DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Ankara’daki genel merkezinde Nefes Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Bakırhan, röportajda özellikle yeni anayasa çalışmalarında "Türklük" tanımı ve vatandaşlık maddesi üzerine partisinin bakış açısını detaylandırdı. Bakırhan ayrıca çözüm süreci, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tutumu ve bölgesel gelişmeler hakkında da çarpıcı değerlendirmeler yaptı.
"BİZ 'TÜRK'ÜN YANINA KÜRT'Ü KOYALIM' DEMİYORUZ, NÖTR BİR VATANDAŞLIK TANIMI İSTİYORUZ"
Anayasal vatandaşlık tanımı konusunda yanlış anlaşıldıklarını belirten ve bu konuyu merkeze alan Bakırhan, mevcut tanımların sosyolojik gerçeklerle örtüşmediğini savunarak şunları söyledi:
"Yüz yıl önce ulus-devlet inşa edilirken, imparatorluk bakiyesinden devlet hakim bir ulus inşası gerçekleştirmek istedi. O günden bu yana Türkiye’de Türklük, bir kesim dışında hep etnik bir kavram olarak kabul edildi. Bugün de böyle. Türklük kavramının etnik değil, Kürtleri ve diğer halkları kapsayan kültürel-tarihsel bir içerikte olduğu iddiası sosyo-psikolojiye ve bilimsel ölçütlere aykırıdır. Bu konuda yanlış anlaşılıyoruz. Biz vatandaşlık tanımında ‘Türk’ün yanına Kürt’ü koyalım ve devam edelim’ demiyoruz. Bakın Memduh Bey, TBMM Komisyon Raporumuzda da bu konu var. Oradaki önerimiz de 'Anayasal vatandaşlık tanımının etnik vurguya girmeden kapsayıcı bir şekilde gözden geçirilmesi ve barış odaklı düzenlemelerin yapılabileceği' üzerinedir. Biz ‘herhangi bir etnik kimlik vurgusu olmasın, herkesi kapsayan Türkiye yurttaşlığı vurgusu olsun’ diyoruz. Etnik anlamda nötr bir vatandaşlık tanımıyla herkes kendisini bu ülkenin anayasasına, birlikte yaşamına, ortak değerlerine daha fazla ait hisseder."
"DEVLET BAHÇELİ BUZLARI, DUVARLARI KIRDI VE O BADİRELİ YOLUN ÖNÜNÜ AÇTI"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM grup toplantısındaki “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” sözlerini değerlendiren Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:
"Ekim 2024’ten beri MHP’nin çıkışları oldukça cesur. Yedi kilitli kafesin içinde hapsolmuş hukuka, özgürlük ve demokrasiye hasret bu toplumun her bir ferdi artık huzura kavuşmak istiyor. Anadolu ve Mezopotamya huzura kavuşmak istiyor. Devlet bey haklı; biz onları anlamakta bazen zorluk çekebiliriz. Onlar da bizi anlamakta zorluk çekiyor. Birbirimizi anlayarak inşallah bu işi çözeceğiz. Elbette düşüp kalkacağız, elbette bazı yol kazaları yaşanabilir. Sonuçta yüz yıllık virajları keskin olan bir yolculuktan bahsediyoruz. İçinde inkar ve şiddetin olduğu bir asırdan bahsediyoruz. Son yıllarda giderek artan bir ayrışma ve çatışma halinden söz ediyoruz. Türk milliyetçiliğinin kurucu partisinin lideri ilk defa ezber bozan bir yaklaşımla bakıyor. Bunun kıymeti ve önemi kelimelerle tarif edilemez. Öcalan’ın 40 yıldır arayıp bulamadığı bir muhatap var karşısında. Bu muhataplık Sayın Erdoğan’ın iradesi ve Sayın Bahçeli’nin ezber bozan yaklaşımlarıyla kuruluyor. Sayın Bahçeli buzları, duvarları kırdı. O badireli yolun önünü açtı. Şimdi bu yolu tüm Türkiye için gerekli olan hukuk, adalet ve demokrasiyle döşeme zamanı. Biz de diyoruz ki ‘coğrafyamız barışa, hukuk rayına, sandık iradesine, siyasi tutuklular özgürlüğe ve bu halk hak ettiği bahara kavuşuncaya kadar bizim de sözümüz nettir ve arkasındayız.’ Sayın Bahçeli’nin ‘dediğimizin arkasındayız’ cümlesini önemsiyoruz. Bu perspektifi artık hayata geçirmek iktidarın sorumluluğundadır."
