Bir ilişkide yüzük takılmamış, aileler bir araya gelmemiş, hatta nişan töreni bile yapılmamış olabilir. Ancak taraflar arasında karşılıklı bir evlenme vaadi bulunuyorsa hukuken nişanlılık ilişkisi kurulmuş olabilir. Bu durum, özellikle ayrılık sonrasında verilen hediyeler, düğün hazırlıkları için yapılan harcamalar ve tazminat talepleri bakımından önemli sonuçlar doğurabiliyor.
Türk Medeni Kanunu’nun 118’inci maddesi, nişanlanmayı evlenme vaadiyle tanımlıyor. Hukukçu Melek Pelin Eyan, nişanlılığın yalnızca yüzük takılması veya geleneksel bir törenle sınırlı olmadığını belirterek hukuki açıdan asıl belirleyici unsurun tarafların karşılıklı evlenme iradesi olduğunu vurguluyor.
Türkinform muhabiri Pelin Zengin’in sorularını yanıtlayan Eyan, nişanlılığın hangi koşullarda hukuki sonuç doğurduğunu, ayrılık sonrasında tarafların hangi haklara sahip olduğunu ve hak kaybı yaşamamak için nelere dikkat edilmesi gerektiğini değerlendirdi.

HER İLİŞKİ NİŞANLILIK SAYILMIYOR
Nişanlılığın oluşması için tarafların karşılıklı evlenme vaadinde bulunması gerekiyor. Tek taraflı evlilik isteği veya karşılık bulmayan bir evlenme düşüncesi, kendi başına hukuken nişanlılık ilişkisi doğurmuyor.
Eyan’ın değerlendirdiği hukuki çerçevede, nişanlanmanın belirli bir şekle bağlı olmaması önemli bir yer tutuyor. Yargıtay da nişanlanmayı aile hukukuna özgü bir sözleşme olarak kabul ediyor ve tarafların evlenme iradelerini şekle bağlı olmadan, üstü örtülü biçimde de açıklayabileceklerini değerlendiriyor.
Ancak bu durum, her flört ilişkisinin hukuken nişanlılık kabul edileceği anlamına gelmiyor. Tarafların evlenme konusunda karşılıklı ve ciddi bir irade ortaya koyup koymadığı, uyuşmazlık halinde somut olayın koşullarına göre değerlendiriliyor. Nişanlılığa ilişkin hukuki korumadan yararlanabilmek için karşılıklı evlenme vaadinin gerektiğinde ispatlanması da önem taşıyor.

NİŞAN BOZULUNCA ALTINLAR GERİ İSTENEBİLİR Mİ?
Nişan sona erdiğinde en çok merak edilen konuların başında, nişan sırasında takılan altınların ve verilen hediyelerin akıbeti geliyor. Türk Medeni Kanunu, nişanlılığın evlenme dışında bir nedenle sona ermesi durumunda alışılmışın dışındaki hediyelerin geri istenebilmesine imkân tanıyor.
Eyan’ın aktardığı hukuki düzenlemeye göre nişanlıların birbirlerine verdikleri veya anne ve babaların diğer nişanlıya sundukları alışılmışın dışındaki hediyeler, hediyeyi veren kişiler tarafından geri talep edilebiliyor. Hediyenin aynen ya da benzeriyle geri verilmesi mümkün değilse sebepsiz zenginleşme hükümleri gündeme geliyor.
Burada hediyenin niteliği belirleyici oluyor. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında nişan yüzüğü dışındaki altın ve ziynet eşyaları, kural olarak iadesi gereken hediyeler arasında değerlendiriliyor. Nişanda takılan bilezikler, altın setler ve çeyrek altınlar bu kapsamda ele alınabiliyor. Kullanılmasıyla eskiyen veya tüketilen alışılmış hediyeler ise farklı değerlendiriliyor. Alyans da genel olarak mutat hediye kapsamında kabul ediliyor.
Eyan’ın değerlendirmesinde öne çıkan ayrıntılardan biri, hediyelerin iadesinde nişanı kimin bozduğunun tek başına belirleyici olmaması. Koşulları oluştuğunda hediyeyi veren kişi, ayrılıktaki kusur durumundan bağımsız olarak iade talebinde bulunabiliyor.

