İsrail merkezli Mako, UNIFIL’in 2026 sonunda görevini tamamlamasının ardından Güney Lübnan’da kurulabilecek yeni güvenlik mekanizmasına Türkiye’nin dahil olmasının Tel Aviv açısından dengeleri değiştirebileceğini yazdı. Analizde Türk askerlerinin bölgede konuşlanması halinde İsrail’in Güney Lübnan’daki operasyonel hareket alanının önemli ölçüde daralabileceği öne sürüldü.
İsrail basınındaki endişeyi büyüten ise Lübnan dosyasındaki gelişmelerin yalnızca askeri boyutla sınırlı olmaması. Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un Ankara ziyareti, Türkiye’nin Güney Lübnan’ın yeniden inşasına katılma isteği ve Beyrut’un GKRY ile yaptığı deniz yetki alanları anlaşmasını yeniden değerlendirebileceğine ilişkin iddialar birlikte okunduğunda, Ankara-Beyrut hattındaki yakınlaşmanın Doğu Akdeniz’den İsrail sınırına uzanan daha geniş bir jeopolitik denklem oluşturabileceği değerlendiriliyor.

"TÜRKİYE GAZZE VE SURİYE’DEN SONRA LÜBNAN’A YÖNELİYOR"
Tel Aviv merkezli Mako’nun analizinde Türkiye’nin son dönemde Ortadoğu’daki diplomatik ve güvenlik alanındaki görünürlüğüne dikkat çekildi. “Dinlenmeye vakit yok” ifadesinin kullanıldığı haberde, Ankara’nın Gazze ve Suriye’deki etkinliğinin ardından Lübnan dosyasına ağırlık vermeye başladığı ileri sürüldü.
İddiaya göre Türkiye, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) bölgedeki misyonunun tamamlanmasının ardından oluşturulabilecek yeni uluslararası güvenlik mekanizmasında yer almak istiyor. Ankara’nın bu yapıya yalnızca siyasi destek vermekle kalmayıp asker ve yetkililerle doğrudan katılabileceği öne sürülüyor.
Türkiye’nin böyle bir rol üstlenmesi halinde Güney Lübnan’daki güç dengelerinin değişebileceğini savunan İsrail basını, Tel Aviv yönetiminin Ankara’nın olası katılımına karşı çıkabileceğini belirtiyor.
![]()
TÜRK ASKERİ GÜNEY LÜBNAN’A GİDERSE DENGELER DEĞİŞEBİLİR
İsrail açısından meselenin en kritik boyutunu olası Türk askeri varlığı oluşturuyor. Mako’nun aktardığı değerlendirmelerde, Türkiye’nin Güney Lübnan’daki yeni güvenlik yapılanmasının parçası olması halinde İsrail’in bölgedeki askeri operasyonlarını gerçekleştirirken yeni bir faktörü hesaba katmak zorunda kalacağı savunuldu.
İsrail’in Hizbullah’a karşı düzenleyebileceği operasyonlarda Türk askerlerinin bulunduğu bölgelerin yeni bir diplomatik ve askeri hassasiyet yaratabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Türkiye’nin varlığının İsrail’in Güney Lübnan’daki hareket serbestisini sınırlandırabileceği iddia ediliyor.
İsrail basını açısından asıl mesele de tam olarak burada ortaya çıkıyor: UNIFIL’in yerine hangi mekanizmanın kurulacağından çok, bu mekanizma içerisinde Türkiye’nin ne kadar güç ve nüfuz sahibi olacağı.
UNIFIL GİDİYOR, GÜNEY LÜBNAN’DA YENİ GÜÇ MÜCADELESİ BAŞLIYOR
Binlerce uluslararası personelin görev yaptığı UNIFIL’in mevcut misyonunun 2026 yılı sonunda sona ermesi planlanıyor. İsrail uzun süredir BM gücünü Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki askeri yapılanmasını engellemekte yetersiz kalmakla suçlarken, UNIFIL sonrasında ortaya çıkacak güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği şimdiden bölgesel rekabetin konusu haline gelmiş durumda.
Lübnan yönetiminin önünde ise tek bir seçenek bulunmuyor. Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un açıklamalarına dayandırılan değerlendirmelerde Arap ve Müslüman ülkelerin katılacağı bir mekanizmadan Avrupa ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesine, hatta NATO desteğinin gündeme gelmesine kadar farklı modellerin değerlendirildiği belirtiliyor.
Ancak İsrail basınındaki haberlerde Türkiye’nin adı diğer ülkelerden ayrı bir yere konuluyor. Bunun temel nedeni olarak Ankara’nın Suriye, Gazze ve Doğu Akdeniz’de giderek artan siyasi ve güvenlik etkisi gösteriliyor.

