Milli İstihbarat Akademisi (MİA) tarafından hazırlanan "Çip Savaşları ve Nadir Toprak Elementleri" adlı analizde, çiplerin sadece teknolojik ürünler olmadığı; ekonomik güvenlik, dijital egemenlik ve uluslararası güç dengelerinde stratejik araçlar olarak kritik bir rol üstlendiği vurgulanmıştır. Çalışma, küresel çip üretim zincirinin belirli ülkelerde yoğunlaşmasının stratejik bağımlılıkları artırdığına dikkat çekerken, ABD ve Çin arasındaki çok katmanlı çip rekabetinin nadir toprak elementleri gibi kritik ham maddelerle ilişkilendirildiği kaydedilmiştir. Ayrıca, çip üretimi ve tedarikinde Türkiye için gerçekçi stratejik fırsatlara işaret eden analiz, sürdürülebilir ve dayanıklı bir tedarik mimarisinin önemini ortaya koymaktadır.

Analiz, çipleri yalnızca teknolojik bir ürün olarak değil, ekonomik güvenlik, dijital egemenlik ve uluslararası güç dengeleriyle sıkı şekilde bağlantılı stratejik bir alan olarak değerlendirmektedir. Çip üretiminin tasarım, üretim, test ve paketleme gibi birçok aşamanın koordinasyonuyla yürütülen karmaşık bir süreç olduğu vurgulanmaktadır.

"Bal Tuzağı" dolandırıcılığına 19 gözaltı
"Bal Tuzağı" dolandırıcılığına 19 gözaltı
İçeriği Görüntüle

Küresel çip üretim zincirinin ABD, Tayvan, Güney Kore, Çin, Japonya ve Hollanda gibi ülkelere yoğunlaştığı belirtilmekte, bu durumun verimliliği artırsa da ülkeler arası stratejik bağımlılıkları beraberinde getirdiği ifade edilmektedir. 2020-2023 yılları arasında yaşanan küresel çip krizi, sistemin kırılganlığını gözler önüne sermiştir. Bu kriz sonrası ABD, 2022’de iç üretimi artırmak üzere yeni yasalar yürürlüğe koyarken, Çin de devlet destekli yerli üretim güçlendirme adımları atmıştır.

Analiz, ABD ve Çin arasındaki çip savaşlarının çok katmanlı ve stratejik boyutlar içerdiğini ortaya koymaktadır. Rekabet, standart belirleme, tasarım yazılımı, ekipman tedariki ve kritik ham madde erişimi gibi geniş alanlara yayılmıştır. Çin’in nadir toprak elementleri üretimi ve rafinajındaki üstünlüğü, çip savaşlarını jeopolitik bir düzleme taşımaktadır. Yarı iletkenlerin ulusal güvenlik, dış politika esnekliği ve kurumsal kapasiteyle iç içe geçtiği ve çiplerin artık sadece teknik değil politik strateji nesneleri haline geldiği vurgulanmaktadır.

Çip üretiminde kullanılan nadir toprak elementleri, galyum ve germanyum gibi kritik girdilerin tedarik zinciri güvenliği açısından önemine işaret edilen analizde, bu girdilerin çiplerin yanı sıra üretim makinelerinde de temel rolü olduğuna dikkat çekilmiştir. Çin hakimiyetinde bulunan bu girdilere yönelik ihracat kısıtlamalarının maliyetleri yükseltebileceği, üretim sürelerini uzatabileceği belirtilerek ülkelerin "en az iki tedarikçi ve iki coğrafya" ilkesine dayalı çeşitlendirme stratejileri geliştirdiği ifade edilmektedir.

Tayvan merkezli TSMC firmasının olası üretim kesintilerinin elektronik sektörünün yanı sıra diğer sektörler üzerinde de olumsuz etkileri olabileceği aktarılmıştır. Bu nedenle "Tayvan+1" stratejisiyle üretimin farklı ülkelere kaydırılması uluslararası sistemde öne çıkan bir eğilim olarak tanımlanmıştır. Kısa vadede üstünlüğün üretim kapasitesinden çok, dayanıklı ve hızlı adapte olunabilen sistemlerle belirleneceği kaydedilmiştir.

Türkiye açısından ise ileri çip üretim hattı kurmaktan ziyade güçlü olunabilecek aşamalara odaklanmanın daha gerçekçi olduğu belirtilmiş, çip tasarımı, ileri paketleme ve test altyapılarının geliştirilmesinin önemine değinilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin sahip olduğu nadir toprak elementleri kaynaklarının yerel olarak ayrıştırılması ve kalıcı mıknatıs gibi katma değerli ürünlere dönüştürülmesinin stratejik avantaj sağlayacağı ifade edilmiştir. Avrupa Birliği ile standardizasyon ve sertifikasyon uyumu sağlanmasının ise Türkiye'yi kıta pazarına yakın ve güvenilir bir tedarik ortağı konumuna getireceği vurgulanmıştır.

Analizde, uzun vadeli tedarik anlaşmaları, çevresel izinlerin öngörülebilir yönetimi ve geri dönüşüm kapasitesinin artırılmasının tamamlayıcı unsurlar olarak önerildiği belirtilmiştir. Türkiye için önerilen stratejik konumlanma; çip tasarımında yetkin, test ve paketlemede güçlü, nadir toprak elementleri tedarikinde dayanıklı bir yapının inşası şeklinde özetlenmiştir.

Son olarak, analizde çip üretiminde "sıfır bağımlılık" hedefinin gerçekçi olmadığı, bunun yerine çeşitlendirme, yerli işleme kapasitesi, geri dönüşüm ve stratejik stok yönetimini içeren dört ayaklı bir "dayanıklılık mimarisi" önerilmiştir. Tedarik zincirindeki aksaklıkların tüm sistemi etkileyebileceği ve bu mimaride zorunlu asgari stoklar, çevresel etkileri gözeten ayrıştırma yatırımları ve uzun vadeli alımların önemli olduğu vurgulanmaktadır. Kritik kimyasallar, ileri paketleme malzemeleri ve yüksek saflıkta gazların tedarik stratejilerinin vazgeçilmez olduğu; bu yapıların teknik, siyasi ve çevresel sürdürülebilirlik kriterleriyle de uyumlu olması gerektiği belirtilmiştir.

Türkiye'nin çip stratejilerindeki konumunun, giderek artan kaynak siyasetiyle iç içe geçtiği ve bu alanda etkin rol almasının bölgesel gücünü artıracağı ifade edilmiştir. Sonuçta, tedarik güvenliğinin çip politikasının merkezine alınmasının kaçınılmaz olduğu değerlendirilmiştir.

Kaynak: Haber Merkezi