Trump: Kan, Gözyaşı, Petrol

Küresel güç dengeleri hızla değişirken, Ortadoğu’da değişmeyen tek şey emperyalizmin kanlı yüzüdür. Haritalar değişir, başkanlar gider gelir, söylemler makyajlanır; ancak sömürü, işgal ve yıkım aynı hızla devam eder.

Bugün bu kirli düzenin en pervasız uygulayıcılarından biri olarak Donald Trump ismi öne çıkmaktadır. Trump, seleflerinden farklı bir politika üretmemiş; yalnızca ABD emperyalizmini daha kaba, daha tehditkâr ve daha açık bir dille sahaya sürmüştür.

Yer altı zenginlikleri uğruna akıtılan kan, Trump’ın kişisel bir tercihi değil; ABD’nin onlarca yıldır uyguladığı Ortadoğu stratejisinin güncellenmiş bir versiyonudur.

ABD dış politikasında Ortadoğu denildiğinde ilk ve tek kırmızı çizgi İsrail’dir. İsrail’in güvenliği adına Filistin yerle bir edilir, Gazze açık hava hapishanesine çevrilir, çocuklar bombalar altında can verir. ABD ise bu tabloya ya sessiz kalır ya da doğrudan destek verir. Trump döneminde bu ikiyüzlülük gizlenme ihtiyacı bile duyulmadan açıkça sergilenmiştir.

Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi, Golan Tepeleri’nin ilhakının tanınması ve Filistin meselesinin yok sayılması; ABD’nin artık arabulucu rolü oynamadığını, bizzat işgal ve ilhak siyasetinin ortağı olduğunu göstermektedir.

ABD bir yandan İsrail’in güvenlik taşeronluğunu yaparken, diğer yandan bölgeyi tehdit, ambargo ve askeri güçle dizayn etmeye devam etmektedir.

Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik darbe girişimleri, ekonomik sabotajlar ve uluslararası baskılar; ABD’nin demokrasi değil petrol peşinde koştuğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Venezuela’da istenilen sonuç tam anlamıyla alınamayınca, hedef yeniden İran’a çevrilmiştir.

İran meselesi ne nükleer silah ne de bölgesel barış meselesidir. Asıl mesele, İran’ın devasa enerji kaynakları ve Ortadoğu’daki bağımsız duruşudur. İran’ın zayıflatılması; İsrail’in önündeki engellerin kaldırılması ve ABD’nin bölgedeki mutlak hâkimiyetini pekiştirmesi anlamına gelmektedir.

Bu nedenle İran’a yönelik her tehdit, her yaptırım ve her askeri senaryo; yalnızca bir ülkeye değil, tüm bölgeye yöneltilmiş açık bir mesajdır.

Tom Barrack’ın, “Sykes-Picot Suriye’yi ve bölgeyi emperyal kazanç için böldü. Bu hatayı bir daha yapmayacağız” sözleri, bir özeleştiriden çok itiraf niteliği taşımaktadır. Bu açıklama, geçmişte yapılanların bir yanlışlık değil; bilinçli bir yağma planı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Aslında söylenen şudur: Dün cetvelle harita çizerek yaptık, bugün iç savaşlar, vekâlet örgütleri, ambargolar ve ekonomik çökertme yöntemleriyle yapacağız. Yıkım sürecek, sadece ambalaj değişecek.

Bu sorunun cevabı nettir ve gizlenemez durumdadır. ABD ve İsrail’in Ortadoğu planı; güçlü devletler değil, zayıf ve parçalanmış yapılar üretmektir. Kendi kaynaklarını kontrol edemeyen, sürekli kriz içinde tutulan, dış müdahaleye muhtaç ülkeler bu planın temel hedefidir.

Irak işgaliyle başlatılan süreç, Suriye’nin bilinçli şekilde parçalanmasıyla derinleşmiş; Filistin’in sistematik olarak haritadan silinmesiyle pervasız bir boyut kazanmıştır. İran ise bu zincirin henüz tam anlamıyla kırılmamış son halkasıdır.

Değişen Başkanlar, Değişmeyen EmperyalizmTrump gider, yerine başka bir isim gelir. Ancak ABD ve İsrail’in Ortadoğu’ya bakışı değişmediği sürece; akan kan, yıkılan şehirler, yerinden edilen milyonlar değişmeyecektir. Demokrasi, özgürlük ve güvenlik söylemleri; bu kanlı düzeni meşrulaştırmak için kullanılan ucuz kılıflardan ibarettir.

Ortadoğu’nun kaderi Washington’da ya da Tel Aviv’de çizilen planlarla değil; bölge halklarının bu sömürü düzenine karşı göstereceği ortak iradeyle değişebilir. Aksi hâlde Sykes-Picot’un ruhu, farklı isimler ve yöntemlerle Ortadoğu’nun üzerine çökmeye devam edecektir.

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*