Venezuela’ya Askeri Operasyon !!!

Dünya kamuoyu…
Bir ülkenin görevdeki Cumhurbaşkanının, Birleşmiş Milletler hukuku ve uluslararası teamüller yok sayılarak yapılan askeri operasyonu konuşuyor…

Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nın eşiyle birlikte askeri bir operasyonla kaçırılması, Amerika Birleşik Devletleri’ne götürülmesi ve burada yargı önüne çıkarılarak cezaevine konulması bomba etkisi yarattı diyebiliriz…

Bu tablo, sadece Venezuela’yı değil, egemenlik ilkesine dayanan tüm devletleri derinden ilgilendirmekte ve haklı bir biçimde de endişelendirmektedir….

Bu askeri operasyonun tamamen “hukuk” ya da “demokrasi” gerekçeleriyle açıklanması zaten mümkün değildir…
Venezuela’nın dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine, ciddi altın ve değerli maden kaynaklarına sahip olduğu herkesin malumudur…

Dolayısıyla mesele, bir rejim eleştirisinden çok daha fazlasını içermektedir…
Bu, küresel güçlerin kaynaklara erişim mücadelesinin yeni ve daha pervasız bir aşamasıdır…

Daha da kaygı verici olan, bu süreçte diğer Güney Amerika ülkelerine yönelik açık tehditlerin dile getirilmesidir…Bu durum, kontrolsüz bir güç kullanımının normalleştirilmeye çalışıldığını göstermektedir…

Bugün yaşananları izlerken insanın aklına ister istemez 1930’ların Avrupa’sı geliyor…
Ülkeleri açıkça tehdit eden, hukuku araçsallaştıran, gücü meşruiyetin önüne koyan bir anlayış…

Tarih bize şunu açıkça gösterdi…ki…
Zorbalık kalıcı olmaz…
Hitler de benzer bir özgüvenle yola çıkmış, ancak sonunda hem yenilmiş…hem de tarihe ibretlik bir şekilde gömülmüştür…

Bu süreçte Avrupa’dan yükselen derin sessizlik de dikkat çekicidir…
Almanya, Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı ABD çizgisine yakın durmaktadır…

Aslında bu şaşırtıcı değildir…
Zira aynı ülkeler, Gazze’de yaşanan açık insanlık suçları karşısında da benzer bir sessizliği tercih etmişlerdi…
Demek ki mesele hukuk ya da insan hakları değil; çıkarların hangi tarafta olduğu meselesidir…

Venezuela’ya yönelik bu askeri müdahale söylemi, Türkiye açısından ayrıca hassasiyetle değerlendirilmelidir…
Çünkü yöntem, zihniyet ve hedef itibarıyla 15 Temmuz hain darbe girişimini hatırlatan unsurları içinde barındırmaktadır…

Bununla birlikte; Devlet başkanlarının meşruiyetini silah zoruyla tartışmaya açmak, sadece bir ülkeye değil, uluslararası düzene yapılmış bir saldırıdır…
Altını özellikle çizmek gerekir:
Bu değerlendirme, Maduro’yu sevme ya da destekleme meselesi değildir…

Venezuela’nın demokratik, sosyal bir hukuk devleti olmadığı, tek adam yönetiminin ve hukuksuzlukların yaygın olduğu da bilinmektedir…
Ancak; ne olursa olsun, görevdeki bir cumhurbaşkanının yatak odasından alınarak başka bir ülkeye götürülmesi, hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz…kabul edemez…

Bugün Venezuela’ya yapılan
Bu müdahalenin, yarın başka gerekçelerle başka ülkelere yapılmayacağının hiçbir garantisi yoktur…
Bu tablo karşısında şu gerçek artık açıkça görülmektedir…
ABD merkezli küresel düzen, güven vermekten çıkmıştır…
Güçün verdiği şımarıklık had safhaya gelmiştir…

Bu nedenle; uluslararası arenada karşı denge oluşturacak yeni ittifakların bir an önce kurulması kaçınılmazdır…
Başka bir deyişle Rusya ve Çin merkezli yeni bir güç dengesi mutlaka kurulmalıdır..ve zamanla başka ülkeleri de içine alacak şekilde genişlemelidir…

Türkiye gibi bölgesel güç iddiası olan ülkeler de, egemenliğe saygıyı esas alan bu yeni denge arayışlarında kendi yerini almak zorundadır…
Aksi halde bugün başkasına yapılan, yarın bize de yapılabilir…

Velhasıl; güç hukuku değil, hukukun gücü savunulmadıkça bu dünya herkes için daha güvensiz bir yer olacaktır…

Vesselam…