Son yıllarda suç örgütlerinin çocukları ve gençleri tetikçi olarak sahaya sürmesi, güvenlik birimlerinin dikkatle izlediği yeni bir döneme işaret ediyor. Emekli Emniyet Müdürü İrfan Bayar, bu tabloyu sıradan bir suç artışı olarak değil, suç işleme biçimlerinde yaşanan köklü bir dönüşüm olarak değerlendiriyor.

ÇETELER NEDEN ÇOCUKLARI SEÇİYOR?
Bayar’a göre suç örgütlerinin çocukları tetikçi olarak kullanması, örgütlü suçun hem yöntem hem de hedef kitlesinde ciddi bir değişimi gösteriyor. Bu dönüşümün merkezinde ise 15–24 yaş arası gençler bulunuyor. Türkiye’de bu yaş grubunun nüfusunun 13 milyonun üzerinde olduğuna dikkat çeken Bayar, örgütlerin bu geniş kitleyi bilinçli ve sistematik biçimde hedef aldığını söylüyor. Bu sürecin doğal sonucu olarak şiddetin mekanı da değişmiş durumda. Bayar, suçun artık belirli bölgelerle sınırlı olmadığını, gündelik hayatın tam ortasına taşındığını vurgularken, sokaklardaki tabloyu “Bugün sokaklar ateş ediyor; caddeler, iş yerleri ve mahalleler artık suçun ev sahipliğini yapıyor” sözleriyle özetliyor.
"ADAM ÖLDÜREBİLEN BİRİNE 'ÇOCUK' DEMEK VİCDANEN DE HUKUKEN DE TARTIŞMALIDIR"
Bayar’a göre suç örgütlerinin bu kadar rahat hareket edebilmesinin arkasında yalnızca örgütsel cesaret değil, toplumda yerleşen güçlü bir cezasızlık algısı bulunuyor. Özellikle 18 yaş altına yönelik yaptırımların kamuoyunda “nasıl olsa yatmaz” şeklinde algılanmasının, çocukların tetikçi olarak kullanılmasının önünü açtığını ifade ediyor. Bayar, hukuken 18 yaşın altında olmanın cezasızlık anlamına gelmediğini ancak uygulamada böyle bir algının oluştuğunu vurguluyor. Bu algının sokakta doğrudan bir güvenlik krizine dönüştüğünü belirten Bayar, toplumsal ruh halini şu sözlerle anlatıyor:
"İnsanlar artık sokakta güven ve huzur içinde yürüyemiyor; herkes çocuğuna bir şey olur mu korkusuyla yaşıyor."
Bu tabloyu ülkenin taşıması gereken güvenlik standardıyla bağdaşmayan bir durum olarak değerlendiren Bayar, kamu otoritesinin sokakta caydırıcı biçimde hissedilmesi gerektiğini söylüyor ve “Bu tablo ülkemize yakışmıyor” ifadesiyle eleştirisini netleştiriyor.
![]()
“SENİN DEĞERİNİ BİZ BİLİRİZ” DİYEREK BAŞLAYAN DEVŞİRME SÜRECİ
İrfan Bayar’a göre çocukların suç örgütlerinin radarına girmesindeki en kritik kırılma noktalarından biri, aile içindeki sevgi ve ilgi eksikliği. Ailesinde değer görmeyen, fark edilmediğini hisseden çocukların, dışarıdan gelen her aidiyet teklifine açık hale geldiğini belirtiyor. Bayar, suç örgütlerinin çocukları tetikçi haline getirmesi bir anda gerçekleşmiyor; bu süreç adım adım, planlı ve sistematik ilerliyor. Özellikle ilgisiz aile ortamlarında büyüyen, sokakta zaman geçiren ve yoksullukla erken yaşta tanışan çocuklar, örgütlerin ilk hedefleri arasında yer alıyor.
Bayar, bu çocukların çoğunun sokakta aynı kaderi paylaştığını, çoğu zaman açlıkla, yoksunlukla ve değersizlik hissiyle büyüdüğünü anlatıyor. Suç örgütleri ise tam bu noktada devreye giriyor. Önce çocuğa ilgi gösteriliyor, karnı doyuruluyor, giydiriliyor; cebine küçük harçlıklar konuluyor. Zamanla bu “ilgi”, bir aidiyet ilişkisine dönüşüyor.
![]()
Dün arkadaşıyla bir ekmeği bölüşen, sokak köşelerinde vakit geçiren bir çocuğun kısa sürede iyi giyimli, cebinde parası olan biri haline gelmesi, çevresindeki diğer çocuklar için de güçlü bir mesaj anlamına geliyor. Bu değişim, yalnızca maddi değil; psikolojik bir kırılma yaratıyor. Diğer çocuklar için bu tablo, “çıkış yolu” gibi sunuluyor. Bu sürecin bir sonraki aşamasında ise uyuşturucu devreye giriyor. Bayar, çocukların önce alıştırıldığını, ardından bağımlılık üzerinden kontrol altına alındığını ifade ediyor. Böylece çocuk, hem ekonomik hem de kimyasal bir zincirle örgüte bağlanıyor.
Bayar, suç örgütlerinin bu yöntemi bilinçli şekilde kullandığını vurgularken, çocuklara verilen mesajın değişmediğini söylüyor: Örgüt, çocuğa ailesinde ve toplumda bulamadığı değeri sunduğunu hissettiriyor. Bu yaklaşımın özünü ise şu sözlerle özetliyor:
“Ailede sevgi ve anlayış yoksa, suç örgütleri bu boşluğu dolduruyor.”

