ABD Başkanı Trump’ın Lübnan’daki saldırılara yönelik orantısız güç eleştirilerine ve Washington-Tahran hattında imzalanan barış zaptına meydan okuyan Netanyahu, Lübnan’daki askeri pozisyonlarını koruyacaklarını belirtti.
"İSRAİL ORDUSU LÜBNAN'DAN ÇEKİLMEYECEK"
Batı Şeria’daki bir etkinlikte konuşan İsrail Başbakanı Netanyahu, Lübnan topraklarında oluşturulan sözde "güvenlik bölgesi" üzerindeki askeri varlıklarının süreceğini net bir dille ifade etti. Kuzey sınırlarının güvenliğini gerekçe gösteren Netanyahu, İsrail askerlerinin stratejik bir ihtiyaç duyulduğu sürece bölgeden ayrılmayacağını belirtti. Bu açıklama, bölgedeki çatışmaların sonlandırılmasına yönelik uluslararası beklentilerin aksine İsrail'in işgalci tutumunu korumaya kararlı olduğunu gösteriyor.

ABD İLE "LÜBNAN" ÇELİŞKİSİ
Netanyahu'nun bu çıkışı, ABD Başkanı Donald Trump'ın G7 Zirvesi'nde yaptığı "Lübnan konusunda küçük bir anlaşmazlık yaşıyoruz" açıklamasıyla doğrudan ters düşüyor. Trump, İsrail'in Hizbullah’a yönelik operasyonlarında orantısız güç kullanmasını eleştirmiş ve tüm binayı yerle bir etme taktiğine karşı çıkmıştı. İsrail basını ise Tel Aviv yönetiminin Lübnan'daki mevcut işgal düzenini sürdürmek amacıyla ABD ile kapalı kapılar ardında yoğun bir müzakere trafiği yürüttüğünü iddia ediyor.
MUTABAKATA RAĞMEN GENİŞLEYEN İŞGAL
Dün gece ABD ve İran arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptı, Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmaların sona erdirilmesini ve Lübnan'ın toprak bütünlüğünün güvence altına alınmasını öngörüyordu. Ancak İsrail ordusu, bu mutabakata rağmen Lübnan topraklarının yaklaşık 10 kilometre içine uzanan bir "güvenlik bölgesi" oluşturduğunu gösteren yeni bir harita paylaştı. İşgalin genişletildiğine dair yapılan bu hamle, barış sürecinin saha uygulamalarında büyük engellerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
OPERASYONEL GEREKLİLİK Mİ, SİYASİ STRATEJİ Mİ?
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, bölgedeki konuşlanmanın tamamen "operasyonel gereklilikler" nedeniyle yapıldığı savunuluyor. Ancak analistler, Netanyahu'nun bu tutumunu, hem iç politikadaki konumunu tahkim etmek hem de bölgesel stratejilerinde elini güçlü tutmak için bir kaldıraç olarak kullandığını değerlendiriyor. Uluslararası toplumun tüm baskılarına rağmen İsrail’in işgali genişletmesi, barış mutabakatının bölgeye huzur getirme sürecini kritik bir sınavdan geçiriyor.