"SAYIN ÖCALAN'A MÜZAKERELERİ YÖNETEBİLECEĞİ ÖZGÜR ÇALIŞMA KOŞULLARI VERİLMELİDİR"
Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile ilgili talepler konusundaki soruya Bakırhan şu yanıtı verdi:
"Bizim dediğimiz şuydu: Sayın Öcalan bu süreci yürütecek en yetkili kişidir ama orada tutulduğu sürece bu müzakereleri sağlıklı yürütebilmesi mümkün değildir o nedenle kendisine müzakereleri bizzat yönetebileceği özgür yaşam ve özgür çalışma koşulları/imkanları verilmelidir."
"TÜRKİYE BİZİM DE ÜLKEMİZ, BUNU KİMSE BİZDEN ALAMAZ BİZ DE KİMSEYE VERMEYİZ"
Türkiye içinde özerk bir Kürt bölgesi kurma hayali ve bölünme iddialarına ilişkin konuşan Bakırhan, şunları kaydetti:
"21. Yüzyıldaki küresel ve ulusal düzenin aksine dünyada ve Türkiye’de yeni bir merkez-yerel ilişkisine ihtiyaç var. Bu ihtiyaç sadece Kürtlerin yaşadığı kentler için değil tüm Türkiye için ve belki de en çok İstanbul gibi metropoller için gereklidir. Merkez ile yerel arasında yeni bir formülasyon hem merkezin yıpranmışlığına çözüm bulur hem de yerelin nefes almasını sağlar. Türkiye’yi bölmek değil demokrasiyi büyütmek istiyoruz. 'Özerk bölge' tartışması da yok. Talebimiz güçlü yerel demokrasi, eşit yurttaşlık ve ortak vatan içinde hukukun güvencesiyle birlikte yaşamdır. Cumhuriyet’in 102. yılını geride bırakırken, kendimize şunu sormalıyız: 'Bu cumhuriyet gerçekten hepimizin cumhuriyetine nasıl dönüştürebiliriz?' İşte bugün tam da bunu yapma fırsatımız var. Cumhuriyeti tekrar kurmak zorunda değiliz ama onu demokratikleştirmek, herkesi kucaklayan bir yaşam biçimine dönüştürmek zorundayız."
Eleştirilere yanıt veren Bakırhan sözlerine şöyle devam etti:
"Belki biz de yeteri kadar kendimizi anlatamadık. Bir de yıllarca bize dair yanlış algılar oluşturuldu. Bahsettiğiniz çevrelerin öyle düşünüyor olmaları bizim asıl hedefimizin az önce söylediklerim gibi olduğu gerçeğini değiştirmez. Biz bu toprakların evladıyız, misafiri değil. Kürtler binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyor, burada doğuyor, burada ölüyor. Bizim Türkiye’yi bölme gibi bir hedefimiz yok. Bu ülkede onurlu, eşit ve özgür yaşamak istiyoruz. Türkiye bizim de ülkemiz, bunu kimse bizden alamaz, biz de kimseye vermeyiz. Hukuk dışına itilen Kürtlerin hakkının ve hukukunun korunması gerektiğine inanıyoruz. Sadece Kürtlere de değil hepimiz hukuk ve demokrasi lazım."
"TÜRKÇE RESMİ DİLDİR VE TÜRKÇEYİ KENDİ DİLİMİZ OLARAK GÖRÜYORUZ"
Bakırhan, artan ırkçılık iddiaları ve anadil tartışmaları hakkında şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye’de son dönemde hem siyasi hem iktisadi nedenlerle ciddi bir ırkçılığın geliştiğine ve Kürtlerin bundan çok rahatsız olduklarına dikkatinizi çekmek isterim. Bu ırkçılığın Türkiye toplumunun tümünde olmadığının farkındayız ama biliyorsunuz, ırkçı söylem kışkırtıcıdır. Aslında ırkçılığı büyüten şey, ırkçı söyleme karşı iktidar başta olmak üzere siyaset kurumunun yeterli tepkiyi göstermemesi ve çoğunluk nüfusun sessiz kalmasıdır. Bu sebeple, ırkçılığa karşı duralım."
