Okuma, yazma ve öğrenme sürecinde yaşanan bazı güçlükler, her zaman dikkat eksikliği ya da isteksizlikten kaynaklanmayabiliyor. Dünyada ve Türkiye'de milyonlarca çocuğu etkileyen disleksi (özgül öğrenme güçlüğü), erken fark edildiğinde doğru eğitim desteğiyle büyük ölçüde yönetilebilen nörogelişimsel bir farklılık olarak öne çıkıyor.

Peki disleksi tam olarak nedir? Çocuklarda hangi belirtiler aileler ve öğretmenler için ilk uyarı işareti olabilir? Harfleri karıştırma, okuma ve yazmada akranlarına göre belirgin güçlük yaşama gibi belirtiler ne zaman ciddiye alınmalı? Uzmanlar, erken tanı ve doğru müdahalenin çocukların hem akademik başarısı hem de özgüveni açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.

“ÇOCUĞUN ZEKASIYLA İLGİLİ DEĞİL”

Peki disleksi nedir ve öğrenme sürecini nasıl etkiler? Çocuklarda disleksi en erken hangi belirtilerle fark edilir? Psikolog ve Pedagog Ebru Şen, Türkinform’dan Beyza Coşkun’a özel yaptığı açıklamada, “Disleksi, çocuğun zekâsıyla ilgili bir sorun değildir; beynin dili işleme biçimindeki nörogelişimsel bir farklılıktır. Toplumda en sık yapılan yanlışlardan biri, disleksiyi "harfleri ters yazmak" olarak düşünmektir. Oysa disleksi bundan çok daha kapsamlıdır. Çocuk harfleri tanıyabilir ama sesleri ayırt etmekte, heceleri birleştirmekte, okuma akıcılığında veya yazılı dili işlemekte zorlanabilir” ifadesini kullandı.

Erdoğan imzaladı: DEAŞ ve El Kaide listesindeki 3 kişinin bilgileri güncellendi
Erdoğan imzaladı: DEAŞ ve El Kaide listesindeki 3 kişinin bilgileri güncellendi
İçeriği Görüntüle

Disleksi-1

BEN YAPAMIYORUM İNANCI…

Şen, disleksi olan çocukların aslında meraklı, yaratıcı ve öğrenmeye istekli olduğuna dikkat çekerek, “Ancak sınıfta arkadaşları rahatça okurken kendisinin zorlanması zamanla ‘Ben yapamıyorum’ inancını geliştirebilir. İşte burada akademik güçlük, duygusal bir yük hâline dönüşmeye başlar. Erken dönemde sürekli eleştirilen veya akranlarıyla kıyaslanan çocuklarda Kusurluluk, Başarısızlık ve Boyun Eğicilik şemaları gelişebilir. Sorun disleksi değildir; çocuğun yaşadığı başarısızlık deneyimlerinin kimliğine yapışmasıdır. Bir süre sonra çocuk ‘Okumakta zorlanıyorum’ demek yerine ‘Ben yetersizim’ demeye başlar. Bu etiket artık çocuğun kendine koyduğu bir etiket haline gelebilir. Ailelerin ve eğitimcilerin - öğretmenlerin konuşma dillerine bu neden ile çok dikkat etmeleri önerilir” bilgisini paylaştı.

ASIL RİSK…

Şen, disleksi olan çocuklarda görsel düşünme, problem çözme, yaratıcılık ve üç boyutlu düşünmede oldukça başarılı olduğunu anımsatarak, “Bu güçlü yönleri görünür kılmak, öğrenme motivasyonunu artırır. Çocuğun kendindeki olumlu düşünme biçimini de geliştirir. Erken belirtiler arasında sıklıkla geç konuşma, tekerleme öğrenmede güçlük, kafiyeleri ayırt edememe, harf-ses eşleştirmede zorlanma, okurken satır atlama, yavaş okuma ve yazım hatalarının beklenenden fazla olması sayılabilir. Bu belirtiler görüldüğünde ‘biraz daha büyüsün geçer’ demek yerine erken değerlendirme yapmak çok önemlidir. Çünkü erken destek alan çocukların akademik ve psikolojik uyumu belirgin şekilde daha olumlu ilerler. Sonuç olarak; disleksi bir zekâ sorunu değildir. Asıl risk, çocuğun yıllarca yanlış anlaşılması ve kendini yetersiz sanmasıdır” açıklamasında bulundu.

Muhabir: Beyza Coskun