlarla karşılaşmış; yoklukla, kuşatmayla, ihanetle sınanmıştır. Ama hiçbir zaman “rüzgâr niye böyle esiyor?” diye sızlanmamıştır. Çünkü bu milletin mayasında şikâyet değil, seferberlik vardır.

İyimser ise rüzgârın değişmesini bekler. “Zamanla düzelir”, “birileri çözer”, “şartlar elbet iyileşir” der. İyimserlik umut verir; ancak tek başına yeterli değildir. Umut, eylemle birleşmediğinde bekleyişe dönüşür. Bekleyenler ise çoğu zaman başkalarının aldığı kararlara mahkûm olur. Milletler, sadece iyi niyetle ayakta kalmaz; hazırlıkla, tedbirle ve iradeyle ayakta kalır. Aksi hâlde iyimserlik, sert rüzgârlar karşısında savrulan bir yelken olur.

Asıl mesele, üçüncü duruştadır: Gerçekçilik. Gerçekçi olan, rüzgârın varlığını inkâr etmez. Onu değiştirmeye çalışmaz, ondan şikâyet etmez; rüzgârı tanır, gücünü hesaplar ve yelkenlerini ona göre ayarlar. İşte bu yaklaşım, Türk milliyetçi düşüncesinin özüdür. Hayalcilikten uzak, karamsarlığa düşmeden; akıl, tecrübe ve inançla hareket etmek.

Türk tarihi bunun canlı örnekleriyle doludur. Malazgirt’te rüzgâr Türk’ten yana esmiyordu; ama Alparslan yelkenlerini imanla ve cesaretle ayarladı. Çanakkale’de rüzgâr dünyanın en güçlü donanmalarından yanaydı; ama Türk askeri şartlara teslim olmadı, şartlara hükmetti. Kurtuluş Savaşı’nda yokluk vardı, imkânsızlık vardı; fakat gerçekçi bir irade, milletin yelkenlerini bağımsızlığa çevirdi.

Bugün de rüzgâr sert esiyor. Küresel baskılar, ekonomik dalgalanmalar, kültürel aşınma, güvenlik tehditleri… Şikâyet etmek kolaydır. Beklemek daha da kolaydır. Zor olan ise, sorumluluk almaktır. Devlet aklını güçlü tutmak, milli birliği pekiştirmek, üretimi artırmak, gençliği donanımlı ve şuurlu yetiştirmek… Yelkenler bunlarla ayarlanır. Aksi hâlde en büyük gemiler bile ilk fırtınada rotasını kaybeder.

Gerçekçilik, teslimiyet değildir. Tam tersine; gerçekçilik, şartları bilerek mücadeleyi büyütmektir. Türk milliyetçiliği, ne kör bir iyimserliktir ne de karanlık bir karamsarlık. Türk milliyetçiliği; zor zamanda doğru karar alabilme iradesidir. Rüzgârın yönüne bakıp ağlamak değil, rüzgârı menziline hizmetkâr kılma becerisidir.

Gençliğe düşen görev de budur. Şikâyet eden değil, çözüm üreten; bekleyen değil, hazırlanan; hayal kuran değil, hayalini planlayan bir nesil… Çünkü yarının yelkenlerini ayarlayacak olanlar bugünün gençleridir. Onlara karamsarlık değil, özgüven; boş umutlar değil, sorumluluk bilinci verilmelidir.

Sonuç olarak bu söz bize şunu hatırlatır:

Rüzgârı suçlayanlar yol alamaz.

Bekleyenler rotasını başkalarına bırakır.

Yelkenlerini ayarlayanlar ise kaderini tayin eder.

Türk milleti, tarih boyunca yelkenlerini ayarlamayı bilmiş bir millettir. Bugün de bilmektedir, yarın da bilecektir.

Çünkü bu millet, rüzgârın değil; kendi istikametinin sahibidir.

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*