İlk olarak “intihar” kaydı düşülen olayla ilgili hazırlanan ek iddianamede, Büyükışık'ın sırtına sert ve etkili şekilde demir çubukla vurularak öldürülmüş olabileceği değerlendirmesine yer verilirken, delillerin gizlendiği, değiştirildiği veya sağlıklı soruşturmayı engelleyecek şekilde işleme tabi tutulduğu şüphesi üzerinde duruldu. Peki Dorukhan Büyükışık kimdir, nasıl öldü, dosya neden 8 yıl sonra yeniden gündeme geldi, kimler yargılanıyor? İşte emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık'ın oğlunun ölümüne ilişkin dosyada ortaya çıkan yeni ayrıntılar...
ÖLÜMÜ İLK OLARAK “İNTİHAR” KAYITLARINA GEÇTİ
Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık'ın 26 yaşındaki oğlu Dorukhan Büyükışık, 13 Mayıs 2018'de İzmir'de evinin yakınındaki bir inşaat şantiyesinde ölü bulundu. Büyükışık'ın cansız bedeni, Tanyer Yapı'ya ait “Bulut Orman Evleri” isimli şantiyedeki 7 katlı apartman bloğunun önündeydi.
Olay ilk aşamada kayıtlara “intihar” olarak geçti. Ancak ailenin ölümün aydınlatılmasına yönelik mücadelesinin ardından dosya yeniden ele alındı ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma genişletildi.

DOSYANIN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN İDDİA: “DARPTAN ÖLMÜŞ OLABİLİR”
Yeni hazırlanan ek iddianamenin en dikkat çekici bölümlerinden biri Büyükışık'ın ölüm şekline ilişkin değerlendirme oldu. İddianamede Dorukhan Büyükışık'ın “sırt bölgesine sert ve etkili bir şekilde demir çubuk ile vurularak darp edilmek suretiyle öldürülmüş olabileceği” kanaatine varıldığı belirtildi.
Ancak iddianame ölümün kesin olarak bu şekilde gerçekleştiğini söyleyen bir hüküm içermiyor. Dosyanın bu bölümü, soruşturma makamının eldeki bulgular üzerinden ulaştığı değerlendirmeyi yansıtırken Büyükışık'ın ölümünün nasıl gerçekleştiğinin belirlenmesi devam eden yargılamanın temel konularından biri olmayı sürdürüyor.
OTOPSİ RAPORUNDA ÇOK SAYIDA KABURGA KIRIĞI
Dosyaya giren 30 Temmuz 2018 tarihli otopsi raporundaki bulgular da soruşturmanın önemli parçalarından biri oldu. Raporda Büyükışık'ın ölümünün genel beden travmasına bağlı çok sayıda kaburga kırığı ile iç organ yaralanmalarının yol açtığı iç kanama sonucunda meydana geldiği belirtildi.
Otopsi raporunda travmatik bulguların hangi mekanizmayla meydana geldiğinin adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olacağı ifade edildi. Savcılık da ek iddianamenin yüksekten düşme ihtimalini bilimsel olarak baştan dışlayan bir kabule değil, ölüm mekanizmasının ortaya çıkarılması için gerekli delillerin nasıl toplandığı ve korunduğuna ilişkin bulgulara dayandığını vurguladı.
SAVCILIKTAN DİKKAT ÇEKEN TESPİT: DELİLLERE MÜDAHALE ŞÜPHESİ
Ek iddianamede soruşturmanın ilk aşamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını etkileyebilecek çok sayıda aksaklık ve müdahale bulunduğu değerlendirmesine yer verildi. Savcılık, bazı delillerin gizlenmiş, değiştirilmiş veya soruşturmanın sağlıklı yürütülmesini engelleyebilecek biçimde işleme tabi tutulduğuna ilişkin kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğunu belirtti.
Müşteki ve şüpheli ifadeleri, tanık anlatımları, olay yeri inceleme kayıtları, ölü muayenesi, adli tıp raporları, kriminal incelemeler, kamera görüntüleri, HTS ve baz kayıtları ile dijital materyallerin birlikte değerlendirildiği kaydedildi. İddianamede soruşturmanın ilk aşamasındaki delil toplama, koruma, muhafaza ve adli makamlara ulaştırma süreçlerinde tespit edilen sorunların birbirinden bağımsız görülemeyeceği değerlendirmesi yapıldı.
BİYOLOJİK ÖRNEKLER 13 AY SONRA İNCELEMEYE GÖNDERİLDİ
Dosyadaki en çarpıcı ayrıntılardan biri zamana duyarlı biyolojik örneklerle ilgili oldu. İddianameye göre söz konusu örnekler olaydan yaklaşık 13 ay sonra kriminal incelemeye gönderildi.
Bunun yanı sıra olay yerinin başlangıçta gerektiği şekilde korunmadığı, Büyükışık'a ait eşya ve otomobil üzerindeki izlerin zamanında ve eksiksiz incelenmediği, olay yeri fotoğraf ve videolarının uzun süre soruşturma dosyasına aktarılmadığı belirtildi.

