+972 Magazine'in verilerine göre, 2024 yılındaki rekor sansür uygulamalarının ardından 2025'te de askeri istihbaratın müdahaleleri son 15 yılın en ağır seviyelerinde seyretti. Hükümete yakın medya organları imtiyazlı bir konumdayken, bağımsız gazetecilik ve basın özgürlüğü askeri yasaklar ve doğrudan hedef almalarla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
ORDU GÖLGESİNDE BASIN: 2025’İN SANSÜR BİLANÇOSU
İsrail yasaları, ulusal güvenlik kapsamına giren her türlü haberin yayınlanmadan önce askeri sansür makamına sunulmasını zorunlu kılıyor. 2025 verilerine göre, onay için sunulan 17 bin 176 haberden 753'ü tamamen engellenirken, 4 bin 974'ünün içeriği değiştirildi veya kırpıldı. Televizyon kanallarının stüdyolarında bizzat ordu temsilcilerinin denetim yaptığı bir ortamda, medyanın bir haberin sansürlendiğini dahi açıklaması kesinlikle yasak.

"DİNİ-SİYONİST" BÜROKRATLAR VE ÇİFTE STANDART
Sansür mekanizmasının başına, aşırı sağcı çizgideki hukuk bürokratlarının akrabalarının getirilmesi, uygulamalardaki taraflılığı belirginleştiriyor. Netanel Kula'nın göreve gelmesinin ardından Başbakan Netanyahu'nun ailevi meselelerine dair sızan bilgiler yayından kaldırılırken, iktidara yakınlığıyla bilinen Kanal 14’ün askeri istihbarat araçlarını ve muharebe planlarını ifşa etmesine rağmen hiçbir yaptırımla karşılaşmaması dikkat çekiyor. Bu tablo, sansürün sadece güvenlik değil, aynı zamanda siyasi kontrol aracı olarak kullanıldığına dair eleştirileri körüklüyor.
FİZİKİ TEHDİT: 250’DEN FAZLA GAZETECİ ÖLDÜRÜLDÜ
Resmi sansürün ötesinde, sahadaki gazeteciler için durum çok daha vahim bir boyuta ulaşmış durumda. Ekim 2023'ten bu yana Gazze, Lübnan, Yemen ve İran'da 250'yi aşkın gazeteci hayatını kaybederken, birçoğunun "çifte vuruş" taktiğiyle doğrudan hedef alındığı rapor ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria'da ise muhabirlere yönelik darp, tutuklama ve işkence vakaları, İsrail'in basın özgürlüğü endeksindeki düşüşünün tesadüf olmadığını gözler önüne seriyor.
ANA AKIM MEDYANIN "OTO SANSÜR" TERCİHİ
Sadece ordunun baskısı değil, İsrail'deki ana akım medya kuruluşlarının kendi tercihleriyle uyguladıkları oto sansür de basın bağımsızlığını baltalayan en büyük unsurlardan biri. Son iki buçuk yıldır, yasal bir engel bulunmamasına rağmen İsrail medyası Gazze'deki insani dramı, sivil kayıpları ve işlenen savaş suçlarını görmezden gelmeyi seçti. Bu durum, özgür basının sadece dışarıdan değil, kurumların içselleştirilmiş ideolojik kabulleriyle de kısıtlandığı bir dönemi temsil ediyor.




