Sınav dönemleri, öğrenciler için yalnızca akademik bir değerlendirme süreci değil, aynı zamanda yoğun psikolojik baskının da hissedildiği bir dönem olarak öne çıkıyor. Gelecek kaygısı, aile beklentileri ve rekabet ortamı ile birleşen sınav stresi, öğrencilerin hem zihinsel hem de fiziksel sağlığını etkileyebiliyor.
Sınav dönemlerinde öğrencilerde artan kaygıya ilişkin Türkinform muhabiri Sümeyye Aksu’ya değerlendirmelerde bulunan Psikolog Dilara Ocak, stresin temelinde beynin “tehdit algısı” mekanizmasının bulunduğunu ifade etti.
Ocak, öğrencilerin sınavı yalnızca bir bilgi ölçme aracı olarak değil, hayatlarının yönünü belirleyecek kritik bir eşik olarak gördüklerinde stres hormonlarının devreye girdiğini ve sürekli tetikte kalma halinin oluştuğunu vurguladı.
KAYGIYI ARTIRAN BİLİŞSEL VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER
Ocak, sınav kaygısının temel bilişsel kaynakları arasında ‘Ya başarısız olursam?’, ‘Ailemi hayal kırıklığına uğratırsam?’ gibi felaketleştirme eğilimlerinin yer aldığını belirtti. Çevresel faktörlere de dikkat çeken Ocak, yüksek aile beklentileri, akran kıyaslamaları, rekabetçi eğitim ortamı ve sosyal medyada başarı odaklı içeriklere maruz kalmanın kaygıyı artırdığını ifade etti.
KAYGI NE ZAMAN RİSK HALİNE GELİYOR?
Belirli düzeyde kaygının performansı artırabileceğini belirten Ocak, kaygının işlevsellikten çıktığı noktada bazı uyarı işaretlerinin ortaya çıktığını söyledi.
Ocak, buna göre öğrencinin bildiği konuları sınavda hatırlayamaması, sürekli başarısızlık senaryoları kurması, ders çalışsa bile yetersizlik hissinin devam etmesi, uyku ve iştah düzeninde değişiklikler yaşaması ve çalışmaktan kaçınma davranışları sergilemesinin, kaygının artık performansı düşüren bir düzeye ulaştığını gösterdiğini ifade etti.
Ocak, bu noktada yalnızca “rahat ol” telkininin yeterli olmadığını, düşünce kalıplarının ele alınması ve gerekirse profesyonel destek alınması gerektiğini ifade etti.
ETKİLİ BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ
Ocak, sınav stresinin yönetilebilir hale gelmesi için bilimsel yöntemlere dikkat çekerek, planlı ve düzenli çalışmanın en temel faktörlerden biri olduğunu belirtti. Belirsizliğin kaygıyı artırdığına vurgu yapan Ocak, düzenli çalışma planı oluşturmanın, nefes egzersizleri yapmanın, yeterli ve kaliteli uyku düzeni sağlamanın, fiziksel aktiviteyi artırmanın, dikkat ve farkındalık çalışmaları uygulamanın ve olumsuz düşünceleri fark ederek daha gerçekçi alternatiflerle değiştirme becerisinin sınav kaygısıyla baş etmede etkili yöntemler olduğunu kaydetti.
Ocak, hedefin kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, onu yönetilebilir seviyeye indirmek olduğunu belirterek, “Amaç kaygısız olmak değil, kaygıya rağmen performans gösterebilmektir” değerlendirmesinde bulundu.




