Orta Doğu'da tırmanan bölgesel krizler ve İran-İsrail geriliminin ardından, bölgenin gelecekteki stratejik haritası yeniden şekilleniyor. İsrail'in önde gelen yayın organları Maariv ve Kikar, yayımladıkları kapsamlı jeopolitik analizlerde Türkiye’nin bölgedeki yeni konumunu masaya yatırdı. İsrail basınına göre Ankara; askeri teknolojideki devrimi, diplomatik esnekliği ve Körfez'de doldurduğu stratejik boşluklar sayesinde mevcut krizlerden "en az zararla ve en çok stratejik kazançla çıkan aktör" olarak öne çıkıyor.
İSRAİL BASINI: "KRİZLERDEN EN GÜÇLÜ ÇIKAN AKTÖR ANKARA"
Gelişmeleri manşetlerine taşıyan İsrail medyası, bölgedeki dengelerin altüst olduğu bir dönemde Türkiye'nin izlediği dengeli politikanın altını çizdi. Maariv ve Kikar gazetesinde yer alan analizlerde, İran ve İsrail arasındaki doğrudan çatışmaların ve bölgesel vekil savaşlarının yarattığı kaosta, Ankara'nın riskleri başarıyla yönettiği vurgulandı.
Analistlere göre Türkiye, krizin doğrudan bir parçası olmaktan kaçınırken, kriz sonrası kurulacak yeni bölgesel düzende oyun kurucu rolünü her geçen gün pekiştiriyor. Gazeteler, Türkiye'nin bu süreçte hem askeri hem de diplomatik olarak elini güçlendirdiğini yazdı.
SAVUNMA SANAYİSİNDE KIZILELMA DEVRİMİ VE ASKERİ GÜÇ
İsrail basınındaki analizlerin en dikkat çekici bölümlerinden birini Türkiye'nin yerli savunma sanayisi hamleleri oluşturdu. Özellikle insansız savaş uçağı KIZILELMA gibi projelere geniş yer ayrılan haberlerde, Türkiye'nin artık sadece bir alıcı değil, küresel ölçekte oyun değiştiren teknolojilerin üreticisi konumuna geldiği belirtildi.
"Türkiye'nin insansız platformlardaki ve savunma sanayisindeki bağımsızlık hamlesi, askeri açıdan Ankara'yı dışa bağımlı olmaktan çıkarıp bölgesel denklemlerde zorlayıcı bir güç haline getirmiştir."
DOĞU VE BATI ARASINDA KÖPRÜ: DİPLOMATİK ESNEKLİK
Haberlerde, Ankara'nın sadece askeri gücüyle değil, aynı zamanda "diplomatik esnekliği" ile de fark yarattığı ifade edildi. Türkiye'nin hem Doğu hem de Batı blokuyla aynı anda köprü kurabilen nadir aktörlerden biri olduğu hatırlatıldı.
NATO üyesi olan Türkiye'nin, aynı zamanda Rusya, Çin ve Orta Doğu'daki bölgesel güçlerle de diyalog kanallarını açık tutabilmesi, analizlerde "stratejik bir deha" olarak nitelendirildi. Bu esneklik sayesinde Türkiye, kriz zamanlarında arabulucu rolünü üstlenebilen güvenli bir liman olarak konumunu sağlamlaştırıyor.
AVRUPALI DİPLOMATLAR: "ANKARA KÖRFEZ'DEKİ BOŞLUĞU DOLDURUYOR"
Analizlerde yalnızca İsrailli uzmanların değil, Avrupalı diplomatların medyaya sızan gizli rapor ve görüşlerine de yer verildi. Avrupalı diplomatik kaynaklara göre Ankara, özellikle ABD'nin bölgedeki varlığını azaltmasıyla oluşan ve Körfez ülkelerinde hissedilen stratejik boşlukları başarıyla dolduruyor.
Batılı diplomatlar, Türkiye'nin Körfez sermayesi ve yönetimleriyle kurduğu derin askeri ve ekonomik iş birliklerine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulunuyor: Ankara, sadece kendi sınırlarını korumakla kalmıyor; Körfez'den Akdeniz'e uzanan hat üzerinde lider bir bölgesel düzen inşa etmeye çalışıyor.
YENİ ORTA DOĞU DENKLEMİNDE TÜRKİYE'NİN ROLÜ
Sonuç olarak İsrail medyasındaki geniş yankı uyandıran bu analizler, bölgedeki güç dengelerinin Türkiye lehine değiştiğini açıkça ortaya koyuyor. Krizlerin derinleştiği Orta Doğu denkleminde Ankara; askeri caydırıcılığı, ekonomik açılımları ve çok yönlü diplomasisiyle geleceğin bölgesel düzenini inşa eden en önemli merkez üslerinden biri olarak kabul görüyor.





