Karanlık madde ve karanlık enerjinin doğasından binlerce yeni ötegezegene kadar çok sayıda kozmik bilinmezin peşine düşecek Roman, elde edeceği verilerle evrene ilişkin mevcut bilimsel modelleri de en ciddi sınavlarından biriyle karşı karşıya bırakacak.

Yaklaşık 12 metre yüksekliğindeki yeni nesil gözlemevi, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden SpaceX’in Falcon Heavy roketiyle yerel saatle 07.26’da fırlatıldı. On yılı aşkın süren çalışmalar sonucunda geliştirilen ve maliyeti 4 milyar doları aşan teleskop, NASA’nın yeni amiral gemisi uzay gözlemevlerinden biri olacak.

ABD Başkanı Donald Trump da fırlatmanın ardından NASA’nın düzenlediği basın toplantısına telefonla katılarak kurumu tebrik etti. Trump, Roman’ın uzaya gönderilmesini “Amerika’nın altın çağı” olarak nitelendirdiği dönemin başarılarından biri olarak değerlendirdi.

HUBBLE’IN “ANNESİNİN” ADINI TAŞIYOR

Teleskop adını, NASA’nın ilk baş astronomu olan ve Hubble Uzay Teleskobu’nun hayata geçirilmesindeki öncü rolü nedeniyle “Hubble’ın annesi” olarak anılan ABD’li gökbilimci Nancy Grace Roman’dan aldı.

Hubble’ın gözlemleri evrenin genişlemesine ilişkin bilim dünyasının anlayışını kökten değiştirirken, Roman’ın görevi bu mirası daha ileriye taşımak olacak. Yeni teleskop özellikle evrenin büyük bölümünü oluşturduğu düşünülen ancak doğrudan gözlemlenemeyen karanlık madde ve karanlık enerjinin doğasını araştıracak.

NASA Yöneticisi Jared Isaacman, teleskobun sağlayacağı bilimsel kapasiteyi “Roman, Dünya’ya evrenin yeni bir atlasını sunacak” sözleriyle ifade etmişti.

Hubble N G C4388 Potw2550A

HUBBLE’DAN 100 KATTAN FAZLA GENİŞ ALANI GÖRECEK

Roman’ın en önemli özelliklerinden biri, Hubble’dan 100 katın üzerinde daha geniş bir görüş alanına sahip olması. Bu özellik teleskobun gökyüzünün çok büyük bölgelerini kısa süre içerisinde taramasına ve daha önce mümkün olmayan büyüklükte astronomik veri setleri oluşturmasına imkân sağlayacak.

James Webb Uzay Teleskobu daha dar bölgeleri son derece yüksek hassasiyetle incelerken Roman, geniş gökyüzü taramalarına odaklanacak. İki gözlemevinin birbirini tamamlayan özellikleri sayesinde Roman tarafından belirlenen ilgi çekici hedefler, daha sonra Webb gibi yüksek hassasiyetli teleskoplarla ayrıntılı olarak incelenebilecek.

DÜNYA’DAN 1,5 MİLYON KİLOMETRE UZAKTA ÇALIŞACAK

Roman, Dünya’dan yaklaşık 1,5 milyon kilometre uzaklıktaki gözlem noktasına doğru yolculuğunu sürdürecek. Teleskobun çalışma bölgesine ulaşmasının yaklaşık 100 gün sürmesi bekleniyor.

Kızılötesi gözlem yeteneğine sahip teleskop, milyarlarca yıl önce yıldız ve galaksiler tarafından yayılan ışığı yakalayabilecek. Böylece bilim insanları evrenin geçmiş dönemlerini inceleyerek galaksilerin oluşumu ve kozmik yapıların zaman içerisinde nasıl değiştiğini çok daha ayrıntılı biçimde gözlemleyebilecek.

Nasa-5

BİNLERCE YENİ GEZEGEN KEŞFEDEBİLİR

Roman’ın görevleri yalnızca uzak galaksiler ve evrenin yapısıyla sınırlı olmayacak. NASA, teleskobun görev süresi boyunca binlerce yeni ötegezegen keşfetmesini ve Güneş Sistemi dışındaki gezegen sistemlerine ilişkin bugüne kadarki en kapsamlı veri tabanlarından birini oluşturmasını bekliyor.

Teşkilat'ta yaprak dökümü bitmiyor: Kadroya sürpriz isim dahil oldu!
Teşkilat'ta yaprak dökümü bitmiyor: Kadroya sürpriz isim dahil oldu!
İçeriği Görüntüle

Roman Teknik Müdürü Dave Content, görev sonucunda şimdiye kadar hazırlanan en büyük gök cismi kataloglarından birinin ortaya çıkacağını belirtti. Elde edilecek veriler, Güneş Sistemi’ne benzeyen gezegen sistemlerinin Samanyolu’nda ne kadar yaygın olduğunun anlaşılmasına da yardımcı olacak.

