Avukat E. Alp Demirkaya, boşanma davalarının daha kısa sürede sonuçlanması için yapılacak düzenlemelerde yalnızca yargılama hızının değil, eşlerin ekonomik hakları ve çocukların ihtiyaçlarının da gözetilmesi gerektiğini belirtti. Demirkaya, 2025 yılı istatistiklerinde boşanma davalarının ortalama görülme süresinin 160 güne gerilediğini, ancak kararın kesinleşmesine kadar geçen sürenin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Boşanma Süresi Tartışılıyor Av. E. Alp Demirkaya Nafakaya Dikkat Çekti

Ekim 2026 itibarıyla kamuoyuna yansıyan 13. Yargı Paketi hazırlıklarında, boşanma kararlarının daha hızlı kesinleşmesini sağlayacak öneriler tartışılıyor. Demirkaya, henüz yasalaşmamış bu önerilerin uygulamaya geçmeden önce etkili hukuki denetim ve tarafların korunması açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

BOŞANMA SÜRESİNİ KISALTACAK ÖNERİLER TARTIŞILIYOR

Kamuoyuna yansıyan öneriler arasında, ilk derece mahkemesinin verdiği boşanma kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi halinde temyiz yolunun kapatılması bulunuyor. İlk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesinin farklı karar vermesi durumunda ise temyiz hakkının korunması düşünülüyor.

Aile hukuku davalarının adli tatilde de görülmesi ve bazı mal paylaşımı uyuşmazlıklarında sürelerin yeniden düzenlenmesi de gündeme gelen başlıklar arasında yer alıyor. Demirkaya, bu çalışmaların henüz yürürlüğe girmediğini ve yasama sürecinde değişebileceğini hatırlattı.

Demirkaya'ya göre boşanma kararının kesinleşmesi ile mal paylaşımından kaynaklanan ekonomik uyuşmazlıkların birbirinden ayrılması, sürecin gereksiz yere uzamasını önlemeye yardımcı olabilir. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davaların boşanma davasından ayrı yürütülmesi mevcut hukukta da mümkün.

Ancak temyiz yolunun daraltılmasının tek başına adaleti hızlandırmayacağına dikkat çeken Demirkaya, aile içi şiddet iddiaları, velayet anlaşmazlıkları ve ciddi hak kaybı ihtimali bulunan dosyalarda hukuki denetimin korunması gerektiğini kaydetti.

Boşanma Süresi Tartışılıyor Av. E. Alp Demirkaya Nafakaya Dikkat Çekti-1

SÜRESİZ YOKSULLUK NAFAKASI KENDİLİĞİNDEN KALKMADI

Demirkaya'nın değerlendirmesinde öne çıkan konulardan biri de süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin tartışmalar oldu. Yazısında Anayasa Mahkemesinin 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal ettiğini belirten Demirkaya, kararın 30 Eylül 2026'da Resmî Gazete'de yayımlandığını aktardı.

Demirkaya, iptal hükmünün yürürlüğe girişinin dokuz ay ertelendiğini belirterek süresiz yoksulluk nafakasının mevcut durumda kendiliğinden ortadan kalkmadığına dikkat çekti.

Kamuoyuna yansıyan yeni düzenleme önerilerinde hâkimin nafaka süresini belirlerken tarafların koşullarını dikkate alması, bazı durumlarda daha uzun süreli koruma sağlanması ve mevcut kararlar için geçiş hükümleri oluşturulması tartışılıyor.

Çankırı'da otomobilin uçuruma yuvarlandığı feci kazada 4 kişi öldü!
Çankırı'da otomobilin uçuruma yuvarlandığı feci kazada 4 kişi öldü!
İçeriği Görüntüle

Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesi de belirli koşullar altında nafakanın kaldırılmasına, artırılmasına veya azaltılmasına imkan tanıyor. Demirkaya'ya göre tartışmanın merkezinde nafakanın değiştirilebilir olup olmadığı değil, süresinin hangi ölçütlere göre belirleneceği bulunuyor.

EVLİLİĞİN SÜRESİ TEK BAŞINA YETERLİ ÖLÇÜT DEĞİL

Demirkaya, nafaka değerlendirmesinde yalnızca evlilik süresinin esas alınmasının farklı hayat koşullarını gözden kaçırabileceğini belirtti. Aynı süre evli kalmış iki çiftin boşanma sonrasındaki ekonomik imkanları, çocuk bakımına ilişkin sorumlulukları ve çalışma hayatına katılma koşulları birbirinden farklı olabiliyor.

Mesleğini sürdürmüş ve ekonomik bağımsızlığını korumuş bir eş ile çocukların bakımını üstlenmek için iş hayatından ayrılmış bir eşin ihtiyaçlarının aynı kabul edilmemesi gerektiğini ifade eden Demirkaya, yaş, sağlık, mesleki deneyim ve yeniden çalışma imkanının birlikte değerlendirilmesini savundu.

Demirkaya'ya göre herkese aynı nafaka süresini uygulamak her durumda adil bir sonuç vermeyebilir. Süresiz yükümlülük bazı durumlarda ödeme yapan taraf için ağır sonuçlar doğurabilirken katı bir süre sınırı da ekonomik açıdan korunmaya ihtiyaç duyan eşin geçim sıkıntısı yaşamasına yol açabilir.

ÇOCUKLARIN NAFAKA HAKKI AYRI DEĞERLENDİRİLMELİ

Boşanma ve nafaka düzenlemelerinde çocukların üstün yararının korunması gerektiğini belirten Demirkaya, yoksulluk nafakası ile iştirak nafakasının farklı hukuki amaçlara hizmet ettiğini vurguladı.

Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasını amaçlıyor. İştirak nafakası ise velayet kendisine verilmeyen ebeveynin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katkıda bulunmasını sağlıyor.

Demirkaya, yoksulluk nafakasının süresine ilişkin olası değişikliklerin çocukların bakım ve eğitim giderlerini karşılayan iştirak nafakasıyla karıştırılmaması gerektiğini ifade etti. Boşanma davaları hızlandırılırken çocukların barınma, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarının güvence altında tutulması gerektiğini kaydetti.

Dava devam ederken ekonomik desteğe ihtiyaç duyan eş ve çocuklar için tedbir nafakasının zamanında belirlenmesi ve mahkeme kararlarının etkili biçimde uygulanması da önem taşıyor. Demirkaya, yalnızca yargılama süresini kısaltan ancak ekonomik hakları korumayan bir düzenlemenin taraflar arasındaki eşitsizliği artırabileceğine dikkat çekti.

Demirkaya'nın değerlendirmesine göre boşanma sürecinde amaç, sona ermiş bir evliliğin hukuki bağını gereksiz yere uzatmamak ve aynı zamanda tarafların haklarını korumak olmalı. Yeni hayat kurma sürecinin hızlandırılması, ekonomik açıdan güçsüz eşin ve çocukların ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi anlamına gelmemeli.

Muhabir: Yalçın Taşbaşı