Cansu Canan Özgen'in YouTube programı "İç Ses"e konuk olan Klinik Psikolog Beyhan Budak; insan zihnini meşgul eden iç seslerin kaynağından olumsuz eleştirilerin evrimsel kökenlerine, ilişkilerdeki özlem yanılsamasından dertle beslenme alışkanlığına kadar gündelik hayatı şekillendiren kritik psikolojik dinamikleri detaylarıyla anlattı.

İÇ SESİMİZİN KAYNAĞI: ZİHNİMİZDEKİ BAŞKA İNSANLARIN HAYALETLERİ

1777026822701

Klinik Psikolog Beyhan Budak, insanın tek başına kendi hakkında objektif bir fikir sahibi olamayacağını ve varlığının kanıtını diğer insanlarla kurduğu iletişim üzerinden biçimlendirdiğini vurguladı. Zihinde oluşan iç sesin temelinde ilk olarak anne ve babanın tutumlarının yer aldığını belirten Budak; zamanla öğretmenler, eşler ve arkadaşların seslerinin de bu hafızaya kopyalandığını ifade etti. Budak, çoğu insanın içindeki bu yıkıcı veya eleştirel sesleri kendi öz gerçekliği zannetme yanılgısına düştüğünü söyleyerek, bu seslerin kaynağını keşfetmenin ruh sağlığı açısından kritik olduğunu belirtti.

BİR KÖTÜ SÖZÜN BİN GÜZEL SÖZÜ GÖLGELERİ: EVRİMSEL KÖKENLER

İnsanların yüzlerce övgü dolu sözü unutup tek bir olumsuz eleştiriye takılıp kalmasının nedenlerine değinen Budak, bu durumun evrimsel bir kökeni olduğunu dile getirdi. Zihnin tehlikelerden korunma güdüsüyle olumsuza daha fazla odaklandığını belirten ünlü psikolog, medyadaki dramatik olayların ve suç haberlerinin yüksek reyting almasının da aynı mekanizmaya dayandığını söyledi. Olumsuz eleştiriler karşısında koruma moduna geçen beynin bu tuzağına düşmemek için bilinçli olarak olumlu yönleri hatırlamanın önemine dikkat çekildi.

İLİŞKİLERDE ÖZLEM YANILSAMASI VE ZİHİNDE YER TUTAN KİŞİLER

Zihni uzun süre meşgul eden ve unutulamayan insanların temelinde, o kişinin yerine henüz bir alternatif konulamamış olmasının yattığını açıklayan Beyhan Budak, kötü biten ilişkilerde bile zaman zaman hissedilen özlemin kişiye değil, o ilişkinin sunduğu bağlama ve o anlardaki özgüvene yönelik olduğunu aktardı.

Özellikle kayıp ve yas süreçlerinde zihnin gençlik yıllarına veya eski anılara kaçma eğiliminde olduğunu belirten Budak, duygusal yoğunluk anlarında hayatı değiştirecek radikal kararlar alınmaması gerektiği uyarısında bulundu.

DERT ANLATMA TUZAĞI VE DEĞİŞİMİN EYLEM ŞARTI

İyileşme ve değişimin zihinde değil eylemde başladığını ifade eden Budak, bir karara varırken %100 mükemmelliği beklemenin bir kaçınma davranışı olduğunu söyledi. Sürekli olarak problemlerini çevreye anlatan ancak çözüm için adım atmayan kişilerin bir süre sonra "dertle beslenme" noktasına geldiğini belirtti. Dertleri sürekli anlatmanın geçici bir rahatlama sağladığını ancak asıl sorunu çözmeyip dayanma kapasitesini suni olarak artırdığını aktaran psikolog, harekete geçmenin ve küçük rutinlerle odağı değiştirmenin şart olduğunu vurguladı.

KISKANÇLIK, HASET VE HAYATIN BEDELLERİ

Kıskançlık ile haset kavramları arasındaki ince çizgiye değinen Beyhan Budak, imrenme boyutundaki kıskançlığın insanı harekete geçiren geliştirici bir yanı olabileceğini dile getirdi. Karşı tarafın sahip olduklarını yok etme arzusu taşıyan haset duygusunun ise yıpratıcı olduğuna değindi. Hayatta elde edilen her başarının, ilişkinin veya olanağın beraberinde birtakım bedeller getirdiğini belirten Budak, acının ve zorlukların da hayata dahil olan pakete ait olduğunu kabul etmenin insanı zihinsel olarak rahatlatacağını ifade etti.

