Vatandaşların dürüstlük, empati ve toplumsal güven duygularını ölçmek amacıyla Türkinform olarak sokak ortasına adeta "dev bir vicdan terazisi" kurduk. Yoldan geçen her yaştan ve kesimden insana "Yolda cüzdan bulsanız ne yapardınız?" ve "Sizin cüzdanınız kaybolsa, içi dolu şekilde size geri döner mi?" soruları sorduk. Verilen cevaplar, toplumun bir yandan kendi dürüstlüğüne olan sarsılmaz inancını yansıtırken, diğer yandan diğer insanlara karşı duyduğu derin şüpheleri ve güven eksikliğini bizlere aktardı.
VATANDAŞLARIN TESLİM ETME EĞİLİMİ VE EMPATİ DUYGUSU
Mikrofon uzatılan vatandaşların büyük bir çoğunluğu, yolda buldukları bir cüzdanı kendi menfaatleri için kullanmayacaklarını ve doğrudan yetkili mercilere teslim edeceklerini ifade etti. Gerekli durumlarda en yakın polis merkezine veya muhtarlıklara başvurulacağı belirtilirken, bazı duyarlı vatandaşlar bu süreci bir adım daha ileri taşıyacaklarını anlattı. Cüzdanın içindeki kimlik veya banka kartlarına bakarak kişinin çalıştığı yeri tespit etmeye çalışacağını, hatta doğrudan banka şubelerine giderek sahibine ulaşmak için elinden geleni yapacağını söyleyenler oldu. Geçmişte benzer tecrübeler yaşamış olan bir vatandaş ise, bir geminin içinde bulduğu cüzdanı o dönem asker olan sahibine ulaştırarak teslim ettiğini anımsatarak, iyiliğin her koşulda var olduğunu savundu.

GERİ DÖNÜŞ BEKLENTİSİNDE KARAMSARLIK VE 'İÇİ BOŞ' ENDİŞESİ
Sokağın dürüstlük konusundaki sınavında asıl kırılma noktası ve derin bir tezat, "Sizin cüzdanınız kaybolsa size geri döner mi?" sorusuyla yaşandı. Bu soru, toplumdaki genel güven eksikliğini, karamsarlığı ve insanların birbirine karşı beslediği şüpheleri ortaya çıkardı. Kendisi bir cüzdan bulduğunda sahibine ulaştırmak için seferber olacağını söyleyen birçok kişi, kendi cüzdanı kaybolduğunda aynı muameleyi göreceğine inanmadığını dile getirdi. Bu durumun tamamen insanın vicdanına ve insanlığına kaldığını belirten bazı vatandaşlar, bu devirde kimseye güvenilemeyeceğini savundu.
Cüzdanının geri döneceğine dair umudu olan az sayıdaki vatandaşın da ortak bir endişesi vardı. Çoğu kişi, cüzdan geri gelse bile içindeki paraların mutlaka alınmış olacağını ve cüzdanın "boş döneceğini" iddia etti. İnsanlara güvenmediğini ve içinde para olan bir cüzdanın anında çalınacağını ifade edenlerin yanı sıra, geçmişte Ankara'nın Sincan ilçesinde cüzdanını düşürdüğünü ve bir daha o cüzdandan hiçbir haber alamadığını anlatan bir vatandaşın tecrübesi de bu olumsuz beklentiyi güçlendirdi.
FARKLI YAKLAŞIMLAR, HUKUKİ ÇEKİNCELER VE İLGİNÇ İTİRAFLAR
Sokak röportajlarında herkesin bulduğu cüzdanı polise götürme eğiliminde olmadığı da anlaşıldı. Sorulara verilen bazı yanıtlar oldukça şaşırtıcı ve samimiydi. Örneğin bir genç, okul yıllarında yerde para bulduğunu, sahibini arayıp bulamayınca da bu parayı öğretmenlerine vermek yerine arkadaşlarıyla birlikte kumarda harcadığını itiraf etti. Başka bir vatandaş ise sürece teknolojik bir boyut katarak, cüzdanı önce karakola götüreceğini, oradan sonuç alamazsa da internet ve sosyal medya üzerinden sahibini aramaya çalışacağını dile getirdi.
En dikkat çekici ve düşündürücü yaklaşımlardan biri ise hukuki endişeler taşıyan bir vatandaştan geldi. Bu kişi, yerde bir cüzdan gördüğünde ona kesinlikle dokunmayacağını ifade etti. Bunun sebebi olarak ise, geçmişte cüzdanı bularak karakola teslim etmek isteyen bir tanıdığının üzerine hırsızlık damgası yapıştırılmasını gösterdi. İyilik yaparken suçlu durumuna düşme korkusu, vatandaşın yerde duran bir eşyaya bile müdahale etmesini engelleyen acı bir gerçek olarak kaydedildi.
1975'TE ATATÜRK İLE OMUZ OMUZA
Cüzdan, güven ve vicdan konuları etrafında dönen ciddi bir sohbette ise, yaşlı bir vatandaşın geçmişte boyacılık yaptığını anlatmasıyla tarihi oldukça sürreal bir boyuta taşındı.
Sorulara alışılagelmişin dışında yanıtlar veren bu vatandaş, geçmişte İngiliz düşmanlara karşı savaştığını ifade etti. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü hem rüyasında gördüğünü hem de dünyayı fethederken gerçek hayatta onunla karşılaştığını iddia eden vatandaşın sözleri şaşkınlık yarattı. Muhabir Almila Kerküklü'nün yönelttiği sorularla derinleşen sohbette, vatandaşın bu olayların 1975 yılında gerçekleştiğini söylemesi ve muhabirin "1975'te Atatürk yoktu ki, nasıl savaştınız?" şeklindeki uyarısı, habercilerin sokakta zaman zaman karşılaştığı beklenmedik, trajikomik ve bir o kadar da samimi anlardan biri olarak kayıtlara geçti.