ANKARA’NIN HEDEFİNDE SADECE GÜVENLİK YOK
Türkiye’nin Lübnan politikasının yalnızca askeri bir misyona indirgenemeyeceği de dikkat çekiyor. Ankara, Güney Lübnan’ın yeniden imarında görev almaya hazır olduğunu daha önce en üst düzeyde açıklamıştı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un 30 Temmuz’daki Ankara ziyaretinde Türkiye’nin Lübnan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteğini sürdüreceğini belirtmişti. Erdoğan ayrıca Lübnan Silahlı Kuvvetlerine verilen desteğin devam edeceğini ve Türkiye’nin Güney Lübnan’ın yeniden inşasına katkı sağlamaya hazır olduğunu açıklamıştı.
Daha önemlisi Erdoğan, UNIFIL sonrasında Lübnan’ın güvenliğinin ve egemenliğinin korunmasına yönelik oluşturulacak mekanizmalarda Türkiye’nin rol üstlemek istediğini açık şekilde dile getirmişti. İsrail basınında bugün tartışılan senaryonun arkasında da Ankara’nın bu iradesi bulunuyor.
17 YIL SONRAKİ ZİYARET DENGELERİ HAREKETLENDİRDİ
Aoun’un Ankara ziyareti bu nedenle yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel dengeler bakımından da dikkat çekmişti. Lübnan’dan Türkiye’ye yaklaşık 17 yıl sonra devlet başkanı düzeyinde gerçekleştirilen ilk resmi ziyaret olması, Ankara-Beyrut hattındaki yeni dönemin sembolik göstergelerinden biri olarak değerlendirilmişti.
Ziyaret sonrasında yaşanan gelişmeler ise dikkatleri bu kez Doğu Akdeniz’e çevirdi. Lübnan merkezli Al-Akhbar gazetesi, Beyrut yönetiminin 25 Kasım 2025’te Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını yeniden değerlendirebileceğini öne sürdü.
İddianın Aoun’un Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gündeme gelmesi özellikle dikkat çekti. Türk ve Lübnanlı kaynaklara dayandırılan değerlendirmelerde Ankara’nın, Beyrut’un Türkiye ile istişare gerçekleştirmeden GKRY ile deniz yetki alanı anlaşmasına gitmesinden rahatsız olduğu ileri sürülmüştü.

DOĞU AKDENİZ’DEN İSRAİL SINIRINA UZANAN YENİ HAT
Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye-Lübnan yakınlaşmasının yalnızca Güney Lübnan’a asker gönderilmesi tartışmasından ibaret olmadığı görülüyor. Bir tarafta Lübnan ordusuna destek ve Güney Lübnan’ın yeniden inşası, diğer tarafta UNIFIL sonrası güvenlik yapılanması ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları bulunuyor.
Ankara’nın bu başlıklarda daha aktif hale gelmesi, Türkiye’nin Suriye’den Doğu Akdeniz’e ve Lübnan-İsrail sınırına kadar uzanan geniş bir coğrafyada diplomatik ağırlığını artırması anlamına gelebilir. İsrail basınındaki endişenin temelinde de Türkiye’nin bu alanları birbirinden bağımsız dosyalar yerine daha geniş bir bölgesel stratejinin parçaları olarak kullanabileceği düşüncesi bulunuyor.
TEL AVİV’İN ASIL ENDİŞESİ: TÜRKİYE İSRAİL’İN KAPISINA MI GELİYOR?
Türkiye’nin Güney Lübnan’da askeri varlık oluşturacağı henüz kesinleşmiş değil ve Ankara tarafından bu yönde alınmış resmi bir konuşlandırma kararı bulunmuyor. Ancak ihtimalin dahi İsrail basınında geniş şekilde tartışılması, iki ülke arasındaki bölgesel rekabetin ulaştığı noktayı gösteriyor.
Çünkü Güney Lübnan herhangi bir nüfuz sahası değil; doğrudan İsrail sınırına uzanan ve yıllardır Hizbullah-İsrail çatışmasının merkezinde bulunan son derece hassas bir bölge. Türk askerinin burada uluslararası bir mekanizma içerisinde dahi kalıcı şekilde bulunması, Ankara’yı İsrail’in kuzey sınırındaki güvenlik denkleminin doğrudan aktörlerinden biri haline getirebilir.
Bu nedenle Tel Aviv açısından tartışma artık yalnızca “UNIFIL’in yerini kim alacak?” sorusundan ibaret değil. İsrail basınının satır aralarında giderek daha belirgin hale gelen esas soru çok daha büyük: Gazze ve Suriye’de etkinliğini artıran Türkiye, şimdi de Lübnan üzerinden İsrail’in hemen yanı başında kalıcı bir güç haline mi geliyor?



