Can, Dünya Kadınlar Günü’nün yalnızca bir kutlama günü olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu günün kadınların eşitlik ve adalet mücadelesinin sembolü olduğunu söyledi. Uzman Psikiyatri Doktoru Sibel Can, 8 Mart’ın çoğu zaman yalnızca sembolik bir gün gibi algılandığını ancak gerçekte kadınların tarih boyunca verdikleri eşitlik mücadelesinin önemli bir simgesi olduğunu ifade etti.

Can, 8 Mart’ın kökenine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“8 Mart çoğu zaman çiçek verilen, kutlanan bir gün gibi görülüyor. Oysa bu günün kökeni bir kutlamadan değil, bir itirazdan doğuyor. 19. yüzyıl sanayileşme sürecinde kadın emeğinin yoğun biçimde sömürülmesiyle birlikte kadın işçiler daha iyi çalışma koşulları, eşit ücret ve insan onuruna yakışır bir yaşam talebiyle mücadele etmeye başladı. 1857 yılında ABD’de tekstil işçisi kadınların başlattığı grev sırasında çıkan yangında 129 kadının hayatını kaybetmesi kadın hareketlerinin tarihsel dönüm noktalarından biri oldu. Bugün hâlâ o kadınların sesi yankılanıyor.”
Kadın haklarının tarihsel bir mücadele sonucunda kazanıldığını vurgulayan Can, bugün sahip olunan birçok hakkın geçmişte verilen büyük bedeller sayesinde elde edildiğini belirtti.

KADIN EMEĞİNİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ
Kadın olmanın tek bir rol ile açıklanamayacağını ifade eden Can, kadınların toplumsal hayatta aynı anda birçok sorumluluğu üstlendiğine dikkat çekti.
Toplumsal cinsiyet kavramının kadın ve erkeğe atfedilen rollerin biyolojik değil, tarihsel ve kültürel süreçler içerisinde şekillendiğini ortaya koyduğunu belirten Can, kadın meselesinin yalnızca kadınları değil toplumun tamamını ilgilendiren yapısal bir mesele olduğunu söyledi.
Kadın emeğinin çoğu zaman görünmeyen bir boyutu olduğuna dikkat çeken Can, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kadın emeği yalnızca kamusal alanda görünen ücretli emekten ibaret değildir. Ev içi emek, bakım hizmetleri ve duygusal emek toplumun devamlılığı açısından hayati önem taşır. Ancak çoğu zaman ekonomik bir değer olarak görünmez. Çalışan kadınlar işte mesai yapar, eve gelir ve ikinci bir mesai başlar. Ev işleri, bakım yükü ve duygusal emek çoğu zaman görünmezdir. Bir ev düzenliyse, bir çocuk kendini güvende hissediyorsa ya da bir yaşlı bakılıyorsa, orada bir kadının görünmeyen emeği vardır. Kadınlar yalnızca üretmez, aynı zamanda hayatı ayakta tutar.”

TÜRK KADINININ TARİHSEL MÜCADELESİ UNUTULMAMALI
Türk kadınlarının tarihsel süreçte pasif bir konumda olmadığını belirten Can, Orta Asya Türk toplumlarında kadınların sosyal ve siyasal hayatta aktif rol aldığını söyledi. Kadınların hakan ile birlikte yönetimde yer alabildiğini ve aile içinde eşit konuma sahip olduğunu ifade etti.
Osmanlı döneminde kadınların kamusal alandaki rolünün sınırlı olmasına rağmen vakıf kurabilen, mülk sahibi olabilen ve hukuki haklarını kullanabilen bir yapının bulunduğunu belirten Can, Cumhuriyet döneminin ise Türk kadını için önemli bir kırılma noktası olduğunu vurguladı.
1930 yılında kadınlara belediye seçimlerinde seçme hakkı verildiğini, 1934 yılında ise milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanındığını hatırlatan Can, Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünün bu dönüşümü özetlediğini söyledi:
“Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini kazanmasıyla yetinirse o toplum yarıdan fazla güçsüzlük içinde kalır.”
Can, günümüzde kadınların eğitim alanında önemli ilerlemeler kaydettiğini ve akademi, sağlık, bilim ve sanat gibi birçok alanda güçlü bir temsil oluşturduğunu ifade etti. Ancak buna rağmen kadınların iş gücüne katılım oranlarının hâlâ düşük olduğunu ve karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmediğini belirtti.

KADINLARIN RUH SAĞLIĞI ÇOK ÖNEMLİ
Kadınların ruh sağlığını etkileyen faktörlere de değinen Uzman Psikiyatri Doktoru Sibel Can, psikiyatrik hastalıkların kadınlarda daha sık görülmesinin yalnızca biyolojik faktörlerle açıklanamayacağını söyledi.
Can, depresyonun kadınlarda yaklaşık iki kat daha sık görüldüğünü ve depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 60-65’inin kadın olduğunu belirtti. Anksiyete bozukluklarının kadınlarda 1,5 ila 2 kat daha yaygın olduğunu, travma sonrası stres bozukluğunun ise kadınlarda daha yüksek oranda ve daha kronik seyirle görüldüğünü ifade etti.
Doğum sonrası depresyonun kadınların yaklaşık yüzde 10 ila 20’sini etkilediğini belirten Can, gebelik, lohusalık ve menopoz dönemlerinde psikososyal stres faktörlerinin de etkisiyle depresif ve anksiyöz belirtilerde artış gözlenebildiğini söyledi.
Kadınların ruh sağlığını etkileyen en önemli faktörlerden birinin şiddet ve travmaya maruz kalma olduğunu belirten Can, dünya genelinde her üç kadından birinin yaşamının bir döneminde fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığını ifade etti. Şiddete maruz kalan kadınlarda depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğunun iki ila üç kat daha sık görüldüğünü belirtti.
Kadınların ruh sağlığı hizmetlerine başvuru oranlarının erkeklerden daha yüksek olduğunu söyleyen Can, bunun kadınların daha hasta olduğu anlamına gelmediğini, aksine kadınların yardım arama davranışının daha görünür olduğunu gösterdiğini ifade etti.

"KADINLARIN GÜÇLENMESİ TOPLUMSAL KALKINMANIN ANAHTARIDIR"
Uzman Psikiyatri Doktoru Sibel Can, kadınların güçlenmesinin yalnızca kadınların meselesi olmadığını belirterek bunun daha adil ve sağlıklı bir toplumun temel şartlarından biri olduğunu söyledi.
Kadınların eğitim düzeyi arttıkça sağlık göstergelerinin iyileştiğini, toplumsal refahın yükseldiğini ve ekonomik kalkınmanın güçlendiğini belirten Can, kadın politikalarının yalnızca sosyal bir tercih değil aynı zamanda bir kalkınma stratejisi olduğunu ifade etti.
Kadınların eşit olmadığı bir toplumda demokrasinin eksik, adaletin yarım ve kalkınmanın sürdürülemez olacağını vurgulayan Can, kadınların dünyayı tek başına kurtarmak zorunda olmadığını ancak dünyanın kadınlar olmadan iyileşemeyeceğini söyledi.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün toplumsal farkındalığı güçlendirmesini dileyen Can, kadınların birbirlerini rakip değil yol arkadaşı olarak görmesinin önemine dikkat çekti. Kadınların güçlenmesinin başka kadınlara da cesaret verdiğini belirterek dayanışmanın önemini vurguladı.




