Fransa’da eğitim sorunları ve ekonomik sıkıntılarla başlayan protestolar, giderek daha geniş bir toplumsal ve siyasi krize dönüşüyor. Gösterilerin ticaret hayatına yansıması, ekonomik kayıpları da gündeme taşırken gözler şimdiden 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine çevrildi. Ekonomik güvensizlik, toplumsal eşitsizlik ve kamu düzenine ilişkin tartışmalar, Fransa’nın siyasi geleceğini nasıl etkileyecek?
Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Cantürk Caner, Fransa’da yaşanan gelişmelerin yalnızca sokak gösterileriyle sınırlı olmadığını, siyasi sisteme duyulan güvenin de ciddi biçimde sınandığını belirtti. Türkinform muhabiri Pelin Zengin’in sorularını yanıtlayan Caner, krizin derinleşmesi hâlinde toplumsal gerilimin ve siyasi kutuplaşmanın artabileceğine dikkat çekti.
PROTESTOLAR EĞİTİM SORUNLARINDAN SİYASİ KRİZE DÖNÜŞTÜ
Fransa’da eylül ayında öğretmen eksikliği, okulların fiziki koşulları ve eğitimde fırsat eşitsizliği nedeniyle başlayan lise öğrencilerinin gösterileri, kısa sürede üniversite öğrencilerinin, sendikaların, çalışanların ve Sarı Yelekliler hareketinin bazı unsurlarının katıldığı daha geniş bir toplumsal tepkiye dönüştü.
Doç. Dr. Cantürk Caner, başlangıçta eğitim politikalarına yönelen itirazlar, zamanla hükümetin ekonomi ve sosyal politikalarının sorgulandığı bir harekete evrildi. Bu tablo, toplumun farklı kesimlerinde biriken memnuniyetsizliklerin ortak bir siyasi tepkiye dönüştüğünü gösteriyor.
Fransa’nın 2018’de Sarı Yelekliler hareketiyle benzer bir süreç yaşadığını hatırlatan Caner, o dönemde akaryakıt vergileri ve alım gücü üzerinden başlayan tepkilerin ekonomik adaletsizlik ve siyasi temsil tartışmalarına dönüştüğünü belirtti. Bugünkü protestoların gençler ve eğitim sistemi üzerinden başlamasının ise gelecek kuşakların beklentileriyle ilgili daha derin bir soruna işaret ettiğini kaydetti.
Fransız gençleri arasında eğitim yoluyla daha iyi bir geleceğe ulaşma inancının zayıflaması; eğitimde fırsat eşitsizliği, barınma maliyetleri, istihdam güvencesizliği ve yükselen yaşam giderleriyle birlikte sosyal devlet tartışmalarını da güçlendiriyor.

EKONOMİK GÖSTERGELERDE DİKKAT ÇEKEN TABLO
Fransa’daki ekonomik veriler de toplumsal huzursuzluğun arka planını ortaya koyuyor. Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (INSEE) verilerine göre tüketici güven endeksi ekim ayında 80 seviyesine gerileyerek Haziran 2013’ten bu yana en düşük düzeye indi. Eylül ayında yıllık enflasyon yüzde 3,1, yılın ikinci çeyreğinde işsizlik oranı yüzde 8,3 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ekonomik büyüme sıfır seviyesinde kaldı.
Doç. Dr. Cantürk Caner, bu göstergelerin vatandaşların gündelik yaşamında hissettiği ekonomik baskıyı artırdığına dikkat çekiyor. Kamu borcunun millî gelirin yaklaşık yüzde 120’sine yaklaşması ve bütçe açığı da hükümetin hareket alanını daraltıyor. Böylece bir tarafta alım gücünün korunmasını ve kamu hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılmasını isteyen vatandaşlar, diğer tarafta kamu harcamalarını kontrol altında tutmaya çalışan hükümet bulunuyor. Bu tablo, ekonomik taleplerle mali disiplin arasındaki gerilimi daha görünür hâle getiriyor.
Hükümetin 26 Ekim’de öğrenci protestolarını yatıştırmak amacıyla sınıf mevcutlarının sınırlandırılması, okulların yenilenmesi için 4 milyar avroluk kredi, üniversite kampüslerine yatırım ve yükseköğretime geçiş sisteminde değişiklikler gibi adımlar açıkladığı bildirildi. Ancak öğrenci temsilcileri ve öğretmen sendikalarının bu tedbirleri yetersiz bulması, sorunun yalnızca kaynak aktarımıyla çözülemeyeceğini gösteriyor. Caner’in değerlendirmesinde asıl mesele, gençlerin eğitim ve gelecek kaygılarının yanı sıra toplumun genelinde biriken ekonomik memnuniyetsizliğin de siyasi karar alma süreçlerine yansıması.