KAMERA GÖRÜNTÜLERİNDE “OYNAMA” TESPİTİ İDDİANAMEDE
Savcılığın üzerinde durduğu bir diğer önemli konu şantiyedeki güvenlik kamerası kayıtları oldu. İddianamede şantiye alanındaki kamera görüntülerinin tamamının temin edilmediği, daha sonra dosyaya giren görüntünün kaynak bilgilerinin silindiği ve görüntü üzerinde oynama bulunduğuna ilişkin teknik tespitlerin yer aldığı aktarıldı.
Büyükışık'ın cep telefonu ve otomobil anahtarının konumu ile üzerlerindeki izlere ilişkin farklılıklar da diğer bulgularla birlikte değerlendirildi. Savcılık bütün bu hususların sonucunda “delil muhafaza zincirinin ciddi biçimde zedelendiği”ve zincirin birden fazla kritik noktada kesintiye uğradığı değerlendirmesinde bulundu.
26 ŞÜPHELİ İÇİN 9 İLDE OPERASYON
Dava devam ederken soruşturmanın genişletilmesi üzerine, daha önce yargılanmaya başlanan 13 kişinin de aralarında bulunduğu toplam 26 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından görevlendirilen İzmir İl Jandarma Komutanlığı TEM Şube Müdürlüğü ekipleri, 21 Mayıs'ta İzmir merkezli 9 ilde eş zamanlı operasyon düzenledi.
İnşaat şirketi sahipleri, polis memurları ve işçilerin de aralarında bulunduğu 26 şüpheli gözaltına alındı. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler arasında Tanyer İnşaat ortakları Mehmet Münir Tanyer ve Mehmet Taylan Tanyer ile dönemin Narlıdere Emniyet Müdürü İsmail Yalçın ve Olay Yeri İnceleme Büro Amiri Atakan Kaçar da yer aldı.

17 SANIK HAKKINDA 5 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
Hazırlanan ek iddianamede Mehmet Münir Tanyer, Mehmet Taylan Tanyer, Murat Köse, Cevdet Akay, İhsan Gökmen Ellez, Gökhan Aydoğmuş, İbrahim Kazmacı, Yiğit Aykurt, Hasan Ardıç, Aziz Kocataş, Onur Alp Saraç, Hüseyin Kaya, Bilal Çelik, Hulusu Aras, Ali Gülbaşı ve Tayfun Çakmakçı hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan 5'er yıla kadar hapis cezası talep edildi.
Veli Şenol hakkında ise “yalancı tanıklık” suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istendi. Böylece bu bölümde haklarında ceza talep edilen sanıkların sayısı 17'ye ulaştı.
9 POLİS İÇİN 7,5 YILA KADAR HAPİS TALEBİ
Dosyada polisler hakkındaki suçlama ise kamu görevlisi sıfatıyla bağlantılı olarak daha ağır cezayı gündeme getirdi. İsmail Yalçın, Atakan Kaçar, Deniz Asıcı, Duygu Öztürk Özkan, Fikret Sarıaslan, Halil Arslandağ, Hüseyin Vurucu, İsmail Köksal ve Musa Erikçi hakkında “kamu görevlisi tarafından suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan 7 yıl 6'şar aya kadar hapis cezası istendi.
İzmir 21'inci Ağır Ceza Mahkemesi ek iddianameyi kabul ederek devam eden davayla birleştirdi. Böylece Dorukhan Büyükışık'ın ölümünün yanı sıra olayın ardından delillerin nasıl toplandığı, korunduğu ve soruşturma makamlarına nasıl aktarıldığı da aynı dosyanın kritik başlıklarından biri haline geldi.

5 KİŞİ “KASTEN ÖLDÜRME” SUÇUNDAN YARGILANIYOR
Dorukhan Büyükışık dosyasında yalnızca delillere ilişkin suçlamalar bulunmuyor. Soruşturmanın daha önceki aşamasında şantiyede bekçi olarak çalışan Hüseyin Kaya, Hulusu Aras ve Tayfun Çakmakçı ile işçi Bilal Çelik ve yakın bölgedeki bekçi Ali Gülbaşı hakkında “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası istemiyle iddianame hazırlanmıştı.
İddianamenin İzmir 21'inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle 5 sanığın yargılanmasına başlanmıştı. Polisler hakkında daha önce “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla açılan davanın da dosyayla birleştirilmesi sonucunda Büyükışık'ın ölümüne ilişkin farklı suçlamalar tek yargılama kapsamında ele alınmaya başladı.
“HİÇBİR OLAY ZAMANIN AKIŞINA TERK EDİLEMEZ”
Ek iddianamede savcılığın kullandığı ifadeler de dikkat çekti. Hukuk devletinde hiçbir olayın yalnızca zaman geçtiği için kendi haline bırakılamayacağı belirtilirken, adalet arayışı toplum hafızasında canlı kaldığı sürece devletin gerçeği araştırma yükümlülüğünün devam ettiği vurgulandı.
Aradan geçen 8 yıla rağmen Dorukhan Büyükışık'ın ölümünün kamuoyunun vicdanında yanıt bekleyen bir olay olmayı sürdürdüğüne işaret edilen iddianamede, maddi gerçeğin hiçbir yönünün karanlıkta kalmaması amacıyla soruşturmanın yürütüldüğü kaydedildi.

DORUKHAN BÜYÜKIŞIK KİMDİR, NE OLDU?
Dorukhan Büyükışık, emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık'ın oğluydu ve öldüğünde 26 yaşındaydı. 13 Mayıs 2018'de İzmir'de evinin yakınındaki Bulut Orman Evleri inşaatının şantiye alanında ölü bulunmasıyla başlayan süreç, ilk aşamada “intihar” kaydıyla yürütüldü.
Aradan geçen yıllarda dosyanın yeniden açılması, yeni bilirkişi ve kriminal değerlendirmeler ile soruşturmanın genişletilmesi sonucunda olay çok sayıda sanığın yargılandığı kapsamlı bir davaya dönüştü. Son ek iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte şimdi mahkeme, hem Büyükışık'ın ölümünün nasıl gerçekleştiğine ilişkin suçlamaları hem de olayın ardından delillerin gizlendiği veya değiştirildiği yönündeki iddiaları değerlendirecek.





