Teknoloji dünyasının devleri İspanya Başbakanı Sanchez'e öfke kustu
Teknoloji dünyasının devleri İspanya Başbakanı Sanchez'e öfke kustu
İçeriği Görüntüle

ENGLISH DOWN BELOW

Avrupa Birliği ile Hindistan arasında yaklaşık 19 yıl boyunca müzakere edilip askıya alınan Kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşması (FTA), 2022 yılında yeniden canlandırılan görüşmelerin ardından kritik bir aşamaya girdi. Brüksel ve Yeni Delhi, ticaretten dijital ekonomiye, yeşil dönüşümden tedarik zincirlerine kadar birçok alanda kapsamlı bir ortaklık kurmayı hedefliyor.

Anlaşma; sanayi ürünleri, otomotiv, ilaç, havacılık, tarım, hizmetler ve teknoloji gibi stratejik sektörleri kapsarken, tarifelerin büyük ölçüde düşürülmesini ve pazar erişiminin karşılıklı olarak genişletilmesini öngörüyor. Avrupa Birliği açısından anlaşma, Çin’e olan ekonomik bağımlılığı azaltma ve Asya’daki alternatif tedarik merkezlerini güçlendirme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Hindistan için ise bu süreç, küresel ekonomik sistemde daha merkezi bir aktör hâline gelme hedefinin önemli bir ayağını oluşturuyor.

Bu çerçevede, CNN-News18 sunucusu Sukanya Saha, AB–Hindistan anlaşmasının jeopolitik, ekonomik ve diplomatik boyutlarını değerlendirdi.

Whatsapp Image 2026 02 05 At 10.10.14

Sukanya'ya ilk sorumuz olarak "19 yıl boyunca askıda kalan ve şimdi yeniden müzakere masasına dönen Avrupa Birliği–Hindistan ticaret anlaşmasını Hindistan açısından bir fırsat mı yoksa risk mi olarak görüyorsunuz?" sorusunu yönelttik:

“Bakın, bu anlaşmaya ‘tüm anlaşmaların anası’ denmesinin bir sebebi var. Hindistan sıradan bir pazar değil. 1,4 milyarlık nüfusu olan, kıta ölçeğinde bir ekonomi; büyüyen bir orta sınıfa ve Avrupa’nın görmezden gelemeyeceği bir iştaha sahip. AB için bu anlaşma, Çin’e olan bağımlılığın siyasi ve ekonomik olarak rahatsız edici hâle geldiği bir dönemde ölçeğe, büyümeye ve çeşitlenmeye erişim anlamına geliyor. Hindistan içinse bu bir kaldıraç.

Müzakereler ilk olarak 2007’de başladı, 2013’te tarifeler ve pazar erişimi konularında tıkandı ve nihayet Temmuz 2022’de yeniden canlandırıldı. Bu uzun ara önemli. Çünkü bugün masaya dönen Hindistan, on yıl önce masadan kalkan Hindistan değil. Başbakan Narendra Modi liderliğinde daha özgüvenli, daha stratejik ve küresel tedarik zincirlerine çok daha derinlemesine entegre bir Hindistan var. Güç dengesi değişti.

Elbette riskler sürüyor. AB sert pazarlık yapıyor, iş gücü standartları, iklim kuralları ve düzenleyici uyum konularında ahlaki baskıyı da eksik etmiyor. Ancak Modi yönetimindeki Delhi bu süreci akıllıca yönetiyor. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın da işaret ettiği gibi, anlaşma yürürlüğe girdiğinde Hindistan’ın altın çağ yaşayarak Avrupa pazarlarına, tersine kıyasla çok daha geniş bir erişim elde etmesi muhtemel.”

Peki, bu anlaşmadan Hindistan ekonomisinin hangi sektörlerinin en fazla fayda sağlamasını bekliyorsunuz?

“İmalat sektörü açık ara en büyük kazanan olacak. Özellikle elektronik, otomotiv, otomotiv yan sanayi ve mühendislik ürünleri öne çıkıyor. Bu, Hindistan’ın şimdiye kadar herhangi bir ortağa sunduğu en büyük ticari açılım. AB ihracatının yüzde 90’ından fazlasında tarifeler düşürülecek ya da tamamen kaldırılacak. Motorlu taşıt tarifeleri kota kapsamında yüzde 110’dan yüzde 10’a inecek.

İlaç ve tıbbi cihazlar da Hindistan’ın ölçeği ve Avrupa’nın yaşlanan nüfusu düşünüldüğünde ciddi kazanç potansiyeline sahip. Makine, uçak ve uzay araçları üzerindeki vergilerin büyük ölçüde ortadan kalkması bekleniyor. Tüketim ürünleri bile bu paketin içinde; bira, alkollü içkiler, şarap, gıda ürünleri ve yağlardaki tarifeler aşağı çekilecek.

BT ve dijital hizmetler, veri akışları, fintech ve profesyonel hareketlilik sayesinde sessiz ama istikrarlı biçimde alan kazanacak. Asıl sürpriz ise yeşil teknoloji ve yenilenebilir enerji. AB iklim hedefleri için güvenilir ortaklara ihtiyaç duyuyor, Hindistan ise sermaye ve teknoloji arıyor. Eğer buna ‘çıkar evliliği’ denecekse, tam olarak öyle.”

