Alışık olduğumuz kayboluşlar genellikle açıklanabilir: kaçışlar, cinayetler, akıl sağlığı sorunları ya da gönüllü kayıplar. Ancak burada bahsettiğimiz olaylar farklı; bu insanlar ne kaçarken yakalandı, ne de ölü bulundu. Hiçbir iz bırakmadan, sanki dünyadan silindiler.

Lars Mittank (2014): Almanya’dan Bulgaristan’a tatile giden genç adam, havaalanında garip davranışlar sergiledikten sonra koşarak ormanlık alana kaçtı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Son görüldüğü güvenlik kamerası görüntüsünde korkmuş bir şekilde kaçıyordu.

Brandon Swanson (2008): ABD’de genç bir adam aracını terk ettikten sonra babasına telefonla “bir ışık gördüm, oraya gidiyorum” dedi. Sonrasında ses kesildi. Aracına ve ses kaydına ulaşıldı ama kendisinden hiç iz bulunamadı.

Zigmund Adamski (1980): İngiltere’de kaybolduktan 5 gün sonra garip bir şekilde vücudunda açıklanamayan yanıklarla bir tren rayında bulundu. Ölüm nedeni belirlenemedi, üzerindeki izler hiçbir kimyasal maddeyle eşleşmedi. Komplo teorileri havada uçuştu.

Nereye Gidiyor Bu İnsanlar?

Bu vakaların çoğunda ortak noktalar var: Genellikle son anlarında garip davranışlar sergiliyorlar. Polis kayıtlarında ya “bilinmeyen kişi” ya da “eksik veri” uyarısı bulunuyor. Aileler, kayıpların kaçırıldığına, bazıları ise farklı bir boyuta ya da bilinç hâline geçtiğine inanıyor.

Bilim Ne Diyor?

Uzmanlara göre bu tür kayboluşların arkasında genellikle psikolojik travmalar, geçici bilinç kaybı (dissosiyatif amnezi) ya da intihar gibi sebepler olabilir. Ancak vakanın hiçbir iz içermemesi, teknolojik çağda bile failin, cesedin ve olayın bulunamaması akıllarda soru işareti bırakıyor.

Editör Hakkında