Çocukların ekran kullanımı, sosyal medya bağımlılığı ve aile içi ilişkiler arasındaki bağ yeniden tartışma konusu oldu. Pedagog Ali Çankırılı, çocuklarda depresyon ve kaygı belirtilerinden algoritmaların etkisine, ebeveynlerin çocukları oyalamak için telefon vermesinden aile terapisine kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Çankırılı, özellikle küçük yaşta çocukların eline verilen telefon ve tabletlerin zamanla bağımlılığa dönüşebileceği uyarısında bulunarak, bu uygulamayı “dijital emzik” olarak tanımladı.
![]()
“TELEFONU GÜNAH KEÇİSİ İLAN ETMEK ÇÖZÜM DEĞİL”
Çocuklarda depresyon vakalarının yüzde 134, kaygı bozukluğu teşhislerinin ise yüzde 106 arttığı yönündeki veriler üzerinden değerlendirmede bulunan Pedagog Ali Çankırılı, sorunun yalnızca dijital maruziyet üzerinden okunamayacağını söyledi.
Çankırılı, ailelerin çocuklarda görülen davranış bozukluklarının sorumluluğunu çevreye, internete, sosyal medyaya ve akıllı telefonlara yükleyebildiğini belirterek, “Çok ilginçtir, aileleri, dolayısıyla anne babaları, çocuktaki davranış bozukluklarının çevreden, internetten, sosyal medyadan ve akıllı cep telefonundan kaynaklandığını ileri sürmek gibi bir savunma geliştirdiklerini görüyoruz. Sosyal medyayı ve cep telefonunu günah keçisi ilan etmek bizi belki rahatlatır ama çocuk eğitiminde yaşanan problemleri çözmede bir yardımı olmadığı gibi daha da derinleşmesine yol açmaktadır” ifadelerini kullandı.
Çankırılı, çocuk gelişiminde ailenin belirleyici rolüne dikkat çekerek kendi kitabı “Okul Ailede Başlar” üzerinden, “Çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda yapılan araştırmalar, bir çocuk aileden aldığı eğitimin şekline ve kalitesine bağlı olarak ‘bağımlı veya bağımsız, Sorumlu veya sorumsuz, güvenli veya güvensiz’ olmak üzere üç kişilik özelliği kazanmış olur. Okul veya çevre ona yeni bir kişilik kazandıramaz” değerlendirmesini yaptı.
![]()
“KAYGI VE DEPRESYONUN TEMELİNDE AİLE İÇİ İLİŞKİLER YATIYOR”
Çocuklarda kaygı bozukluğu ve depresyon belirtilerine de dikkat çeken Çankırılı, aile içindeki tutumların kritik olduğunu belirtti. Çankırılı, “Eğer bir çocukta dikkat eksikliği, bir konuya odaklanamama, başın kötü bir şey gelecekmiş gibi endişe etme, çevreye güvenmeme sorunları yaşıyorsa kaygı bozukluğu yaşıyor demektir” dedi. Ailenin çocuğa verdiği değer ve güven duygusunun önemine işaret eden Çankırılı, “Eğer bir çocuk ailede ciddiye alınmıyorsa, kendisini değerli hissetmiyorsa, her durumda ailesinden yardım göreceğine inanmıyorsa, kaygı bozukluğu yaşaması gayet doğaldır” ifadelerini kullandı. Çankırılı, depresyon belirtilerini ise şöyle sıraladı:
“Eğer bir çocuk sürekli üzüntü ve huzursuzluk hissediyorsa, kendisini değersiz ve suçlu hissediyorsa, küçük olaylara aşırı tepki veriyorsa, aniden ağlamaya başlıyorsa, öfke ve hırçınlık gösteriyorsa kesinlikle depresyon yaşıyor demektir.”
Çocuğun aile içinde yalnızlaşmasının ardından dijital dünyaya yönelebileceğini belirten Çankırılı, “Bir çocuk ailede kendisini yalnız hissediyorsa, internette ve sosyal medyada gezinecek, sanal arkadaşlıklar edinecek, gerçek hayattan uzaklaşmaya başlayacak, öz bakımını ihmal edecek, okul başarısında düşme görülecektir” diye konuştu.
“AİLEYİ TANIMADAN ÇOCUĞU TANIYAMAYIZ”
Çankırılı, çocuklarda bu belirtilerin görülmesi halinde profesyonel destek alınması gerektiğini vurguladı. Tedavinin yalnızca çocuk üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirten Çankırılı, aileyi merkeze alan bir yaklaşım gerektiğini söyledi.