PROTESTOLAR TİCARET HAYATINI DA ETKİLEDİ
Gösterilerin etkisi sokaklarla sınırlı kalmadı; ticaret hayatı da ciddi baskı altına girdi. Reuters’ın 29 Ekim tarihli haberine göre ülke genelinde yaklaşık 2 bin 400 mağaza zarar gördü. Doğrudan kayıpların 1 milyar avroyu aştığı, satış kayıpları da hesaba katıldığında toplam maliyetin yaklaşık 2 milyar dolara ulaşabileceği bildirildi.
Caner, sokaklardaki şiddetin ekonomik bedelini yalnızca hükümetin ödemediğine dikkat çekti. Küçük esnaf, ücretli çalışanlar, günlük kazancıyla geçinen işletmeler ve turizm sektörü de bu süreçten etkileniyor. Ekonomik adalet talebiyle başlayan bir hareketin şiddet olayları nedeniyle kırılgan kesimlere yeni maliyetler yüklemesi, toplumsal tepkinin kendi içinde ayrışmasına yol açabiliyor.
Kasım ve aralık ayları Fransız perakende sektörü için kritik önem taşıyor. Yıllık cironun yaklaşık yüzde 40’ının bu dönemde gerçekleşmesi, protestoların yıl sonuna kadar sürmesi hâlinde işletmeler ve istihdam üzerindeki riskleri artırıyor.
Caner’in analizinde ekonomik taleplere destek veren vatandaşlar, iş yerlerinin yağmalanmasını veya kent merkezlerinde ticaretin durmasını aynı şekilde değerlendirmeyebilir. Gösterilerin büyük bölümü barışçıl gerçekleşse de şiddet olayları, protestoları başlangıçta destekleyen kesimler arasında görüş ayrılıklarını artırabilir.
MACRON İKİ CEPHEDEN BASKI ALTINDA
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetimi, protestolara müdahale yöntemleri ve kamu düzenini sağlama kapasitesi nedeniyle eleştiriliyor. Polisin aşırı güç kullandığını düşünenler bulunurken yağma ve kundaklama olayları karşısında hükümetin yeterince kararlı davranmadığını savunanlar da var.
Caner’e göre hükümetin önünde üç olasılık bulunuyor: Sendikalar ve öğrencilerle uzlaşarak tansiyonu düşürmek, güvenlik önlemlerini artırarak yeni protestolarla karşılaşmak veya gösterilerin 2027 bütçe tartışmalarıyla birleşmesi sonucu parlamentodaki konumunu daha da zayıflatmak.
Başbakan Sébastien Lecornu hükümetinin parlamentoda güçlü bir çoğunluğa sahip olmaması da siyasi baskıyı artırıyor. Caner, mevcut tablonun devletin çöküşü anlamına gelmediğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Fransa’da bugün yaşananlar devletin çökmekte olduğunu göstermiyor; ancak devletin ekonomik taleplerle kamu düzeni arasındaki dengeyi kurma kapasitesinin ciddi biçimde sınandığını ortaya koyuyor.”
Uzman, kurumların güçlü olmasının toplumsal güven sorunlarını kendiliğinden çözmeye yetmediğini vurguluyor. Krizin devam etmesi, Macron’un görev süresinin son döneminde siyasi tartışmaları daha da yoğunlaştırabilir.