DÜĞÜN MASRAFLARI İÇİN TAZMİNAT İSTENEBİLİR Mİ?
Nişanın sona ermesi, bazı durumlarda maddi tazminat talebini de beraberinde getirebiliyor. Ancak bunun için yalnızca ayrılığın yaşanmış olması yeterli değil. Nişanın haklı bir sebep olmaksızın bozulması veya sona ermenin taraflardan birine yükletilebilen bir nedenden kaynaklanması gerekiyor.
Eyan’ın değerlendirdiği hukuki düzenlemeye göre kusurlu taraf, diğer tarafın nişan ve düğün hazırlıkları nedeniyle yaptığı masraflar ile evlenme amacıyla üstlendiği maddi fedakârlıklar için uygun bir tazminat ödemekle yükümlü tutulabiliyor.
Buradaki tazminat, evlilik gerçekleşseydi elde edilecek kazanç üzerinden hesaplanmıyor. Esas alınan, nişanlanma ve evlilik beklentisi nedeniyle yapılan, bu ilişki kurulmamış olsaydı ortaya çıkmayacak maddi kayıplar oluyor.
Üstelik talep hakkı yalnızca nişanlılarla sınırlı değil. Kanunda belirtilen koşullar çerçevesinde nişanlıların anne ve babaları veya onlar gibi davranan kişiler de maddi tazminat isteyebiliyor. Ancak zarar ve kusurun ispatlanması gerekiyor. Karşı tarafın kusurunun ortaya konulamadığı durumlarda maddi tazminat talebi reddedilebiliyor.
AYRILIK ÜZÜNTÜSÜ MANEVİ TAZMİNAT GETİRİR Mİ?
Nişanın bozulması, taraflar için ciddi bir hayal kırıklığı yaratabiliyor. Ancak yaşanan üzüntü, her durumda manevi tazminat hakkı doğurmuyor.
Eyan’ın değerlendirdiği hukuki çerçeveye göre manevi tazminat talep edilebilmesi için nişanın bozulması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması ve diğer tarafın kusurlu olması gerekiyor. Sadece ilişkinin sona ermesi, üzüntü veya hayal kırıklığı yaşanması yeterli kabul edilmiyor.
Yargıtay kararlarında da nişanın bozulmasının doğal olarak üzüntü yaratabileceği, ancak manevi tazminat için kişilik haklarının ihlal edildiğinin somut olayın koşullarına göre ortaya konulması gerektiği vurgulanıyor.
Örneğin düğün günü bütün hazırlıklar tamamlanmışken damadın telefonla evlilikten korktuğunu söyleyerek törene katılmayacağını bildirmesi gibi durumlarda, olayın özelliklerine bağlı olarak kişilik haklarına saldırı bulunduğu sonucuna varılabiliyor. Yargıtay’ın ilgili kararında da bu yönde değerlendirme yapılarak manevi tazminat verilmesi gerektiği kabul ediliyor.
Dolayısıyla manevi tazminat bakımından yalnızca nişanın bozulup bozulmadığı değil, ayrılığın hangi koşullarda gerçekleştiği ve kişilik haklarının nasıl etkilendiği önem taşıyor.
NİŞAN BOZULDUKTAN SONRA BİR YILLIK SÜREYE DİKKAT!
Nişanlılığın sona ermesinin ardından hak aramak isteyenlerin dikkat etmesi gereken konulardan biri de zamanaşımı süresi. Türk Medeni Kanunu, nişanlılığın sona ermesinden doğan dava haklarının sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını düzenliyor.
Bu süre, hediyelerin iadesi ile maddi ve manevi tazminat talepleri açısından önem taşıyor. Bir yıllık süre, nişanlılığın sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlıyor.
Nişanlılıktan kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme aile mahkemesi oluyor. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise davaya asliye hukuk mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla bakıyor.
Öte yandan nişanlılık, taraflardan birine diğerini evlenmeye zorlama hakkı vermiyor. Tarafların evlenme konusunda anlaşmış olmaları, evliliğin mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmiyor. Nişanın bozulması halinde ödeme yapılmasına ilişkin cayma tazminatı veya ceza şartı da dava yoluyla talep edilemiyor; ancak bu kapsamda daha önce yapılmış ödemeler geri istenemiyor.
HAK KAYBI YAŞAMAMAK İÇİN HANGİ BELGELER SAKLANMALI?
Nişanlılık sona erdiğinde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda iddiaların ispatlanması büyük önem taşıyor. Özellikle ziynet eşyalarının iadesi ve düğün hazırlıkları nedeniyle yapılan harcamalara ilişkin taleplerde belgeler belirleyici olabiliyor.
Nişanda takılan ziynetlerin cinsi, gramı ve ayarı gibi bilgilerin kayıt altına alınması; düğün hazırlıklarına ilişkin fatura ve makbuzların saklanması; nişan ve kına görüntülerinin korunması ve tanıkların belirlenmesi, olası bir uyuşmazlıkta delil niteliği taşıyabiliyor.
Ziynetlerin nişanda takıldığının ispatlanması da ayrıca önem taşıyor. Yargıtay’ın ilgili kararlarında, ziynetlerin nişanda takıldığı kanıtlandığında bunların iade edildiğini ispatlama yükünün karşı tarafa geçebileceği kabul ediliyor.
Bu nedenle hukuki süreçte yalnızca yaşananların anlatılması değil, iddiaların somut delillerle desteklenmesi de önem kazanıyor.
NİŞAN EVLİLİK GARANTİSİ DEĞİL
Hukukçu Melek Pelin Eyan’ın değerlendirmesi, nişanlılığın yalnızca yüzük ve törenden ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Karşılıklı evlenme vaadiyle kurulan ilişki, belirli koşullarda taraflar için hukuki hak ve yükümlülükler doğurabiliyor.
Nişanın sona ermesi halinde altınların iadesi, düğün masrafları için maddi tazminat ve kişilik haklarının ihlali durumunda manevi tazminat gündeme gelebiliyor. Ancak her talebin farklı koşulları bulunuyor. Kusur, zararın ispatı, hediyenin niteliği ve bir yıllık zamanaşımı süresi, hak arama sürecinde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.
Nişanlılık evlenme zorunluluğu doğurmasa da sona ermesi hukuki sonuçlar yaratabiliyor. Bu nedenle tarafların haklarını ve yükümlülüklerini bilmesi, olası uyuşmazlıklarda hak kaybı yaşanmaması açısından önem taşıyor.