“Bu belirtileri gözlemleyen bir aile mutlaka bir çocuk psikoloğundan yardım almalıdır. Bize böyle bir çocuk getirildiğinde işe aileyi incelemekle başlarız. Aileyi tanımadan çocuğu tanıyamayız. Çocuk terapisi ile beraber aile terapisi de başlamalıdır. Ailenin sorunun farkında olması, sorumluluk alması ve tutum değiştirmesi gerekir. Bunun için aileyi yönlendirir; değişiklikleri takip ederek yardımcı olmaya çalışırız.”
![]()
ALGORİTMALAR ÇOCUKLARIN DAVRANIŞLARINI NASIL ETKİLİYOR?
Çocukların dijital dünyada içeriklerden çok algoritmalar tarafından yönlendirildiği tartışmasına da değinen Çankırılı, algoritmik düşünmenin öncelikle zihinsel becerilerle ilişkili olduğunu belirterek, “Algoritmik düşünme, plan yapma, mantık yürütme, bir problemi en kısa yoldan çözme, karmaşık problemleri parçalara ayırarak sıra ile çözme gibi zeka ile ilgili becerileri ifade etmektedir. Kişilikle doğrudan bir ilişkisi yoktur” ifadelerini kullandı. Zekanın yalnızca doğuştan gelen bir özellik olarak görülmemesi gerektiğini belirten Çankırılı, eğitimle geliştirilebilen bir zihinsel yetenek olduğuna dikkat çekti.
“IQ olarak ifade ettiğimiz zeka katsayısı veya diğer adıyla zeka seviyesi soyaçekim ve genetikle ilişkili olmakla birlikte; eğitimle geliştirilebilen bir zihinsel yetenektir. Özellikle kırsal bölgelerde nice deha düzeyinde bir zekaya sahip çocuklar ve gençler kendileri, aileleri okul tarafından fark edilmedikleri için yitirilmektedir. Bu durum kısmen şehir hayatında da geçerlidir.”
“ŞİDDETİN GEÇERLİ OLDUĞU BİR ALGORİTMA GELİŞTİREBİLİR”
Dijital oyunlardaki şiddet unsurlarının çocuklar üzerindeki etkisine de dikkat çeken Çankırılı, özellikle bağımlılık düzeyindeki kullanımın risk oluşturabileceğini söyledi. Çankırılı, “Konuya dijital medya açısından baktığımızda bir çocuk bağımlılık düzeyinde sosyal medyada gereğinden fazla zaman geçirecek olursa, şiddet ve savaş sahnelerinin ağırlıkta olduğu bilgisayar oyunları oynarsa; öldürdüğü rakip ve düşman sayısınca puan kazanırsa (!) farkında olmadan sorun çözmede şiddetin geçerli olduğu, güçlünün kazandığı sübliminal/bilinçaltı bir algoritma geliştirebilir” dedi.
Ailelere de çağrıda bulunan Çankırılı, “Aileler çocuklarının internette nerelerde gezindiğini, nasıl oyunlar oynadığını takip etmeli, gerekli önlemleri almalıdır” ifadelerini kullandı.
![]()
“İNSANI İNSAN YAPAN SADECE IQ DEĞİL”
Zekanın yalnızca IQ üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmadığını belirten Çankırılı, duygusal zekanın önemine dikkat çekti. Çankırılı, “Yakın zamana kadar zekanın tek ölçeği IQ olarak ifade ediliyor ve IQ testleri ile ölçülüyordu. Ancak denemeler ve yaşanan örnekler, yüksek zeka düzeyinin insanı ahlaki ve manevi yönden besleyemediğini, kişilerin insanlığı ve toplumu değil, kendi çıkarlarını düşündüklerini ortaya koymaktadır” dedi.
Ünlü psikolog Daniel Goleman'ın çalışmalarına da değinen Çankırılı, “Duygusal Zeka” kavramının önemine dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Ünlü psikolog Deniel Goleman, uzun süren araştırmalar ve yaşanan öyküler üzerinden ‘Duygusal Zeka’ isimli bir kitap yayımladı. Kitabında manevi ve ahlaki yönden insanı insan yapan zekanın IQ (akademik zeka) değil; EQ (duygusal zeka) olduğunu, küçük yaşta ailede yaşanarak kazanıldığını iddia ederek ilim dünyasına önemli bir katkıda bulunmuş oldu.”
Çankırılı, duygusal zekayı ise kişinin kendi duygularını ve başkalarının duygularını tanıma, anlama ve yönetme becerisi olarak tanımladı. Bu kapsamda öz farkındalık, öz yönetim, motivasyon, empati ve sosyal becerilerin önemine işaret etti.