2027 SEÇİMLERİNDE LE PEN VE MÉLENCHON ÖNE ÇIKABİLİR
Macron’un görev süresinin sona ereceği 2027 seçimleri öncesinde geleneksel merkez sağ ve merkez solun zayıflaması, siyasi rekabeti keskinleştiriyor. Caner’in öngörüsüne göre Marine Le Pen hayat pahalılığı, göç ve kamu düzeni; Jean-Luc Mélenchon ise sosyal eşitsizlik, kamu hizmetleri ve gençlerin talepleri üzerinden destek arıyor.
21-22 Ekim tarihli Ipsos araştırmasında Le Pen’in desteği farklı seçim senaryolarında yüzde 32-33,5, Mélenchon’unki yüzde 17 olarak ölçüldü. Édouard Philippe ise yüzde 13-15 aralığında yer aldı. Gabriel Attal’ın oranı aday senaryosuna göre daha düşük kaldı.
Bu veriler kesin bir seçim sonucu anlamına gelmiyor. Adaylar, kampanya süreci ve ikinci turdaki seçmen tercihleri siyasi dengeleri değiştirebilir.
AŞIRI SAĞIN YÜKSELİŞİNDE GÜVENLİK TARTIŞMASI ETKİLİ OLABİLİR
Caner’e göre Le Pen’in siyasi konumunu etkileyebilecek üç başlık bulunuyor: Geleneksel partilere duyulan güvenin azalması, sokaklardaki şiddet görüntülerinin güvenlik söylemini güçlendirmesi ve Macron’u destekleyen merkez seçmenler arasındaki çözülme.
Bununla birlikte protestolar nedeniyle Le Pen’in oylarında otomatik bir yükseliş yaşandığını söylemek mümkün değil. Ipsos araştırmasında desteğinin eylül ayına kıyasla belirgin bir sıçrama göstermemesi, siyasi tablonun yalnızca aşırı sağ üzerinden şekillenmediğini ortaya koyuyor. Merkez siyasetin gerilemesi ve Mélenchon’un desteği de dikkat çeken gelişmeler arasında.
Ipsos’un 24 Ekim’de yayımladığı araştırmaya göre Fransızların yüzde 81’i yaşanan krizden hükümeti sorumlu tutarken yüzde 80’i Macron’un olaylar karşısındaki tutumunu doğru bulmuyor. Katılımcıların yüzde 58’i ise daha iyi bir kamu yönetimiyle şiddet olaylarının önlenebileceğini düşünüyor.
22 Ekim tarihli Odoxa araştırmasında katılımcıların yüzde 60’ı güvenlik güçlerine verilen talimatların yeterince sert olmadığını belirtiyor. Kamu düzenini yeniden sağlayabilecek siyasi isimler arasında Le Pen’in yüzde 47 ile öne çıkması da güvenlik tartışmasının seçim gündemindeki önemine işaret ediyor.
Ancak bu tablo, Fransız toplumunun yalnızca daha sert güvenlik politikaları istediği anlamına gelmiyor. Hükümetin olayları yönetme biçimine yönelik eleştiriler de seçmen tepkisinin önemli bir parçasını oluşturuyor.

MÉLENCHON İÇİN DE RİSK VAR
Radikal solun temsilcisi Mélenchon, özellikle gençler ve sol seçmenler arasında destek kazanabilecek isimler arasında bulunuyor. Ancak sokaklardaki şiddet ile radikal sol arasında bağ kurulması, daha ılımlı seçmenlerin bu siyasi çizgiye mesafeli yaklaşmasına neden olabilir.
Ipsos araştırmasına göre katılımcıların yüzde 55’i Boyun Eğmeyen Fransa hareketinin tutumunun gerilimi artırdığını düşünüyor. Bu algı, şiddet olaylarının doğrudan bu hareket tarafından çıkarıldığını kanıtlamasa da Mélenchon’un daha geniş bir seçmen kitlesine ulaşmasını zorlaştırabilir.
Öte yandan merkez solda Raphaël Glucksmann, merkez sağda ise Édouard Philippe ve Bruno Retailleau gibi isimler de siyasi denklemde yer alabilir. Caner’in dikkat çektiği kısım; 2027 yarışının yalnızca Le Pen ve Mélenchon üzerinden okunmaması gerektiği.

İKİNCİ TURDA SEÇMENİN TERCİHİ BELİRLEYİCİ OLACAK
Fransa’da iki turlu seçim sistemi nedeniyle ilk turdaki oy oranları tek başına sonucu belirlemiyor. Farklı siyasi görüşlere sahip seçmenlerin ikinci turda nasıl bir tercih yapacağı, özellikle Le Pen ile Mélenchon’un karşı karşıya gelmesi durumunda önem kazanabilir.
Geçmiş seçimlerde aşırı sağa karşı oluşan ortak tutumun zayıflaması ihtimali, 2027 yarışını etkileyebilecek başlıklardan biri. Katılım oranı, boş veya geçersiz oylar ve seçmenlerin karşı bloktaki adayı destekleme konusundaki tutumu da sonucu değiştirebilir.
Uzmanın analizine göre protestoların gündeminde sosyal haklar, ücretler, barınma ve eğitim öne çıkarsa sol partiler güç kazanabilir. Yağma, kundaklama ve kamu düzeni tartışmaları ağırlık kazanırsa aşırı sağın güvenlik söylemi daha fazla karşılık bulabilir.
Macron’un 2017’de sağ-sol ayrımını aşma iddiasıyla iktidara geldiğini hatırlatan Caner, bugün geleneksel partilere duyulan güvensizliğin ve siyasi kutuplaşmanın seçmen davranışını etkileyebileceğini belirtiyor.
Caner, 2027 seçimlerinin temel tartışmasını şu sözlerle özetliyor:
“Fransız seçmeni ekonomik ve toplumsal kriz karşısında daha fazla sosyal adalet vaat eden bir siyasi yönetime mi, yoksa güvenlik ve devlet otoritesini önceleyen daha sert bir yönetim anlayışına mı yönelecek?”
Caner’in değerlendirmesinde kriz, 2027 seçimlerini etkileyebilecek önemli başlıklardan biri. Ancak aşırı sağın kazanacağı sonucuna varmak için henüz erken. İkinci turdaki seçmen tercihleri ve siyasi dengeler, Fransa’nın geleceğini belirleyebilir.