Peki, AB–Hindistan arasındaki bu ticari yakınlaşmayı Çin’le küresel rekabet bağlamında nasıl yorumluyorsunuz?

“Kendimizi kandırmayalım; odadaki fil Çin. AB, Pekin’e aşırı bağımlılığını azaltmaya çalışıyor ve Hindistan bu noktada gerçek bir alternatif olabilecek büyüklükteki az sayıdaki pazardan biri. Bu yakınlaşma Çin’in yerini almakla değil, Çin’e karşı riskleri dengelemekle ilgili.

Hindistan, çatışmacı olmadan, kurallara dayalı, istikrarlı bir üretim ve pazar ortağı sunuyor. AB açısından bakıldığında Hindistan, stratejik düşmanlık barındırmadan ölçek sunuyor. Bu nedenle bu anlaşma en az ekonomik olduğu kadar jeopolitik.”

Sukanya’ya sorduk: Peki, Hindistan kendisini ABD ve Çin’e alternatif bir küresel aktör olarak konumlandırma konusunda rahat mı ve bu rolü sürdürülebilir kılmak için hangi adımları atıyor?

“Hindistan kendisini ikili bir ‘alternatif’ olarak görmüyor. Kendini üçüncü bir kutup olarak konumluyor. Ve evet, bu rolde giderek daha rahat. ABD ile ilişkilerini derinleştiriyor, Avrupa ile ticareti genişletiyor, Küresel Güney’le angajmanını artırıyor ve Çin’le de gerilimlere rağmen kanalları açık tutuyor.

Hatta ABD kısa süre önce Hindistan’la yeni bir ticaret anlaşması açıkladı. Washington, Hint ürünlerine uygulanan karşılıklı tarifeleri yüzde 25’ten yüzde 18’e düşürecek; Hindistan da ABD ürünlerine yönelik engellerini azaltacak. Bu adım, karşılıklı pazar erişimini ve ekonomik iş birliğini güçlendirme hedefiyle sunuldu."

“Bu dengeyi sürdürülebilir kılmak için Hindistan altyapıya, dijitalleşmeye, imalat teşviklerine ve savunma alanında kendi kendine yeterliliğe yatırım yapıyor. Aynı zamanda stratejik özerkliğe sıkı sıkıya sarılıyor. Hindistan himaye değil, ortaklık istiyor.”

Thumbs B C 060Ab416C4D4060B9C25A16209063125

Gelelim Türkiye’ye, Ankara ile Yeni Delhi arasında son dönemde yaşanan diplomatik gerilimi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum Türkiye’nin turizm sektörünü, özellikle de Hindistan’dan gelen turist akışını ne ölçüde etkiledi?

“Ankara ile Yeni Delhi arasındaki gerilimin önemli bir kısmı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sindoor Operasyonu sırasında Pakistan’a verdiği talihsiz kamuoyu desteğinden kaynaklanıyor. Kültürel ya da dini yakınlık başka bir şeydir; ancak bir ülkeyi yönetirken diplomasi her zaman öncelikli olmalıdır. Özellikle Hindistan gibi stratejik bir ortak söz konusuyken.

Türkiye, Pakistan’la kültürel yakınlığına rağmen Hindistan’a hayati bir ekonomik ortak olarak ihtiyaç duyuyor. Hindistan çok daha büyük bir pazar ve savunma, havacılık, ticaret ve teknoloji alanlarında uzun vadeli ciddi bir potansiyel barındırıyor.

Bu nedenle yaşanan kopuşun stratejik olarak pek bir anlamı yoktu. 1,4 milyarlık nüfusa sahip, hızla büyüyen bir ekonomiyle ilişkileri neden riske atasınız ki, üstelik birlikte büyüyecek bu kadar alan varken?

Turizm bu gerilimin ilk kurbanlarından biri oldu. Türkiye bir dönem Hintli turistler için kültürel açıdan zengin, cazip bir tatil destinasyonuydu. Bu algı zarar gördü. Hintli turist sayısında gözle görülür bir düşüş yaşandı; bu da jeopolitiğin seyahat tercihlerini nasıl şekillendirdiğini gösteriyor.

Özetle mesele şu: Hindistan çatışma aramıyor, ancak ortaklarından stratejik olgunluk bekliyor. Eğer Ankara kısa vadeli siyasi mesajlar yerine uzun vadeli ekonomik aklı öne çıkararak bir yeniden ayarlama yaparsa, bu ilişki hâlâ toparlanabilir. Her iki taraf için de potansiyel, heba edilemeyecek kadar büyük.”

-----------------------------------------------ENGLISH DOWN BELOW----------------------------------------

The Deal That Took 19 Years And Finally Made Sense: Delhi Journalist Explains

Brussels and New Delhi are seeking to build a wide-ranging partnership covering trade, digital economy, green transition, and supply chain cooperation.