SÜREÇ, BİR EKMEĞİ PAYLAŞAN ÇOCUKTAN “ÖZENİLEN” HAYATTAN BAŞKASI DEĞİL
Bayar, çocukların örgütlere nasıl adım adım bağlandığını anlatırken sürecin ani değil, planlı ilerlediğine dikkat çekiyor. Sokakta büyüyen, yoksullukla erken yaşta tanışan çocuklar önce küçük desteklerle kazanılıyor. Giydiriliyor, doyuruluyor, ceplerine harçlık konuluyor. Bayar’a göre dün arkadaşıyla bir ekmeği paylaşan bir çocuğun kısa süre içinde iyi giyimli, cebinde parası olan biri haline gelmesi, çevresindeki diğer çocuklar için güçlü bir mesaj oluşturuyor. Bu tablo, örgütlerin yarattığı sahte cazibenin en etkili propaganda aracı haline geliyor.
Bu sürecin devamında ise uyuşturucu devreye giriyor. Bayar, çocukların önce alıştırıldığını, ardından bağımlılık üzerinden kontrol altına alındığını ve örgüte bağlandığını ifade ediyor.

"HER SUÇUN ALTINDA BİR MOTİVASYON YATIYOR"
Bayar’a göre her suçun altında mutlaka bir motivasyon yatıyor ve bu motivasyon çoğu zaman para ile toplumda güçlü görünme isteği üzerinden şekilleniyor. Kısa yoldan para kazanma vaadi, suç örgütlerinin en etkili silahı olarak öne çıkıyor. Uyuşturucu, insan ticareti ve diğer yasa dışı faaliyetlerden elde edilen paranın, gençleri örgütlere bağlayan temel unsurlardan biri olduğunu belirten Bayar, üniversite mezunu gençlerin işsizliğinin dahi bu yapılar tarafından propaganda aracı olarak kullanıldığını söylüyor.
Bu tablo, gençlerin hayal kurma yetisini de zedeliyor. Bayar’a göre geleceğe dair plan yapamamak, çocuklar ve gençler için en büyük kırılma noktası haline gelmiş durumda.
"'SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK' KAVRAMI, SUÇA SÜRÜKLEYENLERİ GÖRÜNMEZ KILIYOR"
Bayar, suçun normalleşmesinde popüler kültürün etkisine de dikkat çekiyor. Dizilerde suç işleyen karakterlerin güçlü, karizmatik ya da “sokak kahramanı” gibi sunulmasının, özellikle gençler için ciddi bir motivasyon kaynağı haline geldiğini vurguluyor. Bu tür anlatıların, suçla güç arasında bilinçaltı bir bağ kurduğunu ve örgütlerin işini kolaylaştırdığını ifade ediyor.

"TETİKÇİ" ÇOCUKLAR FAİL Mİ, MAĞDUR MU?
Bayar, “suça sürüklenen çocuk” kavramının çoğu zaman suça sürükleyen yapıları görünmez kıldığını savunuyor. “Sokak çocuğu” ifadesine de karşı çıkan Bayar, sokakların çocuk doğurmadığını, bu çocukların toplumun çocukları olduğunu vurguluyor. Öte yandan ağır şiddet içeren suçlarda yalnızca yaş üzerinden yapılan değerlendirmelerin de vicdani ve hukuki tartışmaları beraberinde getirdiğini belirtiyor. Bayar’a göre adam öldürebilen birine sadece “çocuk” demek, meselenin ağırlığını göz ardı etmek anlamına geliyor.
"HER EVİN BAŞINA POLİS DİKEMEZSİNİZ, ÇÖZÜM BÜTÜNCÜL DEVLET ANLAYIŞI"
Bayar’a göre bu sorun yalnızca polisiye tedbirlerle çözülemez. Sokaktaki torbacıyla mücadele edilmesinin gerekli ama yetersiz olduğunu vurgulayan Bayar, uyuşturucu baronları yakalanmadıkça mücadelenin eksik kalacağını söylüyor. Talep kesilmeden arzın bitirilemeyeceğini belirten Bayar, çözümün eğitim, ekonomi, sosyal politikalar ve güvenlik birimlerinin birlikte hareket ettiği bütüncül bir devlet yaklaşımından geçtiğini ifade ediyor.

DEVLET OTORİTESİ SOKAKTA HİSSEDİLMEDİKÇE ÇOCUK TETİKÇİLER DEVŞİRİLİR
Bayar’a göre bir ülkenin güvenliği yalnızca sınırlarını korumakla değil, çocuklarını korumakla mümkün. Devlet otoritesinin sokakta görünür ve hissedilir olmadığı sürece suç örgütlerinin çocuk devşirmeye devam edeceğini belirtiyor. Bu düşüncesini ise net bir uyarıyla noktalıyor:
“Devlet otoritesini sokakta hissettirmediği sürece bu örgütler eleman devşirmeye devam eder.”