Roman’ın ayrıca büyük kütleli yıldızların yaşamlarının sonunda meydana gelen on binlerce süpernova patlamasını tespit etmesi bekleniyor. Bu gözlemler, evrenin genişleme hızının farklı dönemlerde nasıl değiştiğinin belirlenmesinde önemli rol oynayacak.

EVRENİN YÜZDE 95’LİK BİLİNMEYENİNİN PEŞİNE DÜŞECEK

Görevin en büyük bilimsel hedeflerinden biri karanlık madde ve karanlık enerjinin doğasının anlaşılması olacak. Bilim insanları bu iki olgunun birlikte evrenin yaklaşık yüzde 95’ini oluşturduğunu düşünüyor ancak her ikisinin de gerçek doğası hâlâ modern fiziğin en büyük bilinmezleri arasında bulunuyor.

Karanlık maddenin galaksilerin ve büyük kozmik yapıların bir arada tutulmasında önemli rol oynadığı düşünülürken, karanlık enerji ise evrenin genişlemesinin hızlanmasıyla ilişkilendiriliyor. Roman, milyarlarca galaksinin dağılımını ve uzak süpernovaları inceleyerek bu görünmez yapıların evren üzerindeki etkilerini ölçmeye çalışacak.

Nasa

EVRENİN STANDART MODELİ SINAVA GİRECEK

Roman’ın sağlayacağı verilerin en önemli sonuçlarından biri ise modern kozmolojinin temel modellerinin doğruluğunun sınanması olabilir. Son yıllarda yapılan bazı gözlemler, evrenin genişleme tarihinin mevcut modellerin öngördüğünden farklı olabileceğine ilişkin tartışmaları güçlendirdi.

Roman’ın baş proje bilimcisi Julie McEnery, son bulguların evrene ilişkin standart modelde eksikler bulunabileceğine işaret ettiğini belirtti. Roman’ın sağlayacağı yüksek hassasiyetli verilerin mevcut modelin doğru olup olmadığını çok daha güçlü biçimde test etmelerine olanak sağlayacağını vurgulayan McEnery, modelin yetersiz kalması halinde alternatif açıklamaların birbirinden ayrılabileceğini ifade etti.

ROMAN, EUCLID VE RUBIN BİRLİKTE EVRENİ TARAYACAK

Roman’ın gözlemleri Avrupa Uzay Ajansı’nın Euclid uzay teleskobu ve Şili’deki Vera C. Rubin Gözlemevi tarafından yürütülen geniş ölçekli gökyüzü araştırmalarıyla da bir araya getirilecek. Farklı dalga boylarında ve farklı yöntemlerle elde edilen verilerin karşılaştırılması, bilim insanlarının evrenin yapısını çok daha ayrıntılı biçimde incelemesini sağlayacak.

Üç büyük gözlemevinden elde edilecek sonuçlar özellikle karanlık enerji, galaksilerin dağılımı ve evrenin genişleme tarihinin anlaşılmasında kritik önem taşıyacak. Bulguların mevcut kozmolojik modellerle uyuşmaması halinde modern fiziğin temel kabullerinden bazılarının yeniden değerlendirilmesi gerekebilecek.

Nasa Bennu Astereoidi

HER GÜN 1,3 TERABAYT VERİ GÖNDERECEK

Roman’ın geniş görüş alanının beraberinde getirdiği en büyük zorluklardan biri ise üreteceği devasa veri miktarı olacak. Teleskobun her gün yaklaşık 1,3 terabayt bilimsel veri üretmesi bekleniyor.

NASA, Roman’dan elde edilen verileri yalnızca belirli araştırma ekiplerine değil, bilim dünyasının tamamına açmayı planlıyor. Böylece dünyanın farklı ülkelerinden araştırmacılar teleskobun gözlemlerini kullanarak kendi çalışmalarını gerçekleştirebilecek.

Bilim insanlarının Roman’dan en büyük beklentilerinden biri ise henüz öngörülmeyen keşifler. McEnery, teleskobun en heyecan verici bilimsel sonucunun bugün araştırmacıların tahmin dahi edemediği bir bulgu olmasını beklediğini belirterek, Roman’ın gelecekteki uzay görevlerinin peşinden gideceği tamamen yeni sorular ortaya çıkarabileceğine dikkat çekti.

Kaynak: Haber Merkezi