Türkiye'nin tarihi ve kültürel mirasının korunmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sanat Tarihi Araştırmacısı Güler Yakışan, bugün kaybetme riski en yüksek tarihi yapı gruplarına dikkat çekti.
Yakışan'a göre özellikle Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemine ait sivil mimarlık örnekleri ciddi bir yok olma riskiyle karşı karşıya. Ahşap konaklar, yalılar ve geleneksel evlerin yanı sıra Anadolu'da sahipsiz kalan kırsal mimari ve inanç yapılarının da korunma konusunda önemli sorunlar yaşadığını belirten Yakışan, bu yapıların anıtsal eserlere kıyasla daha kırılgan durumda olduğunu ifade etti.

"EN BÜYÜK RİSK SİVİL MİMARLIK ÖRNEKLERİNDE"
Anıtsal yapıların mülkiyet ve idare açısından belirli ölçüde koruma şemsiyesi altında bulunabildiğini belirten Yakışan, şahıs mülkiyetindeki veya kırsal bölgelerde bulunan yapıların ise aynı ölçüde korunamadığını söyledi.
Yakışan, özellikle ahşap ve kargir yapıların mülkiyet karmaşası, bakımsızlık, yangınlar ve rant baskısı nedeniyle hızla yok olduğunu vurguladı.
"HER YIKILAN KONAK ŞEHİR KİMLİĞİNDEN BİR PARÇA KOPARIYOR"
Ahşap yapıların malzeme özellikleri nedeniyle bakımsızlığa karşı daha dayanıksız olduğunu belirten Yakışan, tarihi yapıların belgelenmeden kaybedilmesinin kültürel miras açısından geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Yakışan, rölöve ve restitüsyon projeleri hazırlanmadan yanan veya yıkılan her sivil mimarlık örneğinin, yalnızca tek bir yapının kaybı anlamına gelmediğini belirterek, bu yapıların şehirlerin tarihsel kimliğinin önemli parçalarını oluşturduğuna dikkat çekti.
Yakışan, "Rölövesi ve restitüsyon projesi alınmadan yanan ya da yıkılan her sivil konak, şehir kimliğinden geri dönülemez bir parçayı koparmaktadır" değerlendirmesinde bulundu.





