Beyrut Limanı patlaması, 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta meydana geldi. Modern tarihin nükleer olmayan en büyük yapay patlamalarından biri olarak kabul edilen felaket, yalnızca Lübnan'ı değil tüm dünyayı derinden etkiledi.
Patlamada 220'den fazla kişi hayatını kaybederken, 6 bin 500'ü aşkın kişi yaralandı. Yaklaşık 300 bin kişi evsiz kaldı, limandaki dev buğday siloları ve kritik altyapının büyük bölümü kullanılamaz hale geldi. Felaketin ardından Lübnan, ekonomik ve siyasi açıdan daha da derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı.
O felaketin üzerinden 6 sene geçti. Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Gulshan Y. Sağlam, Beyrut Limanı patlamasının yıl dönümüne ilişkin Türkinform’dan Ecem Çetin’e değerlendirmelerde bulundu.
“BEYRUT LIMANI PATLAMASI ÖNLENEBİLİR BİR TRAJEİDİR”
Sağlam, Beyrut Limanı patlamasının ne bir kaza ne de bir doğal afet olduğunu ifade ederek, bu olayın yıllar süren ihmallerin, yolsuzluğun ve kurumsallaşmış cezasızlığın şekillendirdiği önlenebilir bir trajedi olduğunu ifade etti.
“VATANDAŞLAR ESİR ALINMIŞ BİR DEVLETİN REHİNESİ OLMAMASI GEREKTİĞİNİ HAYKIRDI”
Dr. Gulshan Y. Sağlam, “Adalet üzerine yazmam istendiğinde, kelimelerin kurbanları geri getiremeyeceğini, yaraları iyileştiremeyeceğini veya enkaz altında kalan hayatları yeniden kuramayacağını biliyorum. Ne var ki adalet hâlâ vazgeçilmezdir; geçmişi sildiği için değil, geleceği koruduğu için.” dedi. Adaletin ortak insanlığın yeniden teyit edilmesi olduğunu, Lübnan halkının hayatının harcanabilir olmadığını ve vatandaşların asla esir alınmış bir devletin rehinesi olmaması gerektiğini haykırdığını aktaran Sağlam, “kurbanların acısını kabul eder ve hem yaşamda hem de ölümde çiğnenen onuru yeniden iade eder” ifadelerini kullandı.
“HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ TEHLİKEYE ATILDI”
Lübnan’ın onlarca yıldır hukukun üstünlüğünden gururla söz ettiğini ancak Beyrut Limanı soruşturmasının bunun nihai sınavı hâline geldiğini aktaran Sağlam, siyasi baskı ve sistematik müdahalelerle yargı süreçlerinin sürekli olarak engellenmesinin kamusal güveni derinden sarstığını kaydetti. Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Gulshan Y. Sağlam, hâkimlerin soruşturmaları tamamlamasının engellendiğinde ve yasal tedbirlerin bloke edildiğinde, hukukun üstünlüğünün kendisinin tehlikeye atılmış demek olduğunu kaydetti.
“TAIF ANLAŞMASI'NA SAHİP ÇIKMAYA VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ PEKİŞTIRMEYE ÇAĞIRIYORUZ””
Dr. Gulshan Y. Sağlam, bağımsız bir yargıyla desteklenen gerçek bir adli hesap verebilirlik olmaksızın anlamlı bir ekonomik, siyasi ve idari reformun var olamayacağını aktararak, şöyle devam etti:
“Beyrut Limanı davasındaki hesap verebilirlik herhangi bir siyasi fraksiyona karşı yöneltilmiş değildir; her türlü güvenilir reform gündeminin temel taşıdır. Lübnan'ın modern tarihindeki en ağır suçlardan birinin ardından cezasızlık hâkim gelirse, hiçbir vatandaş kendi hayatının, mülkünün veya geleceğinin korunduğuna gerçekten inanamaz. Karanlığa rağmen umut varlığını sürdürmelidir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanını yemininde verdiği taahhütlere bağlı kalmaya, Başbakanı ise hükümetin reform gündemini yerine getirmeye, devlet kurumlarını güçlendirmeye, Taif Anlaşması'na sahip çıkmaya ve hukukun üstünlüğünü pekiştirmeye çağırıyoruz”
Lübnan ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Gulshan Y. Sağlam, özellikle uluslararası adalet kariyerinin dürüstlüğü, adaleti ve mesleki mükemmeliyeti simgeleyen Başbakan Nevvaf Selam'a büyük bir umut bağladıklarını ifade ederek, onun uluslararası adalet sahasından Lübnan'ın yürütme erkini yönetmeye geçişinin bu değerleri somut eyleme dönüştürmek için tarihi bir fırsat sunduğunu söyledi. Sağlam, “Bu, Lübnan'ın kaderini tayin eden anıdır: Ya hukuk, sosyal adalet ve kapsamlı hesap verebilirlik üzerine kurulu bir devlet inşa edeceğiz ya da aynı cezasızlık döngüsünün içinde sıkışıp kalmaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
“4 AĞUSTOS KURBANLARININ HATIRASI SİYASİ UZLAŞILARIN ALTINA GÖMÜLEMEZ”
Sağlam, “Lübnanlı insan hakları savunucuları olarak, gecikmelere veya siyasi engellemelere aldırmadan gerçeği ve adaleti talep etmeye devam edeceğiz. Beyrut Limanı patlamasının kurbanları için adalet ne siyasi bir talep ne de birilerinin bahşettiği bir lütuftur. O, her bir kurbana, evini kaybeden her çocuğa ve hâlâ yas tutan her anneye borçlu olunan temel bir haktır. Gerçek en nihayetinde galip gelecektir. 4 Ağustos kurbanlarının hatırası siyasi uzlaşıların altına gömülemez. Yıkıntılardan defalarca yeniden doğan Beyrut şehri, adaletin de küllerinden yeniden doğduğunu bir gün mutlaka görecektir.” dedi.