The agreement spans key sectors including manufacturing, automobiles, pharmaceuticals, aviation, agriculture, services, and technology, with plans to significantly reduce tariffs and expand mutual market access. For the European Union, the deal is widely seen as part of a broader strategy to reduce economic overdependence on China and strengthen alternative supply hubs in Asia. For India, it represents a major step toward positioning itself as a central player in the global economic order.

Against this backdrop, CNN-News18 anchor Sukanya Saha shared her assessment of the EU–India deal, examining its economic implications, geopolitical significance, and diplomatic consequences.

Do you see the European Union–India trade agreement, which was stalled for 19 years and has now re-entered negotiations, as an opportunity or a risk for India?

“See, this deal is being called the mother of all deals for a reason. India isn’t just another market. It’s a continent-sized economy with 1.4 billion people, a rising middle class, and an appetite that Europe simply cannot ignore. For the EU, this is access to scale, growth, and diversification at a time when dependence on China is becoming politically and economically uncomfortable. For India, it’s leverage,” she said.

“Negotiations first began in 2007, stalled in 2013 over tariffs and market access, and were finally revived in July 2022. That long pause matters. India returning to the table today is not the India that walked away a decade ago. Under Prime Minister Narendra Modi’s leadership, it is more self-assured, more strategic, and far more embedded in global supply chains. The balance of power has shifted.

Even though risks remain, as the EU negotiates hard and moralises harder on labour norms, climate rules, and regulatory alignment, Delhi under PM Modi is playing this smartly. As US Trade Representative Jamieson Greer pointed out, India is likely to have a heyday once the deal is implemented, gaining wider access to European markets than the other way around.”

And which sectors of the Indian economy do you expect to benefit the most from this agreement?

“Manufacturing is the obvious big winner, especially electronics, automobiles, auto components, and engineering goods. This is the largest trade opening India has ever offered any partner, with over 90 per cent of EU exports set to see tariff cuts or eliminations. Motor vehicle tariffs will crash from 110 per cent to 10 per cent under quotas,” she explained.

“Pharmaceuticals and medical devices also stand to benefit, given India’s scale and the EU’s ageing population. Duties on machinery, aircraft, and spacecraft will largely disappear. Even consumer goods are in play, with tariffs on beer, spirits, wine, food products, and oils coming down.

IT and digital services will quietly gain ground through data flows, fintech, and professional mobility. Green tech and renewable energy are the sleeper hit. The EU needs reliable partners for its climate goals, and India wants capital and technology. That’s a marriage of convenience if there ever was one.”

So, how do you interpret the growing EU–India trade rapprochement in the context of global competition with China?

“Let’s not pretend China isn’t the elephant in the room. The EU is actively de-risking from overdependence on Beijing, and India is one of the few markets big enough to matter as an alternative,” she said.

"This rapprochement is less about replacing China and more about hedging against it. India is a stable, rules-based manufacturing and market partner without being confrontational. For the EU, India offers scale without strategic hostility. In that sense, the deal is as geopolitical as it is economic.”

Is India comfortable emerging on the global stage as an alternative to both the United States and China, and what steps is it taking to make this role sustainable?

"India doesn’t see itself as an ‘alternative’ in the binary sense. It sees itself as a third pole. And yes, it’s increasingly comfortable in that role,” she noted.

"India is hedging smartly by deepening ties with the US, expanding trade with Europe, engaging the Global South, and keeping channels open with China, even amid tensions.

In fact, the US recently announced a trade deal with India under which Washington will cut reciprocal tariffs on Indian goods from 25 per cent to 18 per cent, while India will move to reduce its barriers against US products. The move has been framed as boosting mutual market access and economic cooperation.

To make this sustainable, India is investing in infrastructure, digitisation, manufacturing incentives, and defence self-reliance. It is also doubling down on strategic autonomy. India wants partnerships, not patrons.”

How do you assess the recent diplomatic fallout between Ankara and New Delhi, and to what extent has it affected Türkiye’s tourism sector, particularly Indian tourist flows?

“Much of the diplomatic friction between Ankara and New Delhi stems from President Erdoğan’s unfortunate public statements backing Pakistan during Operation Sindoor,” she said. “Cultural or religious affinities are one thing, but when you’re running a country, diplomacy has to come first, especially at a sensitive moment involving a strategic partner like India.

Despite Türkiye’s cultural closeness with Pakistan, it needs India as an essential economic partner. India is simply a much larger market, with serious long-term potential across defence, aerospace, trade, and technology.

Which is why the fallout made little strategic sense. Why risk straining ties with a country of 1.4 billion people and a booming economy when there is so much room to grow together?

Tourism has been one of the earliest casualties. Türkiye was once a favourite holiday destination for Indian travellers, seen as culturally rich and attractive. That image has taken a hit. Indian tourist flows have dropped noticeably, reflecting how geopolitics increasingly shapes travel choices.

The larger point is simple. India does not seek confrontation, but it does expect strategic maturity from partners. If Ankara recalibrates and puts long-term economic logic ahead of short-term political signalling, the relationship can still recover. The potential is too big on both sides to be wasted.”

Muhabir: Zehra ALİGÜL