Kürtçe talebinin bir tür ırkçılık olup olmadığı sorusuna ise Bakırhan şu yanıtı verdi:
"Kürt halkının haklarını savunmak ‘ırkçılık’ değil eşit yurttaşlık mücadelesidir. Irkçılık, hakları gasp edip kimliği inkâr etmektir. Kürtçe anadil eğitim hakkı kimseye üstünlük değil ayrımcılığın bitmesi, devletin tüm dillerine eşit mesafede durmasıdır. Öncelikle aracılığınızla bir şeyi net ifade edeyim. Türkçe resmi dildir, Türkçeyi kendi dilimiz olarak görüyoruz, bu asla bir tartışma konusu değil. Türkiye’nin resmi ve ortak dilinin Türkçe olmasıyla ilgili hiçbir sorunumuz yok. Elbette iletişimi standardize ederken ortak bir dil gerekiyor. Bu da Türkiye için Türkçedir. Ama bu ülkenin vatandaşı olan Kürtlerin de ana dilinde eğitim hakkı analarının ak sütü gibi helaldir. Biz buna saygı duyarak herkesin kendi anadilini öğrenmesinin sağlanması ve desteklenmesini öneriyoruz. Kürtçe, Lazca, Çerkesce ve diğer dillerin öğrenilmesi kimse için tehdit değildir ve ana dilde eğitim istemek de ırkçılık değildir."
"SURİYE MESELESİ TÜRKİYE'Yİ SADECE GÜVENLİK DEĞİL İÇ BARIŞ AÇISINDAN DA İLGİLENDİRİYOR"
Suriye’deki gelişmeler ve "üniter Suriye" hedefi üzerine konuşan Bakırhan, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Suriye’de Kürtler ‘çözümü Şam’da görüyoruz’ diyorlar. Üniter yapıdan yanalar. Suriye’nin birliğinin demokratik olmasını arzuluyorlar. Suriye meselesi Türkiye’yi sadece güvenlik açısından değil, kendi iç barışı, demokratik tutumu ve bölge dinamikleri açısından da ilgilendiriyor. Suriye’nin demokratik karaktere ve istikrara kavuşması Türkiye’yi siyasi olduğu kadar coğrafi ve iktisadi olarak da güçlendirir. Bu sebeple Türkiye, Suriye iç barışına yatırım yapmalı halkların haklarının yanında yer almalıdır. Bu ülkede yaşayan milyonlarca Kürt’ün, Çerkez’in, Türkmen’in, Alevi’nin kardeşi Suriye’de. Onların da hakkı korunsun."
Orta Doğu ve İsrail ile ilgili soruları ise Bakırhan şöyle yanıtladı:
"Orta Doğu’daki gelişmeler çoğunlukla devletlerin pozisyonları ve etnik kimlikler üzerinden konuşuluyor ama önemli bir eksen de yaşam biçimleriyle ilgilidir. Yeni Orta Doğu’ya dair temel kaygılardan biri seküler yaşamın korunması ve yaşam biçimlerine müdahale edilmemesi üzerinden kurulmalı diye düşünüyoruz. Bizim DEM Parti olarak İsrail ile herhangi bir ilişkimiz yok."
"TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİNDE ARTIK ŞİDDET VE SİLAH DEĞİL DEMOKRASİ VE HUKUK OLMALI"
Silahsızlanma iddiaları ve yasal düzenleme konularına değinen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:
"Örgüt mayıs ayında sembolik olarak silahlarını yaktı. Bu konuda yasal bir düzenlemenin olması durumunda Türkiye’ye siyasi ve toplumsal yaşama dahil olmak istediklerini, silah bırakma kararını taktik değil stratejik olduğunu defalarca açıkladılar. Maalesef yasal düzenlemeler konusunda iktidar gecikti. En kısa sürede PKK ve sonuçlarına ilişkin bir yasa çıkarılmalı. Türkiye’nin gündeminde artık şiddet ve silah değil demokrasi, hukuk ve adalet olmalı."
Bakırhan, alınan kararlara sadakat gösterilmemesi ihtimaline karşı ise "Türkiye’nin barışı ve huzuru için alınan karara kim riayet etmezse 86 milyon affetmez, tarih affetmez" dedi.
"TÜRKİYE'NİN BARIŞA İHTİYACI VAR, BU SÜRECİ BAŞARIYA ULAŞTIRMALIYIZ"
Son olarak sürecin geleceği hakkındaki öngörülerini paylaşan Bakırhan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Bu süreci başarıya ulaştırmalıyız. Süreçlerde bazen iniş ve çıkışlar olabilir. Ayrılıkları değil müştereklerimizi çoğaltmalıyız. İktidar sözcülerinin ve yöneticilerinin zaman zaman sürece zarar veren açıklamaları oluyor. Bütün partiler siyasi istikballerinden önce halkın istikbalini düşünmeli. Bizim barışa olan inancımızı etkilemez. Ama partimizde ve tabanımızda rahatsızlık yaratıyor. Ülkenin ve halkın da en temel ihtiyacı bu sürecin mutlaka başarıyla sonuçlanmasıdır."