ÇOCUĞUN ELİNE TELEFON VERİLİYOR, SONRA BAĞIMLILIK BAŞLIYOR
Ekranların evlerde ebeveynlik pratiğinin bir parçasına dönüşmesine ilişkin değerlendirmesinde ise Çankırılı, sorunun yalnızca çocuğun ekran karşısında geçirdiği süre olmadığını, telefonun çocuğu oyalamak için kullanılmasının da ciddi bir sorun oluşturduğunu söyledi. Gençlerin evlilik ve çocuk yetiştirme konusunda yeterli hazırlık yapmadan aile kurabildiğini belirterek, eş seçimi ve aile uyumunun çocuk eğitimini de doğrudan etkilediğini ifade eden Çankırılı şöyle devam etti:
“Ülkemizde gençler eş seçimi ve evlilik konularında hiçbir eğitim almadan evleniyorlar ve bu konularda kitaplar okumadan evlenmeye karar veriyorlar. Bir eş adayının ailesini, arkadaşlarını, evlilikten beklentilerini, dünya görüşünü bilmeden onu tanımış olmaz. Eşlerin uyumunda denklikler çok önemlidir. Ailelerde denklik, yaşlarda denklik, tahsilde denklik, dünya görüşünde ve dini inançta denklik ne kadar fazla olursa evliliğin yürütülmesi ve karşılaşılan problemlerin çözümü o kadar kolay olacaktır.”
Çankırılı, bilinçsiz şekilde kurulan ailelerde çocuk yetiştirme konusunda da geçmişten gelen hataların tekrarlandığını belirtti.
“Bu denklikleri dikkate almadan yapılan evlilikler daima risk taşıma eğilimindedir. Eşler, evlilik ve çocuk eğitimi konusunda bilgi sahibi olmadan çocuk sahibi oluyorlar. Anne babalarından gördükleri gibi çocuk yetiştiriyorlar ve farkında olmadan onların hatalarını tekrar ediyorlar.”
![]()
“BEN BUNA DİJİTAL EMZİK DİYORUM”
Çankırılı'nın en dikkat çekici uyarılarından biri ise küçük yaştaki çocukların sakinleşmesi veya oyalanması amacıyla telefon ve tablet verilmesi oldu. Çankırılı Konuya ilişkin şunları kaydetti:
“Bunların başında, anne babalar, özellikle anneler, kendilerine zaman ayırmak için küçük yaşta çocuğun eline cep telefonu verip oyun oynamasına veya çizgi film izlemesine izin vermeleri gelmektedir. İlk zamanlar çocuğun elinde cep telefonu veya tablet bir köşede sessizce zaman geçirmesi ve uslu durması annelerin işine gelmektedir. Cep telefonunun bu şekilde işlev görmesine ben ‘dijital emzik’ diyorum.”
Telefon bağımlılığının zamanla daha ağır bir tabloya dönüşebileceğini belirten Çankırılı, “Ancak anneler zamanla çocuğun telefona bağımlılık kazanacağını fark edemiyorlar; fark ettikleri zaman da iş işten geçmiş, çocuk, ‘nomofobi’ dediğimiz telefona bağımlılık kazanmış, elinden emziği alınmış gibi telefonu bırakmak istemiyor. Tedavi edilmezse daha ağır sonuçları görülebilir” ifadelerini kullandı.

EKRAN ÇOCUĞU PASİFLEŞTİRİYOR
Telefon, tablet ve televizyon karşısında geçirilen uzun sürenin çocukların sosyal ve dil gelişimini etkileyebileceğini belirten Çankırılı, çocuğun pasif konuma geçmesinin uzun vadeli sorunlara yol açabileceğini söyleyerek, “Bir çocuk telefon, tablet ve televizyon gibi araçlarda fazla zaman geçirdiğinde, araçlar aktif, kendisi pasif durumunda olduğu için sosyal ve dil gelişimi yönünden geri kalmaktadır” dedi. Çankırılı, bu durumun ilerleyen yaşlarda arkadaş edinme, oyun kurma, kurallara uyma ve problem çözme gibi becerilerde zorluklara yol açabileceğini belirterek şöyle devam etti:
“Sorun çözülmez ise; ileri yaşlarda arkadaş edinmede, oyun kurmada, rolünü benimsemede, sırasını beklemede, kurallara uymada, karşılaştığı bir problemi kendi çabasıyla çözmede zorluklar yaşayabilmektedir. Özgüven ve değersizlik duygusu, endişe, stres gibi bulgular da buna eşlik edebilir.”
Çankırılı, bu tür vakalarda ilaç tedavisinin tek başına çözüm olmadığını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu tür vakalarda ilaç tedavisi çözüm değildir. Ancak ailece terapinin sağlıklı yürümesinde yardımcı olabilir.”





