Bugün bir dirilişin yıldönümü...
27 Aralık 1919’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişiyle Milli Mücadele yeni bir safhaya geçti. Bizler için bu tarih, umutsuzluğun yerini kararlılığa bıraktığı gündür.
Ankara’ya gelen yalnızca bir asker değildi. O gün bu bozkıra gelen; inancını kaybetmemiş bir akıl, teslim olmayan bir irade ve geleceğe tutunan bir milletti. O gün Ankara'ya heybetli, mücadele ruhlu bir Atatürk geldi...
MONDROS’TAN SONRA KARANLIĞA TESLİM OLMAYAN BİR İRADE
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti için fiilen teslimiyet anlamına geliyordu. Yurdun dört bir yanı işgal altındaydı. İstanbul Hükümeti çaresiz, hatta yer yer teslimiyetçi bir tutum içindeydi. Bizler o günlerin karanlığını bugün okurken bile hissediyoruz.
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da milli direnişi örgütleme çabalarının sonuçsuz kaldığını gördüğünde çok net bir gerçeği fark etti:
Bu mücadele İstanbul’dan değil, Anadolu’nun bağrından yürütülmeliydi.
MİLLİ MÜCADELE’NİN MERKEZİ NEDEN ANKARA OLDU?
Biliyoruz ki Ankara bir tesadüf değildi.
Mustafa Kemal Paşa daha 1919’un başlarında milli mücadelenin merkezinin Ankara olması gerektiğini arkadaşlarıyla konuşuyordu. Bunun çok somut nedenleri vardı:
Anadolu’nun ortasında, görece güvenli bir konumdaydı
Demiryolu ve haberleşme açısından stratejik bir köprüydü
Halkın milli direnişe olan desteği güçlüydü
Batı cephelerine yakın ama işgalden uzaktı
Erzurum ve Sivas Kongreleriyle şekillenen milli irade için Ankara, artık doğal bir merkez haline gelmişti.
ZORLU YOLCULUK: ANADOLU’NUN DESTEĞİYLE ANKARA’YA
Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye, 18 Aralık 1919’da Sivas’tan yola çıktı. Kayseri, Kırşehir, Hacıbektaş, Kaman, Behnan köyü…
Geçilen her durakta halkın ilgisi, duası ve desteği vardı.
Hacıbektaş’ta Alevi-Bektaşi dergâhında yapılan görüşmeler, Milli Mücadele’nin toplumun her kesimini kucakladığının güçlü bir göstergesiydi. Biz bu yolculukta, Anadolu’nun Mustafa Kemal Paşa’yı yalnız bırakmadığını görüyoruz.
27 ARALIK 1919: ANKARA’NIN TARİHE GEÇEN KARŞILAMASI
27 Aralık sabahı Ankara ayaktaydı.
Davullar çalıyor, zurnalar susmuyordu. Köylerden atlılar, kağnılarla insanlar şehre akıyordu. Hacı Bayram Camii önünde dualar ediliyor, seymenler alaylar halinde diziliyordu.
Seymenler, milli felaket günlerinde ortaya çıkan, yeni bir düzenin ve iradenin temsilcileriydi. Mustafa Kemal Paşa’yı karşılayan bu seymenler, aslında Ankara’nın ve Anadolu’nun kararını ilan ediyordu.
“Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik” diyen seymenlere verilen “Var olun yiğitler!” cevabı, bizler için bugün hâlâ tüyleri diken diken eden bir kararlılığın ifadesidir.
ANKARA ARTIK MİLLİ MÜCADELE’NİN KARARGÂHIDIR
Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’daki ilk ikametgâhı Ziraat Mektebi oldu. Buradan tüm yurda telgraflar çekildi, kararlar alındı, direniş örgütlendi.
Ankara’da:
Heyet-i Temsiliye çalıştı
Misak-ı Milli hazırlandı
Anadolu Ajansı kuruldu
Hâkimiyet-i Milliye gazetesi yayımlanmaya başladı
Yokluk vardı, para yoktu, imkânlar sınırlıydı ama inanç sonsuzdu. Ankara halkı, elindeki kısıtlı imkânlarla Milli Mücadele’ye omuz verdi. Biz bugün bu dayanışmayı minnetle anıyoruz.
ANKARA’DAN DOĞAN MECLİS, ANKARA’DAN YÜKSELEN EGEMENLİK
16 Mart 1920’de İstanbul’un işgaliyle birlikte Ankara’nın önemi daha da arttı. Mustafa Kemal Paşa, millet iradesini temsil edecek yeni bir meclisin Ankara’da açılacağını duyurdu.
Ve 23 Nisan 1920’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara’da açıldı.
Artık egemenlik kayıtsız şartsız milletindi.
Biz biliyoruz ki bu yolun başlangıç noktalarından biri, 27 Aralık 1919’dur.
BUGÜN BİZİM İÇİN NE İFADE EDİYOR?
27 Aralık bizlere şunu hatırlatıyor:
En zor zamanlarda bile doğru yerde durursak, milletçe omuz omuza verirsek, kaderimizi değiştirebiliriz.
Atatürk’ün Ankara’da yeşerttiği bağımsızlık ve Cumhuriyet ruhu; vazgeçmemeyi, birlikte olmayı ve memlekete sahip çıkmayı öğretti. Bu ruhu yaşatmak, bugün bizlerin en büyük sorumluluğudur.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu mücadelede can veren tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.
Ruhları şad olsun.