Yeni yüzyılın kasası: Afrika

Afrika’yı bazen tek bir cümleyle anlatmaya çalışıyoruz: “Dünyanın yeni rekabet alanı.” Doğru ama eksik. Çünkü Afrika bugün sadece büyük güçlerin var olduğu fakirlikle boğuşan bir kıta değil, aynı zamanda uluslararası alanın iddialı aktörlerin vücut bulduğu kalkınan bir bölge haline geldi. Türkiye de tam olarak bu bölgenin ortasında duruyor. Üstelik artık “Afrika’ya açılım” gibi romantik bir başlıkla değil, çok daha çıplak bir gerçeklikle: çıkar, güvenlik ve etki alanı mücadelesiyle.

MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın “Afrika stratejik öncelik” vurgusu da bu yeni dönemin net bir itirafı aslında. Ankara’nın kıtaya bakışı artık sadece diplomasi ve ticaret başlığıyla açıklanmıyor. İstihbarat diplomasisi, güvenlik ortaklıkları ve terörle mücadele boyutu doğrudan denklemin merkezie yerleşmiş durumda.

Afrika, aynı zamanda sadece pazar olarak tarif edilemeyecek kadar derin bir coğrafya. Kıtanın gerçek ağırlığı toprağın altında. Kobalt, bakır, altın, elmas, uranyum, fosfat… Hangi ülkenin hangi madenle anıldığını saymaya kalksak liste bitmez.

Bir de işin yeni çağ tarafı var. Elektrikli araçların, batarya teknolojisinin, savunma sanayiinin ve dijital altyapının temel girdileri. Yani mesele “maden” değil sadece, geleceğin sanayisi. Bu yüzden Afrika’daki “rekabet” aslında liman kavgasından çok daha fazlası... Yeni yüzyılın hammaddesi için verilen büyük yarış.

Afrika denince herkesin aklına hemen Çin geliyor, çünkü Çin bu işi sadece yatırım olarak görmedi, orada bir düzen kurdu. Liman yaptı, yol yaptı, kredi verdi, maden sahasına girdi, altyapıyı kurdu. Sonra Afrika’dan çıkan hammadde Çin’in üretim hatlarına aktı.

Bugün Afrika’da çıkarılan bir madenin gerçek “son durağı” çoğu zaman kıtanın kendisi değil. Çin’in fabrikaları, limanları, sanayi şehirleri. Çünkü Afrika’nın toprağının altı, Çin’in üstündeki ekonomik düzeni ayakta tutuyor.

Türkiye’nin Afrika politikasına gelecek olursak, bunun en somut göstergesi ticaret. Ticaret Bakanlığı’nın paylaştığı verilere göre Türkiye ile Afrika kıtası arasındaki toplam ticaret hacmi 2003’te 5,4 milyar dolar seviyesindeyken, 2022’de 41 milyar dolara yükseldi. Aynı açıklamada Afrika’ya ihracatın 2022’de 23,6 milyar dolar olduğu da belirtiliyor.

Ankara’nın Afrika’yı “alternatif pazar” değil, karşılıklı büyümenin asli bileşeni olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Afrika’nın nüfusu büyüyor, şehirleşmesi hızlanıyor, altyapı ihtiyacı her geçen gün artıyor. Türkiye de tam bu noktalarda kendine yer açıyor: inşaat, savunma, tekstil, gıda, enerji, lojistik.

Türkiye’nin Afrika’daki refleksi en net Somali’de görülüyor. Çünkü Somali dosyası ticaret ya da diplomasiden ayrı olarak güvenlik, devlet kapasitesi, terörle mücadele ve deniz yolları gibi başlıklara aynı anda kapı açıyor.

Türkiye’nin Mogadişu’daki TURKSOM askeri eğitim üssü, bu öykünün en kritik parçalarından biri. Orası bir tabela üssü değil. Somalili askerlerin eğitildiği, kurumsal kapasitenin taşındığı, devlet mekanizmasının ayakta tutulmaya çalışıldığı bir merkez. Bu yüzden Somali, Ankara’nın Afrika’da ne kadar ileri gidebileceğinin de ölçüsü gibi.

Şimdi bu tabloya çok kritik bir güncel başlık daha eklendi.

