Gündem

BM raporu yayımladı: Çarpıcı gerçekler ortaya çıktı! "Su krizi" değil "Küresel su iflası" dönemindeyiz

Birleşmiş Milletler Üniversitesi’nin 2026 raporunu TÜRKINFORM muhabiri Yaren Tekin'e değerlendiren SPD Başkanı Dursun Yıldız, dünyanın artık geçici bir su krizi değil, kalıcı bir küresel su iflası sürecine girdiğini belirtti.

Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından 2026 yılında yayımlanan rapor, küresel ölçekte su kaynaklarının yenilenme kapasitesinin aşıldığını ortaya koydu. Raporu değerlendiren Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, insanlığın artık geçici bir kriz değil, kalıcı bir su iflası süreciyle karşı karşıya olduğunu belirterek su yönetimlerinin bu tabloyu doğru okuması gerektiğini söyledi.

İLGİLİ RAPOR İÇİN

"GEÇİCİ BİR SU KRİZİ OLARAK TANIMLAMAK GERÇEKÇİ DEĞİL"

Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından hazırlanan raporda, nehirler, göller ve yer altı su rezervlerinin kendilerini yenileyemeden hızla tükendiği bilgisine yer verildi. Raporu değerlendiren Dursun Yıldız, “İnsanlık, doğanın sunduğu su gelirinin çok üzerinde bir tüketim düzeyine ulaşmış durumda. Bu nedenle artık yaşanan durumu geçici bir su krizi olarak tanımlamak gerçekçi değil” dedi.

Yıldız, raporda kullanılan “küresel su iflası” kavramının mevcut tabloyu daha doğru tanımladığını belirterek, “Su stresi ya da su krizi gibi kavramlar, yaşanan yapısal bozulmanın boyutunu hafifletiyor” ifadesini kullandı.

BÖLGESEL ÖRNEKLER SU KAYBININ BOYUTU

Raporda yer alan bölgesel örneklerin durumun ciddiyetini açık biçimde ortaya koyduğunu belirten Yıldız, “Kabil’in suyunu tamamen kaybeden ilk modern kent olma riskiyle karşı karşıya kalması, Meksika Şehri’nin her yıl yer altı suyu çekimi nedeniyle çökmesi ve Colorado Nehri havzasında yaşanan gerilimler, su iflasının sahadaki yansımalarıdır” dedi.

Bu örneklerin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal ve siyasi sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Yıldız, su kaynaklarındaki azalmanın küresel ölçekte yeni risk alanları yarattığını söyledi.

"BU TABLOYU YALNIZCA BİR KRİZ OLARAK NİTELEMEK YANILTICIDIR"

Raporda yer alan değerlendirmelere değinen Dursun Yıldız, “Bugün karşı karşıya olduğumuz tabloyu yalnızca bir kriz olarak nitelemek yanıltıcıdır. Çünkü kriz, geçici bir durum algısı yaratır. Oysa dünya artık eski hidrolojik ve ekolojik koşullarına tam anlamıyla geri dönemeyecek bir noktaya gelmiştir” dedi.

Yıldız, su iflası kavramının, insan ve su sistemlerinin kalıcı bozulma sonrası ulaştığı yeni durumu tanımladığını ifade etti.

RAPORDAKİ VERİLER KÜRESEL KAYBI ORTAYA KOYDU

Raporda paylaşılan verilerin küresel su kaybının boyutunu net biçimde ortaya koyduğunu belirten Yıldız, “1990’dan bu yana büyük göllerin yarısından fazlası ciddi su kaybı yaşadı, büyük yer altı su rezervlerinin yaklaşık yüzde 70’i kalıcı düşüş eğiliminde” dedi.

Yıldız, “Son 50 yılda Avrupa Birliği yüzölçümüne yakın büyüklükte sulak alan yok oldu. Buzullar ise 1970’ten bu yana yaklaşık yüzde 30 oranında küçüldü. Yaklaşık 4 milyar insan her yıl en az bir ay şiddetli su kıtlığı yaşıyor” ifadelerini kullandı.

KÜRESEL RİSK ORTAMI TEMELDEN DEĞİŞTİ

BM raporuna atıf yapan Yıldız, “Her havza ya da ülke henüz su iflası yaşamamış olabilir ancak dünya genelindeki birçok kritik sistem bu eşiği aşmış durumda” dedi. Küresel ticaret, göçler, iklim değişikliği ve jeopolitik bağımlılıkların birbirine bağlı olduğunu belirten Yıldız, “Bu nedenle küresel risk ortamı artık temelden değişmiştir” ifadesini kullandı.

"KISA VADELİ ÖNLEMLERLE BU SÜRECİN YÖNETİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL"

Raporda önerilen çözüm başlıklarına değinen Dursun Yıldız, “Kısa vadeli önlemlerle bu sürecin yönetilmesi mümkün değil. Plan, politika ve uygulama üçlüsünü birlikte hayata geçirmek zorundayız” dedi.

Tarımda su kullanımının ortalama yüzde 75 düzeyinde olduğuna dikkat çeken Yıldız, “Tarımsal sulamada verimliliği artırmak, ürün desenlerini suyla uyumlu hale getirmek ve modern sulama tekniklerini yaygınlaştırmak küresel su tüketiminde yüzde 40’a varan tasarruf sağlayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Yıldız ayrıca, “Su dağıtım sistemlerini iyileştirmeden, sanayide arıtılmış atık suyun yeniden kullanımını yaygınlaştırmadan, yağmur suyu hasadı ve gri su uygulamalarını teşvik etmeden kuraklığa karşı direnç kazanamayız” dedi.

KURAKLIK ARTIK KALICI BİR AFET

Kuraklığın geçici bir meteorolojik olay olmadığını belirten Yıldız, “Kuraklık; sosyal, ekonomik ve çevresel etkileri olan kalıcı bir afettir. Asıl soru bunun bir daha olup olmayacağı değil, bir dahaki sefere ne kadar hazırlıklı olacağımızdır” ifadelerini kullandı.

Yıldız, bilimsel araştırmalar ve teknolojik olanakların sunduğu verilerin hızla politikaya ve uygulamaya dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, su kaynaklarının güvence altına alınmasının gelecek nesiller açısından kritik önem taşıdığını söyledi.