Gürkan, misyonlarından bahsederek işlerindeki altyapıyı şöyle aktardı: “Piyasada ne zaman işler sıkışsa, kahvehane köşelerinden en şık yönetim kurulu masalarına kadar hep o bildik nakarat yükselir: 'Hükümet muslukları kıstı, bankalar kredi vermiyor.' Oysa madalyonun diğer yüzü çok daha farklı. Hiçbir ekonomi yönetimi, sistemin ana damarı olan üreticiyi kasten kredisiz bırakmaz; bu kendi ayağına sıkmak demektir. Buradaki asıl düğüm kaynağın yokluğu değil, o kaynağa ulaşmaya çalışanların ellerindeki "yanlış haritalar".

'BİLANÇO VAR, KREDİ YOK!'
Gürkan, net kazanımlara değinerek şu sözlerle devam etti: “Akademik kitaplara bakarsanız, bir işletmenin kredi alması için "şeffaflık" yeterlidir. Ama Türkiye’nin ticarî gerçekliğinde işler pek öyle yürümüyor. Pek çok patron, başarısını bilançonun altındaki o "net kâr" rakamıyla ölçme yanılgısına düşüyor. Bilmiyorlar ki o rakamlar, bazen sadece mahir bir muhasebecinin kaleminden çıkan birer illüzyondan ibaret.
Şunu artık kabul edelim: Defterde kâr görmek, o işletmenin nakit akışının sağlıklı olduğu ya da yarın yeni bir yatırımı yönetebileceği anlamına gelmez. Kağıt üstündeki rakamlar sadece geçmişin muhasebesidir; oysa bankadan istenen kredi, işletmenin geleceğini satın almak içindir. Geçmişin gölgesinde gelecek inşa edilemez.”
‘TEORİ TOZLU RAFLARDA, PRATİK SAHADA KALIYOR’
Gürkan, “Burada iğneyi biraz da bankalara batıralım. Finans dünyası, uzun zamandır o meşhur "skor kart" ve "rasyo" kıskacına hapsolmuş durumda. Bankacı, işletmenin bacası tütüyor mu diye bakacağına, sadece önüne konan dosyadaki kutucukları işaretliyor. Oysa gerçek piyasa istihbaratı soğuk rakamlardan değil; o firmanın piyasadaki itibarından, iş yapma iştahından ve esnaflık geleneğinden beslenir.
Bankalar artık kağıt parçalarındaki bilançolara hapsolmayı bırakıp, reel piyasanın nabzını tutmak zorunda. Dosyadaki statik veriler yüzünden, devasa potansiyeli olan bir üreticiye "riskli" damgası vurup kapıdan çevirmek, sadece o firmaya değil ekonomiye de ihanettir. Finans dünyası, o steril ofislerinden çıkıp sahadaki üretim gücünü analiz edecek bir vizyona kavuşmalı” değerlendirmesini yaptı.
Gürkan, “Geldiğimiz nokta bir paradoks: Bankalar doğru firmaya ulaşamıyor, doğru işletmeler ise yanlış kapılarda vakit kaybediyor. Bu verimsiz döngüyü kırmanın yolu belli:
Bankalar için: Dosya takibinden çıkıp, gerçek risk ve portföy analizine dayalı bir saha vizyonu.
İşletmeler için: Piyasa gerçeklerine yaslanan, "kağıt üstü" değil, gerçekçi bir yol haritası.
Artık teorik engellerle vakit kaybetme lüksümüz yok. Finans dünyasında güvenli ve sağlam köprüler kurmak zorundayız. Ve bu yapısal dönüşümde en büyük iş yükü, o muslukların başında duran finans sektörünün omuzlarındadır” şeklinde konuşarak sektörün rolünü ve görüşlerini farklı temalara dokunarak belirtti.