Somali Savunma Bakanı Ahmed Muallim Fiki, Aljazeera’ya verdiği özel röportajda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yapılan tüm anlaşmaların feshedildiğini açıkladı. Bakanın gerekçesi sertti: BAE’nin desteğinin son iki yıldır durduğu, dahası bu desteğin zaman zaman resmi devlet kanalları yerine Somali’nin çeşitli eyaletlerindeki yerel silahlı gruplara yönlendirilerek merkezi otoriteyi zayıflatmaya dönüştüğü iddia edildi. Bu, Afrika siyasetinde ağır bir suçlama. Çünkü “yardım” adı altında devletin iç dengesini bozmak, kıtada en çok tepki çeken işlerden biri.

Fiki’nin Türkiye’ye dair cümlesi ise Somali’nin Ankara’yı nasıl gördüğünü netleştiriyor: Türkiye’nin varlığını “kilit ve etkili” buluyor ve bu katkının, ulusal güçlerin nitelik kazanması ve askeri kurumun güçlenmesi açısından kritik rol oynadığını söylüyor. Yani Somali, Türkiye’nin sahadaki etkisini bir “destek” değil, bir “kurucu kapasite” olarak okuyor.

Bu açıklama şunu gösteriyor: Somali’de Ankara sadece var olmakla kalmıyor yer de tutuyor. Üstelik Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinde okuyan binlerce Somalili öğrenci de iki ülkenin iş birliğin kuvvetlendiriyor. Ve nitekim bu yer, bir ülkenin egemenlik refleksiyle doğrudan bağlantılı. Somali artık sadece Mogadişu’daki üs, eğitim programı ya da güvenlik iş birliği demek değil. Deniz ayağı da büyüyor. TBMM Genel Kurulu’nda alınan kararla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasu ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerdeki görev süresinin 10 Şubat 2026’dan itibaren 1 yıl daha uzatılma kararı alındı.

Bu uzatma teknik bir detay gibi görülebilir ama değil. Çünkü bu hat, dünya ticaretinin ve enerji güvenliğinin en kırılgan damarlarından biri. Bir ülke burada sürekli varlık gösteriyorsa, bu “Ben bu hatta söz sahibiyim” demektir. Türkiye de açıkça bu pozisyona yerleşiyor.

WASHINGTON’DAKİ CÜMLE, AFRİKA’DAKİ RÜZGARI DEĞİŞTİRİYOR

Bu tabloyu daha çarpıcı yapan şey şu: Afrika’daki oyun sadece Afrika’da oynanmıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Minnesota’daki Somali nüfusuna yönelik sözleri, yalnızca iç siyasete dönük bir polemik gibi sunulabilir. Ama bu tarz açıklamalar diaspora-toplum ilişkilerini, ABD’nin Afrika algısını ve Washington’ın güvenlik yaklaşımını da etkileyen bir dil üretiyor.

Trump’ın Somali hakkında “Somali bir ülke bile değil” minvalindeki ifadeleri, somut bir diplomatik kriz üretmese bile, Afrika’nın siyasi hafızasında yer eder. Çünkü Afrika ülkeleri, küçümseyen dil ile “ortaklık” söyleminin aynı ağızdan çıktığı dönemleri iyi bilir.

Ve tam da bu yüzden Türkiye’nin Afrika’da kurmaya çalıştığı dil daha fazla önem kazanıyor. Türkiye, Afrika için yukarıdan bakan değil, içeride tutunan bir dil.

Afrika’da görünür olmak artık elçilik açmakla sınırlı değil. Bugün görünür olmak ticaretle, uçuş ağlarıyla, altyapı projeleriyle, askeri eğitim üsleriyle ve denizdeki devamlılıkla “ben buradayım” diyebilmek demek.

Somali’nin BAE ile tüm anlaşmaları feshetmesi, aynı anda Türkiye’nin rolünü “kilit ve etkili” diye tarif etmesi, aslında Ankara’nın Afrika’da hangi noktaya geldiğini gösteren sert bir işaret fişeği.

Çünkü bu, sadece bir tercih değil; bir saflaşma.

Afrika artık “uzak kıta” değil. Afrika, yeni yüzyılın kasası.

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*