Rusya-Ukrayna savaşında diplomasi yeniden gündeme gelirken Kremlin’den gelen müzakere mesajı, olası bir barış anlaşmasının kapsamına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. Rusya, ABD ve Ukrayna arasında üçlü görüşmelerin 10 Kasım civarında yeniden başlayabileceği yönündeki açıklamayı değerlendiren Dumlupınar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin İnaç, sürecin yalnızca savaşı sona erdirmekle sınırlı kalmayabileceğine dikkat çekti.
Türkinform muhabiri Pelin Zengin’in sorularını yanıtlayan İnaç’a göre ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya ile ilişkileri geliştirme girişimleri, ekonomik yaptırımların geleceği ve Çin’in bölgesel politikaları olası bir uzlaşmanın temel başlıkları arasında yer alıyor. Bu çerçevede Ukrayna ve İran meseleleri, büyük güçlerin küresel çıkarlarını yeniden şekillendirecek daha geniş bir pazarlığın parçası hâline gelebilir.

YALTA KONFERANSI’NI ANDIRAN BİR ZİRVE Mİ?
Trump’ın Moskova ile ilişkileri geliştirmeye yönelik adımlarına dikkat çeken İnaç, yaptırımların gevşetilmesi veya ertelenmesi ve Putin’le yeni bir görüşme ihtimalinin diplomatik süreci etkileyebileceği görüşünde. Ona göre olası zirve, yalnızca ateşkes koşullarının ele alındığı bir toplantı olmaktan çıkıp küresel güç dengelerinin yeniden tartışıldığı bir zemine dönüşebilir.
İnaç, bu ihtimali İkinci Dünya Savaşı’nın son döneminde düzenlenen Yalta Konferansı’na benzeterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Dolayısıyla bu zirve, geçmişteki Yalta Konferansı’nı andırır bir şekilde dünyanın yeniden paylaşımını beraberinde getirebilecek bir nitelik taşıyabilir.”
Rusya’nın savaşı sürdürme kapasitesinin zorlandığını, Ukrayna’nın ise ABD desteğinin azalmasıyla daha güç bir tabloyla karşı karşıya kaldığını düşünen İnaç, Trump’ın bu koşulları diplomatik çözüm arayışında kullanabileceğini öngörüyor. Ancak olası bir anlaşmanın kapsamını, tarafların masaya getireceği talepler belirleyecek.

UKRAYNA’NIN TOPRAKLARI PAZARLIK KONUSU OLABİLİR
Olası anlaşmanın en hassas başlıklarından biri Ukrayna’nın toprak bütünlüğü. İnaç, Rusya’nın işgal ettiği bölgelerin statüsünün müzakerelerde belirleyici olabileceğini ve Moskova’ya sunulacak ekonomik imkânların uzlaşma arayışında kullanılabileceğini düşünüyor.
Senaryosunu çarpıcı bir ifadeyle anlatan İnaç, “Ukrayna’yı ciddi bir pazarlık masası hâline Trump getirecek ve tabiri caizse ‘Ukrayna’nın üstü senin, altı benim olsun’ diyecektir” değerlendirmesinde bulundu.
Bu yaklaşım, Rusya’nın kontrolündeki bazı bölgelerin statüsünün anlaşma karşılığında gündeme gelebileceği ihtimaline dayanıyor. Ancak söz konusu değerlendirme, tarafların kabul ettiği kesinleşmiş bir plan değil; olası gelişmelere ilişkin bir öngörü niteliği taşıyor.

İRAN DOSYASI DA MASAYA GELEBİLİR
İnaç’ın analizinde Ukrayna’nın yanı sıra İran da öne çıkıyor. Rusya-Ukrayna savaşında sağlanabilecek bir uzlaşmanın, ABD ile İran arasındaki gerilimin çözümünü de etkileyebileceğini belirten İnaç, Moskova ve Pekin’in Tahran üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Rusya ve Çin’in İran’a sağladığı askerî ve teknolojik desteğin kesilmesinin, Tahran’ın füze kapasitesini ve bölgedeki hareket alanını sınırlayabileceğini söyleyen İnaç, böyle bir gelişmenin Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin azalmasına ve Husilerle bağlantılı sorunların çözümüne katkı sunabileceğini belirtti.
Bu senaryoda İran meselesi, yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu olmaktan çıkarak büyük güçler arasındaki pazarlığın bir parçasına dönüşebilir. Ancak bunun gerçekleşmesi, Rusya ve Çin’in tutumuna ve tarafların atacağı somut adımlara bağlı.
AVRUPA DENGE DIŞINDA MI KALACAK?
Olası bir uzlaşmanın Avrupa’nın uluslararası sistemdeki konumunu da etkileyebileceğini düşünen İnaç, Trump yönetiminin Avrupa’yı ekonomik ve siyasi açıdan bir yük olarak gördüğü değerlendirmesini paylaştı. ABD’nin Rusya ile ilişkilerini normalleştirmesi ve Çin’le ticari anlaşmalara yönelmesi hâlinde Avrupa’nın pazarlık sürecinde geri planda kalabileceğini ifade etti.
Böyle bir tablonun Avrupa’nın güvenlik ve ekonomi politikalarını yeniden gözden geçirmesine yol açabileceği değerlendiriliyor. İnaç’ın senaryosunda ABD, Rusya ve Çin arasındaki olası uzlaşma, Avrupa’nın karar süreçlerindeki etkisini azaltabilecek bir güç dengesi değişimini de beraberinde getirebilir.

“EN BÜYÜK KAZANCI ÇİN SAĞLAYABİLİR”
Olası anlaşmadan en fazla yarar sağlayabilecek ülkelerden birinin Çin olabileceğini düşünen İnaç, Pekin’in nadir elementler, yapay zekâ, çip teknolojileri, gümrük vergileri ve ticaret kotaları gibi alanlarda ABD ile yaşadığı sorunlara işaret etti.
Rusya-Ukrayna savaşı ve İran merkezli gerilimlerin çözümüne yönelik bir uzlaşmanın, Çin’in ekonomik ve stratejik çıkarları açısından yeni fırsatlar yaratabileceğini savunan İnaç, Tayvan meselesinin de bu pazarlıkta gündeme gelebileceği görüşünde.
Bu senaryoda üç büyük gücün kendi çıkarlarını gözeten bir uzlaşmaya yönelebileceğini belirten İnaç, ortaya çıkabilecek tablonun Yalta Konferansı’nı hatırlatabileceğinin altını çizdi.
KALICI BARIŞ MÜMKÜN MÜ?
Rusya-Ukrayna savaşı ile İran merkezli çatışmaların ekonomik maliyetleri ve doğal kaynakların yönetimi üzerindeki etkileri, savaşların sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. İnaç, askerî mücadelenin devam etmesinin tek başına kalıcı barış getirmeyeceği görüşünde.
Olası çözümün üç büyük gücün uzlaşmasından geçebileceğini düşünen İnaç, “Savaşın devamı yoluyla bir barışa ulaşılamayacağı anlaşıldığından dolayı ancak bu üç gücün bir araya gelmesiyle nihai barışın ve kalıcı bir ateşkesin sağlanması söz konusu olabilecektir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Kremlin’in müzakerelere ilişkin mesajı diplomatik temas ihtimalini gündeme taşısa da henüz kalıcı barışın sağlanacağı anlamına gelmiyor. Önümüzdeki süreçte görüşmelerin başlayıp başlamayacağı, tarafların hangi koşullarda uzlaşabileceği ve olası bir anlaşmanın Ukrayna’nın yanı sıra İran ile Avrupa’yı nasıl etkileyeceği belirleyici olacak.