ZİHİNDEKİ SESLERİN KAYNAĞI: İÇ KONUŞMA NEDİR?


Psikoloji literatüründe "iç konuşma" (inner speech), bireyin dil mekanizmasını kullanarak kendi zihninde yürüttüğü sesli olmayan diyaloglar veya tekil düşünce akışları olarak tanımlanıyor.

Michigan Üniversitesi’nden nörobilimci ve psikolog Prof. Dr. Ethan Kross, alanın çığır açan çalışmalarından biri sayılan Chatter: The Voice in Our Head, Why It Matters, and How to Harness It (Zihindeki Ses: Neden Önemlidir ve Nasıl Yönlendirilir?) başlıklı eserinde, zihinsel seslerin yaşam kalitemiz üzerindeki etkilerini inceliyor. Kross'un araştırmalarına göre, zihnimizdeki bu ses adaptif bir mekanizma olarak problem çözmemize yardım ederken; kontrolden çıktığında "geviş getiren düşüncelere" (ruminasyon) dönüşerek kaygı ve depresyon seviyelerini artırabiliyor.

"Ben şeker yemiyorum" diyen anne adayları dikkat!  Gebelik şekeri sadece tatlıyla gelmiyor
"Ben şeker yemiyorum" diyen anne adayları dikkat! Gebelik şekeri sadece tatlıyla gelmiyor
İçeriği Görüntüle

ARAŞTIRMALAR NE SÖYLÜYOR?


Evrimsel ve Gelişimsel Temeller


Gelişimsel psikolojinin öncülerinden Lev Vygotsky'nin ortaya koyduğu kurama göre, çocuklukta dış dünyayla kurulan sesli diyaloglar büyüdükçe içselleştirilir. Çocukların oyun oynarken kendi kendilerine sesli konuşmaları, zamanla zihinsel bir iç konuşmaya dönüşür. Günümüz araştırmaları da Vygotsky’nin bu yaklaşımını doğrular niteliktedir.

Nörobilimsel Boyut ve "Varsayılan Mod Şebekesi" (DMN)


Nature Human Behaviour ve Neuron gibi saygın bilimsel dergilerde yayımlanan nöro-görüntüleme (fMRI) çalışmaları, beynin hiçbir şeyle uğraşmadığı veya "dinlenme" halinde olduğu anlarda beynin Varsayılan Mod Şebekesi (Default Mode Network - DMN) adı verilen ağının aktif hale geldiğini gösteriyor. Bu ağ aktifleştiğinde, beynin dil merkezleri olan Broca ve Wernicke alanları da devreye giriyor; yani zihin açıkça bir görevle meşgul değilken bile kendi kendisiyle konuşmaya devam ediyor.

Herkes İçin Aynı Değil: "Aphantasia" ve Sessiz Zihinler


Her insanın zihninde sürekli konuşan bir ses bulunmuyor. Nevada Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Russell Hurlburt’ün yürüttüğü betimsel deneyim örneklemesi (Descriptive Experience Sampling) araştırmaları, insanların yaklaşık %30 ila %50'sinin düzenli bir iç konuşmaya sahip olmadığını ortaya koyuyor. Bazı bireyler zihinlerinde kelimeler yerine doğrudan görseller, semboller veya soyut duygularla düşünüyor.

ZİHİNDEKİ SESİ YÖNETMEK MÜMKÜN MÜ?


Araştırmacılar, zihindeki olumsuz ya da yıkıcı iç konuşmaları (içsel eleştirmeni) yönetmek için bilimsel olarak kanıtlanmış şu yöntemleri öneriyor:

Mesafe Koyarak Konuşmak (Self-Distancing)

Ethan Kross ve ekibinin yaptığı deneysel çalışmalar, kişinin zor bir durumla karşılaştığında kendi kendisiyle 3. tekil şahısla veya ismiyle konuşmasının ("Şu an sakin olmalısın" gibi) beyinde stres yanıtını hafiflettiğini ve duygusal mesafe sağladığını gösteriyor.

Bilişsel Yeniden Çerçeveleme

Zihindeki eleştirel sesi susturmak yerine, onun bir tehdit değil, bir koruma mekanizması olduğunu fark edip yapıcı bir koçluk diline dönüştürmek öneriliyor.

Muhabir: TUĞBA GÜNER