Katz, aynı zamanda ABD ile İran arasında yürütülen diplomatik süreçlere değinerek, İsrail'in İran'ın nükleer kapasitesini engelleme konusunda "bağımsız hareket etme" hakkını saklı tuttuğunu ve orduya bu yönde hazırlık talimatı verdiğini duyurdu.
"İŞGAL BÖLGELERİNDE VARLIĞIMIZ SÜRECEK"
İsrail'in güvenlik stratejisi kapsamında stratejik öneme sahip bölgelerde kalıcı olacağına işaret eden Katz, özellikle Suriye sınırındaki güvenlik bölgesi ve Lübnan'daki varlıklarının devam edeceğini belirtti. Bakan, Batı Şeria'daki mülteci kamplarına yönelik operasyonların ise "ihtiyaç duyulması halinde" artabileceğini ifade ederek, bölgedeki baskı politikalarının süreceği mesajını verdi.
İRAN İLE MÜZAKERELERDE "KIRMIZI ÇİZGİ" VURGUSU
ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile yürüttüğü nükleer müzakerelere ilişkin beklentilerini dile getiren Katz, anlaşmanın sadece nükleer silahları değil, balistik füze programını ve vekil güçleri de kapsaması gerektiğini savundu. İsrail'in bu ilkelerin arkasında durulmasını beklediğini ifade eden Bakan, sürecin İsrail'in güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olması gerektiğini belirtti.

"BAĞIMSIZ HAREKET ETMEYE HAZIRLANIYORUZ"
İran'ın nükleer kapasitesini bir varoluşsal tehdit olarak tanımlayan İsrail yönetimi, diplomasiye rağmen kendi savunma doktrinini ön planda tutuyor. Katz, Başbakan Netanyahu ile birlikte orduya, uluslararası anlaşmalardan bağımsız olarak İran'ın nükleerleşmesini önlemek adına gerekli her türlü operasyonel hazırlığı yapma talimatı verdiklerini açıkladı.
BÖLGESEL GERİLİMDE YENİ DÖNEM
İsrail'in bu açıklamaları, ABD'nin Orta Doğu'daki diplomatik yoğunluğuna rağmen askeri pozisyonunda bir yumuşamaya gitmeyeceğinin göstergesi olarak değerlendiriliyor. Tel Aviv'in özellikle "bağımsız hareket etme" vurgusu, bölgedeki jeopolitik dengelerin, yürütülen diplomatik görüşmelerden bağımsız olarak askeri riskler barındırmaya devam edeceğini ortaya koyuyor.



